Kravatlı Cihatçılar Dönemi… – | Alevi Gazetesi

Tarih bu günleri affetmeyecek. Demokrasi uğruna can verenlerin kanı kurumadan, El Kaide’nin Suriye kolu iktidara taşınıyor. Üstelik onu taşıyanlar “medeniyet” nutku atan Batı başkentleri… Washington, Tel Aviv, Ankara ve suskun Avrupa. Bu bir “bölgesel kriz” değil; insanlık vicdanına karşı işlenen örgütlü bir suçtur. “Ayıptır,.. günahtır…”

HTŞ’nin adı değişebilir, Colani takım elbise giyebilir, Batı medyasına “ılımlı” pozlar verebilir. Ama hakikat değişmez. Bu yapı El Kaide geleneğinin Suriye’deki devamıdır. Takfiri zihniyetin, mezhepçi nefretin, teokratik totalitarizmin silahlı biçimidir. Geçmişi değil, bugünü ortadadır. Katillerin sicili aklanıyor, suçlular muhataplaştırılıyor, kurbanlar yalnız bırakılıyor.

Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de yaşananlar bunun kanıtıdır. Aralık 2025 ile Ocak 2026 arasında Kürt mahalleleri “askeri hedef” ilan edildi; siviller dahil. Bombardıman, kuşatma, zorla göç… Kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef oldu. IŞİD’e karşı Kobani’yi savunan, Raqqa’yı kurtaran insanlar bugün otobüslere bindirilip şehirlerinden sürülüyor. Bu insanlığın utancıdır. Amerika’nın, İsrail’in Avrupa’nın utancıdır. Kirli geçmişin saflarına yapılmış yeni bir kayıttır.

Ve saldırı bitmiyor. Deyr ez-Zor’da, Menbic’te, Dayr Hafir’de bombardıman sürüyor. HTŞ “kapalı askeri bölge” diyerek sivilleri zorla tahliye ediyor. Katillerin mesajı nettir “Burada size yer yok.” Peki dünya ne yapıyor? Görüyor, biliyor ve ortak oluyor.

ABD’nin yaptığı tarihe geçecek bir ikiyüzlülüktür. On yıllarca “terörle savaş” adı altında ülkeler işgal etti, işkenceyi kurumsallaştırdı, milyonların hayatını yaktı. Şimdi aynı ABD, El Kaide’nin Suriye koluna yaptırımları kaldırıyor, “diyalog ortağı” diye masaya oturuyor. Neden? Çünkü HTŞ artık “kullanışlı aparat.” İran’a karşı, Rusya’ya karşı, bölgesel hesaplar için… IŞİD’e karşı on binlerce bedel ödeyen SDG’ye düşen ise “Dengede kalın.” , “Katillerin önünü kesmeyin.” .

İsrail’in tavrı daha da karanlık. Ocak 2026’da Paris’te HTŞ ile istihbarat paylaşımı ve askeri koordinasyon konuşuluyor. İran korkusuyla cihatçı katillerle ittifak kurmak… Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, Süryanileri, Ermenileri, Ezidileri feda edilebilir görmek… Tarih boyunca soykırım acısı yaşamış bir devletin bugün başka bir soykırımın zeminini güçlendirmesi, insanlığın aklını ve vicdanını yaralıyor. Mazlumların yarasını kimse görmek istemiyor. Almanya’nın milyonlarca Yahudi’yi katlederken görülmeyen yaralar gibi… Kan akıyor… İnsanlar ölüyor… Yarına katillerin ve ona ses çıkarmayanların hikayesi yazılıyor.

Türkiye’nin durumu açık bir yok etme stratejisi. Erdoğan rejimi SDG’yi “terör” etiketiyle şeytanlaştırarak Ortadoğu’nun en demokratik, en çoğulcu, kadın özgürlüğünü en güçlü savunan deneyimine savaş açmış durumda. Türkiye’nin vekil güçleri üzerinden yürüyen saldırılar, Bayraktar’larla Kürt mahallelerinin bombalanması, cihatçı gruplara sağlanan koordinasyon… Bunların hepsi aynı hedefe çıkıyor: Kürt varlığını kırmak, dağıtmak, silmek. NATO üyesi bir ülkenin IŞİD, El Kaide türevleriyle fiili ittifaka girmesi, “Batı değerleri” masalını yerle bir ediyor. Yalanlarını yüzüne vuruyor.

Avrupa Birliği ise utanç verici bir suskunluk içinde. İnsan hakları, demokrasi, kadın özgürlüğü gibi kavramlar ağızlardan düşmüyor ama sahada hiçbir karşılığı yok. AB’nin derdi insanlık değil, mülteci korkusu. Mültecileri geri göndermek, gelmelerini engelelyecek karakolar kurmak ile meşgül. Katliamlara “endişeliyiz” demekle yetiniyor. Alevi katliamı karşısında “endişe.” Dürzi toplu mezarları karşısında “endişe.” Kürt mahallelerinin bombalanması karşısında “endişe.” Çok fazla endişeden dolayı oratalıktan kaybolmuş gibiler. Yani somut hiçbir şey… “Mülteci gelmesin” hesabıyla yeni bir soykırıma suç ortaklığı yapıyorlar. Fransa, Almanya, EU sıraya girmiş karakol komutanını alkışlıyor.

HTŞ’nin sicili ortada. Alevilere karşı Mart 2025’te kıyı bölgelerinde katliamlar, infazlar, yakılan köyler… Dürzilerin Suwayda’da maruz kaldığı zorla yerinden etmeler, yağma ve baskı… Hristiyanlara yönelik saldırılar, kiliselerin kapatılması, 2000 yıllık bir varlığın silinmeye zorlanması… Ezidilerin IŞİD sonrası yeniden aynı korkuya mahkum edilmesi…

HTŞ’nin “ılımlılık” oyunu önceden satın alınmış bir bahanedir. HTŞ bir yönetim değil, bir terör mekanizmasıdır…

Şimdi dolaşımda “Entegrasyon.” var. SDG’nin HTŞ ordusuna “entegrasyonu.” Rojava’nın boğazına geçirilen ilmik. Demokrasi kurumlarının dağıtılması, YPJ’nin tasfiyesi, kadınların eve kapatılması, azınlıkların savunmasız bırakılması, laik toplumun ezilmesi… Yani yeni soykırımların başlangıcı. Bunu söyleme utanmazlığı Türkiye’ye ait oalbilir. Katil sever Türyiye’ye yakışanda bu. Peki demokrasi, insan hakları söylemi ile yola çıkanlar.

Rojava, Ortadoğu’nun en demokratik deneyimidir. Kadın eşitliğinin kâğıt üstünde değil, örgütlü irade ve özsavunmayla yaşadığı yerdir. Çoğulculuğun, halk meclislerinin, ekolojik duyarlılığın inşa edildiği nadir bir umut alanıdır. Bölgedeki tek seküler merkezdir.

IŞİD’e karşı dünyayı koruyan güçler şimdi birileri tarafından “terörist” muamelesi görüyor. Bunu HTŞ söylüyor, sahibi Türkiye söylüyor. Komedi bu kadar diyip gececeğiz. Olmuyor, her yer ölüm kokuyor. Her yer acıların resmini çiziyor. İnsanlığın içine bir katil sürüsü salınmış durumda.

Dün alkışlanan kadın devrimciler bugün cihatçı bombaları altında. Dün kapak yapılan YPJ fotoğrafları bugün unutulmuş. Çıkar, vicdanın üstüne geçirilmiş. “Denge” denilen şey, katliamı dengelemekten başka bir şey değil.

2026 insanlık için tarihe not düşecek gibi, “insanlık” dünya cihatçı katilleri meşrulaştırdı. Demokrasi güçlerini terk etti. Kadın devrimini sattı. Azınlıkları pazarlık konusu yaptı.

Bugün HTŞ ABD için “kullanışlı”, İsrail için “stratejik”, Türkiye için “gerekli” görülebilir. Ayakları yere basan çihatçıların yarın dönüp ne yapacağını herkes biliyor. ABD herkesten iyi biliyor. Bizler AKP şahsında bir kez daha deneyimledik. HAMAS’ı besleyip büyütenler acı deneyimi bizzat yaşadı. Bilinenin önüne geiçilmemesi insanlığın düşürüldüğü yerdir.

SDG’nin önünde ise iki yol var. Direnmek ya da teslim olmak. Uzlaşma ve “entegrasyon” masalları, cihatçı diktatörlüğe yumuşak geçişten ibarettir. Teslim olurlarsa Rojava biter. Kadın devrimi biter. Demokrasi umudu biter. Sonrası sıra sıra gelir. Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler… Kalanların da esamesi okunmaz.

“Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgar,
Alçak damlı evlerin yüksek küçük pencerelerinden soluk ışıklar yağıyordu geceye,
Köpek havlamaları korkulara karışır kaygıları beslerdi,
Sonra dağlardan kurşun sesleri gelirdi, belirli belirsiz
Namlunun ucunda çırpınırdı yürekler
Ağıtlar yankılanırdı dağlara doğru
Kapılar kırılır, talan edilirdi sevdalar
Umutlar ve insan olan ne varsa?
Ve kan akardı derelerimizden; Zilan, Munzur, 33 kurşun, Newala Qasaba
Ve ülkenin bütün derelerinde?
O iklimde kalırdı acılar
Duymazdı bir Allahın kulu çığlığımızı
Ve dağlara sevdalanırdık
Karabasan gecelerin sabahlarında
Direnmek kalırdı Kürde
Yaşamanın bir başka adı direnmektir?” Musa Anter

İnsanlığa, söyleyeceğimiz tek şey HTŞ’ye meşruiyet verilmesini durdurun. IŞİD,  El Kaide türevi bir örgüt diplomatik muhatap olamaz. Katliamları belgel,, yargılayın, unutturmayın. SDG’ye somut destek verin. Türkiye’nin cihatçı ortaklığına yaptırım uygulayın. İsrail’in bu kirli işbirliğine karşı çıkın. AB, mülteci hesabıyla suç ortaklığını bırakıp insanlık tarafına geçsin.

Bu bir siyasi tartışma değil, bir vicdan sınavıdır. Demokrasi mi, totaliterizm mi? Kadın özgürlüğü mü, patriyarkal şiddet mi? Çoğulculuk mu, mezhepçi kıyım mı?.

Ben Rojava’nın yanındayım. Kadınların yanındayım. Azınlıkların yanındayım. İnsanlığın yanındayım. Cihatçı katillerin ve onların uluslararası ortaklarının karşısındayım. Nokta…

Siz neredesiniz?…

Kimliksiz Levent Gültekin, İhanetin Örgütlenmesi –

Türkiye’de artık kimse “Kürt yoktur” demiyor. Ama sakın bunu bir ilerleme sanmayın. Bu bir geri çekilme değil, bir taktik değişimidir. Bu, inkarın kirlenmesi,...

Halep’te Kan Hattı, Paramiliter Çeteler ve Ankara –

Suriye’nin Halep kentinde 6 Ocak 2025’te başlayan saldırılar, barış arayışlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye destekli Suriye...

Devletin Alevi Çarkı Yeniden Dönüyor –

Uzun süredir Alevilere dönük yürütülen siyaset, Alevilerin öz taleplerine yanıt üretmekten çok, onları belirli siyasal kalıplara sıkıştırmayı hedefleyen bir çizgide ilerliyor. Alevilerin kendi...