<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tarih &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 20:04:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>tarih &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Amerika katil katil”</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 20:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/</guid>

					<description><![CDATA[Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu&#8217;da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum. O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu’da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum.</p>
<p>O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin kasetlerine ulaşmak şans gibi bir şeydi. Herkeste bulunmaz, el altından dolaştırılırdı. Bulması zor, bulsan bulundurulması suçtu. Memleketlim ve arkadaşlarımdan biri “Bende Mahzuni’nin bir kaseti var” demişti. Abisinin gizli zulasından almıştı. Vermişti. Bir kaset bazen bir okuldan daha öğretici, bir kürsüden daha hakikatli olabiliyordu. Açıp tekrar tekrar dinliyordum ilk parçayı.</p>
<p><strong><em>“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil katil.”</em></strong></p>
<p>Sofrada taze fasulye var. Yan odadayım, “Gel yemeğini ye” dediler. Kapıyı açıp sofraya oturdum. Kasetin sesi dalga dalga evin içine yayılıyordu. Kimsenin yadırgadığı yoktu. Çünkü o evlerde herkes hayatın sertliğini biliyor ama yüksek sesle konuşamıyordu.</p>
<p>Tam o ara kapı çaldı. Polis evi sarmıştı. Beni almaya gelmişlerdi. Halaoğlu İbrahim hızlı bir manevrayla kaseti çıkardı, halının köşesinden altına koydu ve arama bitinceye kadar oradan hiç ayrılmadı.</p>
<p>Her şeyi aldılar. Dergilerim, kitaplarım ve ilk daktilom. Yazma ihtimalini tehlike sayan bir devlet aklı vardı karşımızda. Kaseti bulamadılar. Tabii beni de evde bırakmadılar. 10 Nisan 1986’da tutuklayıp Efirli Cezaevi’ne koydular.</p>
<p>Peki neden bu kadar hızlı gelmişlerdi? Günler öncesine dönmem gerekiyor. Boş bir İngilizce dersinde Alevi olma muhabbeti sonrası konu Libya’ya döndü. ABD’nin haklı olarak Libya’yı hedef aldığını söylüyordu birileri. Ben de o günkü aklımla ABD’nin petrol yataklarına konmak için bunu yaptığını söyledim. Sınıfta tek bir kişi dahi beni desteklemiyordu. Linç geliyordu.</p>
<p>Sınıf arkadaşlarım beni öğretmene, öğretmen, müdüre, müdür valiye, vali emniyet müdürüne, emniyet müdürü siyasi şubeye bildirmek suretiyle bir kahramanlığa imza attılar.</p>
<p>Çok geçmedi, 15 Nisan 1986’da Amerika Libya’yı bombaladı. Tarih bunu operasyon diye notladı ama bomba düştüğü yerde çocuk ismiyle anılır. Resmi gerekçeler olur, stratejik açıklamalar yapılır, fakat geride kalan hep annelerin suskunluğudur.</p>
<p>Ben cezaevindeyken bu haberi duydum. Çocuk sayılacak yaşta devletin sert yüzüyle tanışmak, insanın içindeki adalet terazisini daha da keskinleştiriyor. Ama o sertlik aynı zamanda bir şeyi netleştiriyor, dünya anlattıkları gibi değil. Ve Mahzuni’nin sözleri, o derme çatma kasetteki ses, kitaplarda bulamadığım bir dili taşıyordu.</p>
<p><strong><em>“Devleti devlete çatar<br />
</em></strong><strong><em>İt gibi pusuda yatar<br />
</em></strong><strong><em>Kan döktürür silah satar<br />
</em></strong><strong><em>Amerika katil katil.”</em></strong></p>
<p>Yıllar sonra Kobani sınırında Kürtlerin direnişine tanıklık ediyorduk. Bütün medya oradaydı. Halk oradaydı. Nefesler tutulmuştu. IŞİD ilerliyordu. Bir yanda örgütlü karanlık, diğer yanda yalnız bırakılmış bir halk. Bakur’dan, Başur’dan, Rojhilat’tan gençler akıyordu. Kadınlar ön saftaydı. Ölüm haberi sıradanlaşmıştı.</p>
<p>Tam umutsuzluğun zirvesinde uçaklar belirdi. Bombalar IŞİD mevzilerine düştü.</p>
<p>O an sınırın bu tarafında bekleyen kalabalığı bir sevinç sardı. Ve o kalabalığın içinde <strong><em>“Amerika katil katil”</em></strong> şarkısını bilenler de vardı. Ellerini havaya kaldırdılar.</p>
<p>Ben de baktım o gökyüzüne. İçimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Mahzuni’nin kaseti halının altında saklıyken duyduğum öfkeyle, o uçakları izlerken hissettiklerim yan yana gelmişti. İkisi de doğruydu. Ve bu beni ne yanılmış ne de tutarsız hissettirdi, sadece hayatın, sloganlara sığmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Çelişki, hakikati inkar etmek değildir. Çaresizliğin adıdır.</strong></p>
<p>Rojava deneyimi yalnızca askeri bir savunma değil, birlikte yaşam fikrinin ete kemiğe bürünmesiydi. O gençler bedenlerini özgürlüğe yatırdı. Mesele Amerika’ya güvenmek değil, karanlığa teslim olmamaktı.</p>
<p>Kobani sınırından döndükten yıllar sonra, aynı his başka bir coğrafyada yeniden kapıyı çaldı. Her şey İran’a geliyordu artık.</p>
<p>İran halkı kırk yılı aşkın süredir hayatı denetim altında yaşayan bir toplum. Kadının saç telinden gençlerin müziğine, öğrencinin sloganından işçinin grevine kadar her alan baskı altında tutuldu. Sonra 2022’de Mahsa Amini öldü. Bir kadın, saçı yüzünden. Ve o ölümden “Jin, Jiyan, Azadi” doğdu. Slogan değildi bu, kırk yıllık bastırılmış bir nefesin tek cümlede patlayışıydı. Sokağa çıkan gençler idam sehpasıyla tanıştı, kadınlar meydanlarda coplandı, gazeteciler hapsedildi. Direndiler, öldüler, susturuldular, ama bu kez ses daha uzağa gitti. Çünkü Jin, Jiyan, Azadi yalnızca İran’ın sesi değildi, Kürdistan’dan, Rojava’dan, dağlardan gelen kadim bir çığlığın İran sokaklarında yankılanmasıydı. Milyonlarca İranlı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Sürgün yalnızca coğrafi değildir, insanın dilinin, çocukluğunun, mezarının yerinden edilmesidir. Bunu anlamak için teoriye gerek yok, halının altına saklanan bir kaseti hatırlamak yeterli.</p>
<p>Halepçe’de <strong><em>“Baba havada elma kokusu var”</em></strong> diyen çocukların hafızası hala canlıyken, Enfal’de yüz binler toprağa gömülmüşken, bir halkın zaliminden hesap sorulmasına sevinmesi ideolojik değil insani bir reflekstir. Acı yaşayanın sevinci teorik değildir, yaraya sürülen merhem kadardır.</p>
<p>İran halkı dış müdahaleye hayran olduğu için değil, içeride nefes alamadığı için umut arıyor. Bu umudu doğru bulmak ya da bulmamak başka bir tartışmadır. Ama o umudu anlamamak vicdani bir eksikliktir.</p>
<p>O günün sınıf arkadaşlarımın ihbarıyla İran halkının arayışı arasında ince bir bağ görüyorum. İkisi de aynı korkudan besleniyor ama farklı yönlere akıyor. Biri baskıyı içselleştirerek sistemin yanına geçiyor, diğeri o baskıdan kaçacak bir kapı arıyor. Aranan kapı dışarıya çıkıyorsa, bu o insanların suçu değili kapıyı içeriden kilitleyen rejimlerin faturasıdır.</p>
<p>Amerika hiçbir zaman özgürlüklerin temsilcisi olmadı. Çıkarlarını önceledi. Bir yerde diktatör destekledi, başka yerde özgürlük nutku attı. Aynı el hem silah sattı hem barıştan söz etti. Bu değişmedi. Eskiden daha görünmezdi, şimdi artık gizlenmiyor.</p>
<p>Ama şunu da biliyorum, halkına kapalı olan her rejim, kapısını dış müdahalelere açık bırakır. Suriye’de oldu. Irak’ta oldu. Afganistan’da oldu. Türkiye sıradadır diyorlar. Ve bedeli her zaman halk ödedi. Sorumlusu kim? Kendi halkı için var olmayan hükümetler. Eleştiriyi ihanet, farklılığı düşman sayan iktidarlar.</p>
<p>Mahzuni haklıydı. Ama o kaseti halının altına saklayan İbrahim de haklıydı. Çünkü bir halk hem dışarıdan gelen zulme hem içeriden gelen baskıya aynı anda maruz kalabilir. Ve o iki gerçeği birbirini silmek için kullanmak, en büyük entelektüel sahtekarlıktır.</p>
<p>O gece Ordu’da, fasulye soğurken, kasetten yükselen ses şunu söylüyordu aslında <strong>Adalet bir yerde değil, yalnızca ezilenlerin yanındadır.</strong></p>
<p>Otuz küsur yıl geçti. Hala aynı fikirdeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Tahir Üryan &#8211; Kürt Alevi Hakikatinin Kadim Sesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 22:04:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[halk bilgesi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç önderi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/</guid>

					<description><![CDATA[“Kürt geceledim, Arap uyandım” Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır. Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır. Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam’da yer alır. Bu da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p class="font-claude-response-body" style="text-align: right;"><em><strong>“Kürt geceledim, Arap uyandım”</strong></em></p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam’da yer alır. Bu da onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda bir inanç önderi olduğunu gösterir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar tarafından Kürtlerin Ömer Hayyam’ı olarak anılsa da, Baba Tahir Üryan Ömer Hayyam’dan yaklaşık yüz elli yıl, Yunus Emre ve Mevlana’dan ise yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani tasavvuf şiirinin Kürt Alevi damarındaki en erken büyük seslerden biridir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın doğum ve hakka yürüme tarihleri kesin değildir. Ancak genel kabul, 940 ile 1020 yılları arasında, bazı kaynaklara göre ise 971 ile 1055 yılları arasında yaşadığı yönündedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendi bir dubeytisinde “Bizi yarattığın o günden beri, günahtan başka bir şey görmedin. Ey Allah’ım, sekiz ve dördünün aşkına! Benden kusurdan başka gördün mü? Görmedin.”</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu şiirdeki sekiz ve dört rakamları yan yana getirildiğinde ortaya çıkan 84 sayısı, Baba Tahir’in yaşını vermektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">İran’ın Loristan Hemedan bölgesinde doğmuş, bu topraklarda yaşamış ve yine bu topraklarda hakka yürümüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu coğrafya yalnızca bir yer değildir. Bu coğrafya, binlerce yıldır Kürt halkının, kadim inançların, Aleviliğin, Yarsanlığın, Zerdüşti izlerin, doğa merkezli yaşamın mayalandığı bir hafızadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün türbesi, Hemedan’ın kuzeyinde, Bûn-i Bazar mahallesinde küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’le aynı çağda yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kaynaklara göre Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Hemedan’a girdiğinde buradaki üç büyük şahsiyeti ziyaret etmek istemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu zatlar: Baba Tahir Uryan, Baba Cafer ve Baba Hamşad’dır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba sıfatlarından anlaşılan şudur ki, bu üç büyük zat da Kürt’tür ve bu bölgede yaşayan Kürtlerin Ehl-i Hak yani Yarsan inancına mensupturlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in hayatıyla ilgili kaynaklarda onun sokaklarda çırılçıplak gezdiği ve bu nedenle kendisine uryan lakabının verildiği, meczup denildiği belirtilmektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu çıplaklık, yalnızca fiziksel değildir. Bu, dünyevi bağlardan arınmışlığın, hakikat karşısında savunmasızlığın, hiçbir kabuğa sığınmamanın sembolüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in felsefesi, modern dünyada çökmüş olan felsefeyle kıyaslandığında bambaşka bir yerde durur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Modern dönemle birlikte felsefe, analitik, emprik, pozitivist mantığa indirgendiği için iflas etmiştir. Artık felsefe bilgi sevgisi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hele hele geç kapitalistleşen ve pozitivist depremin şoklarını yeni hisseden Ortadoğu toplumları için felsefe, dini ve manevi geleneklerle mücadele etmenin, onları tasfiye etmenin bir aracına dönüştürülmüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Oysaki kadim dönemlerde felsefe hikmet olarak tanımlanmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">İlk Müslüman filozof kabul edilen el-Kindi’ye göre felsefe hikmet sevgisidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">On ikinci yüzyılın büyük Kürt düşünürü ve İşrak filozofu olan Şihabeddin Sühreverdi de felsefeyi en yüce ve ilk hikmet olarak ele alır ve felsefeyi asla irfanın dışında düşünmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aynı şekilde on üçüncü yüzyılda İşrakiliğin ilk yorumcusu ve yine büyük bir Kürt düşünür olan Şemseddin Şehrezuri de aynı tavra sahiptir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Felsefe ve irfanın birlikte oluşu, Kürt düşünce tarihinin karakteristik bir özelliğidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Uryan, on birinci yüzyılda yaşamış, fikirleriyle, tasavvufi felsefi görüşleriyle, dubeytileriyle yani çift beyitleriyle, çarinleriyle yani rubaileriyle tarihe damga vurmuş büyük bir Kürt şahsiyettir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirlerini Kürtçe’nin Luri ve Gorani lehçesiyle yazmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu çok önemlidir. Çünkü Baba Tahir, egemenin diliyle değil, halkın diliyle konuşmayı seçmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, sarayların şairi değildir. O, sultanların, halifelerin, iktidar sahiplerinin şairi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, yoksulların şairidir. Dağların şairidir. Sürgünlerin şairidir. Mazlumların şairidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın şu sözü, Kürt Aleviler için bir anahtardır:</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt geceledim, Arap uyandım.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu söz, bir halkın başına gelen felaketi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi diliyle yaşayanların, sabah başka bir dilde konuşmaya zorlanmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi inancıyla nefes alanların, sabah başka bir inancın kalıplarına sokulmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani asimilasyonu anlatır. Yani zorla dönüştürülmeyi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, bu sözü kendi tarihlerinde defalarca yaşadı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Dil yasaklandı. İnanç yasaklandı. Ocaklar dağıtıldı. Pirler asıldı. Toplu katliamlarla, sürgünlerle, inkarla yüz yüze kalındı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in sözü, işte bu tarihsel acının şiirleşmiş halidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu söz aynı zamanda şunu da söyler:</p>
<p class="font-claude-response-body">Hakikat yok olmaz. Bazen susar. Bazen gizlenir. Bazen kabuk değiştirir. Ama ölmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in şiirlerinde aşk vardır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu aşk, yalnızca bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevgi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu aşk, hakikate duyulan aşktır. İnsana duyulan aşktır. Doğaya duyulan aşktır. Özgürlüğe duyulan aşktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’e göre aşk, insanı yakar. Ama bu yanış, insanı yok etmez. Bu yanış, insanı arındırır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşık, canından korkmaz. Zincirden korkmaz. Zindandan korkmaz.</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü asıl korku, hakikatten kopmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu anlayış, Aleviliğin özüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kul ile Hak arasına hiçbir aracı koymamak. Ne şeyh, ne halife, ne sultan. Doğrudan Hak’la yüzleşmek.</p>
<p class="font-claude-response-body">Eline sahip ol. Beline sahip ol. Diline sahip ol.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu üç ilke, yalnızca ahlaki öğüt değildir. Bu üç ilke, aynı zamanda politik bir duruştur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Zulme bulaşma. Hırsı kutsallaştırma. Yalana teslim olma.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yol, yüzyıllar boyunca ocaktan ocağa, dilden dile taşınmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in etkisi sadece şiirle sınırlı değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam, Aynü’l Kudat Hemedani, Mevlana, Yunus Emre, Feqiyê Teyran, Melayê Cıziri, Ehmedê Xani gibi birçok düşünür ve şairi derinden etkilemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar onu sıkça Kürtlerin Ömer Hayyam’ı diye tanımlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hatta Doğu Bilimci Fitzcerald şöyle der: Baba Tahir, Ömer Hayyam’dan daha üstündür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O devrin evliyalarından Ata, Celaleddin-i Rumi ve Hafız Şirazi gibi olanlar dahi Baba Tahir’in Ömer Hayyam’dan daha üstün olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Peki, böylesi büyük bir Kürt Alevi bilgesi, neden bugün Türkiye’de yeterince tanınmaz?</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü Alevilik, bilinçli biçimde yeniden tanımlanmak istenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Türkçü ulusalcı anlayış, Aleviliğin kadim tarihini, çok katmanlı inanç yapısını, Kürt Alevi köklerini yok sayarak, yeni bir Alevilik yaratma misyonu üstlenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç yalnızca görmezden gelmek değildir. Amaç, tarihi ters yüz etmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç, Aleviliği binlerce yıllık hakikat yolundan koparıp, devletle uyumlu, zararsız, denetimli bir kimliğe dönüştürmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yüzden Türk şairleri, bilgeleri Yunus Emre, Hacı Bektaş, Pir Sultan gibi isimler öne çıkarılırken, Baba Tahir Üryan gibi Kürt Alevi hafızasını temsil eden öncüler bilinçli biçimde karartılmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu bir unutkanlık değildir. Bu, sistemli bir tarih mühendisliğidir. Bu, asimilasyonun en derin biçimidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın bilinmemesi, baskının ve inkarın sonucudur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün Baba Tahir Üryan’ı yeniden konuşmak, yalnızca bir şairi anlatmak değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu, Kürt Alevi kimliğini savunmaktır. Hakikati savunmaktır. Kadim inançları savunmaktır. Hikmet geleneğini savunmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Kürt Alevilerin hafızasıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, irfan geleneğinin ana kaynağıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, modern dünyanın akıl putlaştırmasına karşı hikmetin sesini yükselten bilgedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, hakikatle aklın arasındaki köprüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, kalbin ve aklın sentezini kuran öncüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, onun sesi de yaşayacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar konuştukça, onun hikmeti de konuşacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar direniş sürdükçe, onun yolu da sürecektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşk ile.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maraş, Süreklilik Taşıyan Bir İmha Politikası</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/maras-sureklilik-tasiyan-bir-imha-politikasi-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/maras-sureklilik-tasiyan-bir-imha-politikasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 19:56:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/maras-sureklilik-tasiyan-bir-imha-politikasi-2/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de yaşanan katliamları tek tek ele almak, onları yalnızca tarihsel birer “acı olay” olarak değerlendirmek, gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü bu ülkede katliamlar bir istisna değil, bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yaşanan katliamları tek tek ele almak, onları yalnızca tarihsel birer <strong>“acı olay”</strong> olarak değerlendirmek, gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü bu ülkede katliamlar bir istisna değil, bir sürekliliktir. Hedefleri değişmeyen, yöntemleri dönemsel olarak farklılaşan, ama özü itibariyle aynı hatta ilerleyen bir devlet ve egemen akıl pratiğidir bu.</p>
<p>Bu katliam silsilesinin hedef aldığı topluluklar rastgele seçilmemiştir. Türkiye’de yaşam hattı olan, bu ülkenin toplumsal ve siyasal damarlarını oluşturan kimlikler hedef alınmıştır. Aleviler, Kürtler, solcular, sosyalistler… İnançlarıyla, kimlikleriyle, politik tercihleriyle egemen sistemin dışında kalanlar sistematik biçimde hedef haline getirilmiştir.</p>
<p>Bu çerçeveden bakıldığında Maraş Katliamı, yaşananların yalnızca bir halkası değil, bu imha politikasının yoğunlaştırılmış bir özetidir.</p>
<p>Maraş’ta katledilenlerin ortak özellikleri açıktır. Ulusal kimlik olarak ağırlıklı biçimde <strong>Kürt </strong>olmaları, inançsal olarak <strong>Alevi</strong> olmaları, siyasal ve toplumsal tercihleri açısından solcu ve <strong>sosyalist</strong> olmaları. Yani Maraş’ta hedef alınanlar, devletin makbul vatandaş tanımının bütünüyle dışında kalan kesimlerdir.</p>
<p>Bu nedenle Maraş Katliamı’nı yalnızca “Alevilere yönelik bir saldırı” olarak daraltmak eksik olur. Evet, bu bir Alevi katliamıdır. Ama aynı zamanda bir Kürt katliamıdır, bir sol ve sosyalist katliamıdır. Bu kimliklerin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Maraş’ta bu kimlikler iç içe geçmiştir ve birlikte hedef alınmıştır.</p>
<p>12 Eylül darbecilerinin açıkça söylediği şu cümle bu gerçeği özetler niteliktedir “Biz bu darbeyi Kürtlere, komünistlere ve Kızılbaşlara karşı yaptık.”</p>
<p>Bu cümle, Maraş’ta yaşananların arkasındaki zihniyeti bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına bakıldığında üç temel unsur öne çıkar, bir grubun doğrudan hedef alınması, bu grubun yaşamına kast edilmesi, ekonomik, sosyal ve mekânsal olarak yok edilmeye çalışılması.</p>
<p><strong><em>Maraş’ta bu üç unsurun tamamı vardır. İnsanlar kimlikleri nedeniyle hedef alınmıştır. Yaşamları ellerinden alınmıştır. Mallarına el konulmuştur. Hayatta kalanlar göçe zorlanmıştır. Bir kentin demografik ve kültürel yapısı bilinçli biçimde değiştirilmiştir.</em></strong></p>
<p>Bu nedenle Maraş’ta yaşananlara “katliam” demek yetersizdir. Bu, açık bir soykırım pratiğidir. Ancak Türkiye’de bu soykırım ne hukuki ne de siyasal olarak gerçek anlamda tartışılabilmiştir.</p>
<p>Maraş Katliamı’nın en ağır sonuçlarından biri, mağdurların yıllarca konuşamaması olmuştur. İnsanlar yaşadıklarını anlatmaktan korkmuş, sanki hiç yaşanmamış gibi hayatlarına devem etmişlerdir. Maraş, uzun yıllar boyunca konuşulması yasaklı bir tabu hâline getirilmiştir.</p>
<p>Bu sessizlik kendiliğinden oluşmamıştır. Mağdurlar suçlu gibi gösterilmiş, sanki yaşananlar hak edilmiş gibi bir algı yaratılmıştır. Bu psikolojik kuşatma, adalet talebini de geciktirmiştir.</p>
<p>Ancak 2000’li yılların başında itibaren tanıklar yavaş yavaş konuşmaya başlamıştır. Bu, hem bireysel bir cesaretin hem de toplumsal hafızanın kendini zorla hatırlatma çabasının sonucudur.</p>
<p>Alevi hareketi tartışılırken sıkça dile getirilen bir yanlış vardır <strong><em>“Aleviler Sivas Katliamı’ndan sonra örgütlenmeye başladı.”</em></strong> Bu ifade hem eksiktir hem de yanıltıcıdır. Evet, Sivas Katliamı sonrasında Alevi örgütlenmesi görünür biçimde büyümüştür. Lakin Aleviler bu süreç öncesinde özellikle Avrupa’da kendi isimleri ile kurumlaşmaya başlamışlardı. Türkiye’ye uzanan bir uyanış dalgasının geldiği bir dönemden geçiliyordu. Sivas Madımak katliamı işte bu uyanışın barajlanması projesinin, Alevilerin demokrasi güçleri ile buluşmasını engelemek için devlet merkezli organize edilmiştir. Katliamın ardından Türkiye’nin dört bir yanında yürüyüşler düzenlenmiş, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı öne çıkarılmıştır. Alevi hareketi bu eksene sıkıştırılarak katliamda sorumluluğu olan CHP üzerinden yeniden devlet denetimine alınmıştır. “Mollalar İran’a” sloganı ile katliamın yerel, devlet bağlantılı boyutu örtülmüş, dış düşman algısıyla gerçek sorumlular gizlenmiştir.</p>
<p>2008 yılında Alevi örgütleri merkezi bir Maraş anması yapma kararı aldı. Ancak bu anma Maraş’ta değil Adana’da gerçekleştirilmiştir. Çünkü Maraş’a girmek demek, o coğrafyanın Kürtlüğüne, Aleviliğine ve sol-sosyalist duruşuna açık biçimde sahip çıkmak demektir. Bu yüzleşmeden kaçınılmıştır.</p>
<p>2009 yılında ise bu tablo kırılmıştır. Türkiye’deki Alevi örgütleri değil, İngiltere Alevi Federasyonu Maraş’ta anma yapmak için başvuruda bulunmuştur. Valilik yurtdışından gelen bir kurumun başvurusunu kabul edemeyeceklerini belirterek başvuruyu rededince, Türkiye Alevi örgütlenmesi kamuoyu baskısıyla Maraş’ta anma yapma kararı almıştır. 31 Aralık 2009  tarihinde yapılan ilk anma programına faşist güçler saldırmış ve bunu bahane yapan valilik sonraki yıllarda izin verilmemiştir. Bu durum hâlâ devam etmektedir&#8230;</p>
<p>Kısacası, Sivas katliamından 15 yıl ve Maraş’da yaşanan katlimadan 31 yıl sonra Maraş kendisini gündeme sokmuştur.</p>
<p>12 Eylül sonrası dönemde Alevi hareketine üç ayrı etkin operasyon çekilmiştir. İkisi geride kalmış, üçüncü süreç içinden geçmekteyiz. Bunlardan ilki Sivas Katliamıdır. Bu katliam yalnızca bir linç değil, aynı zamanda Alevileri, gelişen Kürt siyaseti ve sol hareketi ile bütünleşmesini engeleme hamlesidir.</p>
<p>Bugün Maraş meselesi, yalnızca geçmişle ilgili değildir. Maraş, bugünün demokrasi mücadelesidir. Kürtlerin var olma mücadelesidir. Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesidir. Solun ve sosyalistlerin adalet mücadelesidir.</p>
<p>Bu mücadeleleri birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü sorunlar aynı merkezden beslenmektedir. Bugün Kürtler daha örgütlüdür, Aleviler daha örgütlüdür, sol ve sosyalist yapılar tabloyu daha net okumaktadır. Bu, Maraş’ın neden hâlâ bu kadar rahatsız edici bir gerçek olduğunu da açıklar.</p>
<p>Maraş’la yüzleşmek, bu ülkenin kuruluşundan bugüne taşıdığı inkâr ve imha siyasetleriyle yüzleşmek demektir. Bu nedenle Maraş yalnızca anılacak bir acı değil, sahip çıkılması gereken bir mücadele hattıdır.</p>
<p>Ve bu mücadele, er ya da geç, herkesin kapısını çalacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/maras-sureklilik-tasiyan-bir-imha-politikasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Mahmet Bayrak yazısı &#124; Alevi Gazetesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/bir-mahmet-bayrak-yazisi-alevi-gazetesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/bir-mahmet-bayrak-yazisi-alevi-gazetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sukruyildiz.de/bir-mahmet-bayrak-yazisi-alevi-gazetesi/</guid>

					<description><![CDATA[90’lı yıllar, 12 Eylül darbesinin yarattığı baskı ve karanlığın ardından toplumun kendine gelmeye, kimlik arayışına girdiği bir dönemdi. O yıllar, özellikle Kürtlerin, Alevilerin ve hatta Türklerin kendilerini yeniden bulmaya çalıştığı, kimliklerini yeniden inşa ettikleri bir süreçti. İnsanlar bilgiye ulaşmak, geçmişlerini öğrenmek, köklerine dair daha fazla bilgi edinmek için çok büyük çabalar sarf ediyorlardı. O günlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<div>
<p>90’lı yıllar, 12 Eylül darbesinin yarattığı baskı ve karanlığın ardından toplumun kendine gelmeye, kimlik arayışına girdiği bir dönemdi. O yıllar, özellikle Kürtlerin, Alevilerin ve hatta Türklerin kendilerini yeniden bulmaya çalıştığı, kimliklerini yeniden inşa ettikleri bir süreçti. İnsanlar bilgiye ulaşmak, geçmişlerini öğrenmek, köklerine dair daha fazla bilgi edinmek için çok büyük çabalar sarf ediyorlardı. O günlerin karanlıktan aydınlığa geçmesinde emeği geçenlerin fedakarlıkları çok büyüktü. Zaman iğneyle kuyu kazmak misali sabır ve emek gerektiriyordu. Çünkü darbe sonrası yıllarda bilgiye erişim çok kısıtlıydı. Kitaplar, belgeler, kaynaklar bulunması zor şeylerdi. Özellikle belirli konular hakkında yazılmış eserler neredeyse yok denecek kadar azdı. Ama insanlar yine de yılmadan bu bilgilere ulaşmak için mücadele ettiler.</p>
<p>O dönemde hatırlıyorum, Ethem Xemgin’in “Kürdistan Tarihi” adlı kitabı yayımlanmıştı. Kitabın içerdiği tarihsel bilgi ve araştırmaların derinliği ya da genişliği o kadar da önemli değildi. Asıl önemli olan, Kürt tarihi hakkında yazılmış bir kaynağın varlığıydı. Teorik olarak savunduğumuz, inandığımız şeyler vardı ama bunları destekleyecek kaynaklara ulaşmak çok zordu. İşte bu dönemde, bu tür kaynakları yaratmak ve okuyuculara sunmak için büyük çaba sarf eden isimlerden biri de Mehmet Bayrak’tı. Mehmet Bayrak, Kürt ve Alevi kimliklerine dair araştırmalar yaparken, bu alandaki bilgi açığını kapatmaya çalışan önemli isimlerden biriydi. Aynı zamanda o yıllarda, Mehmet Uzun da romanlarıyla Kürt dili ve edebiyatına dair önemli notlar düşmeye çalışıyordu. Her iki isim de o yıllarda çok önemli işler başardı.</p>
<p>90’lı yıllar, sadece Kürtler için değil, Aleviler için de bir uyanış dönemi oldu. Aleviler de bu dönemde kimliklerini yeniden örgütlemeye, kaybettikleri, unuttukları değerleri tekrar hatırlamaya çalışıyordu. Bu süreçte hem Kürtlerle hem de Alevilerle ilgili araştırmalar hızlandı. Adeta küllerinden yeniden doğan topluluklar ortaya çıktı. Unutturulmaya çalışılan her şey gün yüzüne çıkmaya başladı. Bilinmeyen, gizli kalan, üzeri örtülen her şey yeniden keşfediliyordu.</p>
<p>Bu dönemde Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin yükselmesi ve bu mücadelenin kararlılığı, Kürtler ve Aleviler üzerine yapılan araştırmaları teşvik etti. Aynı zamanda bu mücadele, geniş bir okur kitlesinin de oluşmasına vesile oldu. Yani bu süreç birbirini besleyen, tamamlayan bir döngü haline geldi. Bir çocuğun emekleyerek yürümeyi öğrenmesi gibi, Kürt tarihi, bilinci, edebiyatı ve kültürü hakkında yazılan eserler yavaş yavaş çoğalmaya başladı. Kürtçe müzik yapan sanatçılar sahneye çıkıyor, Alevi deyişleri yeniden kaydediliyordu. Sadece kitaplar değil, akademik araştırmalar da arttı. Özellikle Kürt ve Alevi gençler, bu konuda çok ciddi çalışmalar yapmaya başladılar. Mehmet Bayrak, Ethem Xemgin, Cemşit Bender gibi önemli isimler, büyük emek vererek çok değerli eserler ortaya koydular. O dönemde İsmail Beşikçi’nin kitapları da büyük bir ihtiyaçtı ve önemli bir boşluğu dolduruyordu. Bugün bile bu değerler üzerine yapılan çalışmalar, yeni nesillere ilham vermeye devam ediyor.</p>
<figure id="attachment_183773" aria-describedby="caption-attachment-183773" style="width: 1144px" class="wp-caption aligncenter"><img data-recalc-dims="1" fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-183773 size-full" src="https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2024/10/mehmet-bayrak-sukru-yildiz.jpg" alt="" width="696" height="411"  /><figcaption id="caption-attachment-183773" class="wp-caption-text">MEHMET BAYRAK / Resim: medyanews.net</figcaption></figure>
<p>Mehmet Bayrak’tan özellikle bahsetmek gerek. Çünkü Ethem Xemgin gibi, Mehmet Bayrak’ın da iki kimliği vardı: Kürt kimliği ve Alevi kimliği. Mehmet Bayrak, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede büyümüş bir isimdi ve hem Kürt kimliği hem de Alevi kimliği üzerine sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyordu. Bu çok önemliydi, çünkü Kürtler içinde Alevilik mücadelesi vermek ya da Aleviler içinde Kürt kimliğini savunmak oldukça zor bir işti. Mehmet Bayrak da bu zorlu görevi üstlenen isimlerden biriydi. Hem Kürt hem de Alevi kimliklerinin tarihini araştırmak, bu kimliklerin üzerindeki baskıyı ortaya çıkarmak ve kimlik mücadelesi verenlerin sesini duyurmak için çok emek verdi.</p>
<p>Mehmet abinin “Alevilik ve Kürtler” kitabı benim için her zaman çok önemli bir kaynak olmuştur. Kitabın kapağındaki muhteşem resim ve içindeki belgeler, adeta birer mucize gibiydi bizim için. Kendi varlığımızı, kimliğimizi o belgelerde bulmak, bize tarifsiz bir sevinç veriyordu. Her bir belge, adeta bir hazine değerindeydi. Mehmet Bayrak’ın Kürt Alevileri üzerine yaptığı araştırmalar, büyük bir titizlikle hazırlanmış ve çok ciddi bir emeğin ürünüydü. Ayrıca dönemin ihtiyaçlarını çok iyi görebiliyordu. Bu alandaki boşluğu fark ediyor ve bu boşluğu doldurmak için çalışmalar yapıyordu. Etrafındaki insanları sürekli araştırmaya teşvik ediyordu. Elindeki bilgi ve belgeleri paylaşmaktan hiç çekinmiyordu. Genelde araştırmacılar, akademisyenler ya da yazarlar bilgiyi kendine saklama eğilimindedir, ama Mehmet Bayrak tam tersini yaptı. Elindeki bilgileri çevresindekilerle paylaştı ve herkesi bu çalışmalara katılmaya teşvik etti. İnsanları, kendi tarihleri hakkında yazmaya cesaretlendirdi.</p>
<p>Mehmet abi, hakikatçi Alevi geleneğinin bir temsilcisi olarak, hakikati Dallıkavak’ın toprağı, havası, güneşi ve suyu gibi doğal ve bereketli gördü. Tıpkı Hacı Bayrak’ın sazından dökülen nağmeler gibi güzel, Haydar Bayrak’ın sesindeki huzur gibi derin ve Dallıkavaklı Fedai’nin “ez kurmancım” derken hissettirdiği aidiyet duygusu kadar köklü bir bağlılıkla yoğrulmuştur. Bu toprakların özü, sesi, nefesidir. Binlerce yıldır baskı altında kalan, unutturulmaya çalışılan bir coğrafyanın sesi olmuştur. Kalemiyle, sözüyle, geçmişiyle barışık bir varlık mücadelesi veren bir savaşçıdır adeta. Onun yazıları, İç Toroslar’ın ruhunu yansıtan, toprağını ve insanını yaşatan bir mücadelenin belgesi gibidir.</p>
<p>Binlerce yıldır bu topraklar üzerinde yaşayan halkların, inançların ve kültürlerin üzerine uygulanan baskıların, yok sayılmanın ve dışlanmanın karşısında Bayrak, varlığın aydınlatılmasının temsildir. Onun mücadelesi, sadece kendisi için değil, bu topraklarda yaşayan ve kimliği, kültürü baskı altında olan herkesin mücadelesidir. Tıpkı İç Toroslar’ın bereketli toprakları gibi, Bayrak da yazılarıyla, araştırmalarıyla, halkının hafızasında filizlenmiş ve büyümüştür. O, bu coğrafyanın sesi olmakla kalmamış, bu sesi gelecek kuşaklara aktarmak için de büyük bir çaba sarf etmiştir.</p>
<p>Bayrak’ın çalışmaları, tıpkı İç Toroslar’ın doğası gibi doğurgandır, yaşamla doludur. Yüzlerce yıldır unutulmuş, göz ardı edilmiş olan gerçekleri su yüzüne çıkarmış, onları koruyup yaşatmak için her türlü bedeli ödemiştir. Kalemiyle, sazıyla, sözleriyle bu toprakların gerçek sahiplerinin tarihini ve kültürünü yaşatmak için büyük bir özveriyle mücadele etmiştir. Bu nedenle Mehmet Bayrak, hem bu toprakların tarihini yazan bir bilge, hem de halkı için hakikati arayan bir savaşçıdır.</p>
<p>Mehmet Bayrak’ın genç araştırmacıları yeni çalışmalara yönlendirmek, onların önünü açmak konusunda da büyük katkıları oldu. Birçok kişiye öncülük etti, onların yolunu açtı. O dönemde böyle değerli insanların varlığına sahip çıkmak gerçekten çok önemliydi. Bugün bir kitapçıya girdiğinizde ya da internet üzerinde bir araştırma yaptığınızda yüzlerce belgeye, kaynağa ulaşabiliyorsunuz ama o dönemde bu bilgilere ulaşmak çok büyük bir zorluktu. O günlerin zorluklarını, mücadelelerini bilmeden bugünkü rahatlığı anlamak mümkün değil. Geçmişi bilmeyenlerin geleceği olmaz. Özellikle Türkiye’de kimlik mücadelesi verenlerin, o günlerde ödedikleri bedellerle bugünkü zenginliğin temelini attıklarını unutmamak gerekiyor. Bu yüzden o dönemdem bu güne akıp gelen değerlerimize sahip çıkmak, bu insanları ve çalışmalarını destklemek çok önemli.</p>
<p>Kısacası Mehmet Abi bizim çoğrafyada Gül gibi güzel, Ay gibi parlaktır.</p>
<p>Saygılarımla</p>
<p><img data-recalc-dims="1" decoding="async" class="alignnone wp-image-183776 size-full" src="https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2024/10/mehmet-bayrak-kitaplari.jpeg" alt="" width="696" height="311"  /></p>
<p><strong>MEHMET BAYRAK’IN KITAPLARI<br /></strong>(Liste Yazar Firaz Baran tarafından derlenmiştir)</p>
<ul>
<li><strong>Tevfik Fikret ve Devrim: </strong>İnceleme, 1973</li>
<li><strong>Köy Enstitülü Yazarlar-Ozanlar: </strong>İnceleme, 1978</li>
<li><strong>Halk Hareketleri ve Çağdaş Destanlar: </strong>Araştırma, 1984</li>
<li><strong>Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri: </strong>İnceleme-Antoloji, 1985</li>
<li><strong>Pir Sultan Abdal: </strong>İnceleme-Araştırma, 1986</li>
<li><strong>Halk Gülmecesi: </strong>İnceleme-Örnekleme, 1987</li>
<li><strong>Kilam û Stranên Kurdî: </strong>İnceleme-Antoloji, 1991</li>
<li><strong>Red ve İnkardan Kabullenmeye… Kürt Kimliği Mücadelesi: </strong>Savunmalar Kararlar, 1992</li>
<li><strong>Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri/Gizli Belgeler, Araştırmalar, Notlar: </strong>Araştırma, 1993</li>
<li><strong>Açık-Gizli/Resmi-Gayriresmi Kürdoloji Belgeleri I: </strong>İnceleme-Araştırma, 1994</li>
<li><strong>Öyküleriyle Halk Anlatı Türküleri: </strong>İnceleme-Antoloji, 1996 (Bu kitap 1985’te yayınlanan “Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri” isimli kitabın geliştirilmiş halidir.)</li>
<li><strong>Alevilik ve Kürtler: </strong>İnceleme, 1997</li>
<li><strong>Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm: </strong>Araştırma-İnceleme, 1999</li>
<li><strong>Köy Enstitüleri ve Köy Edebiyatı: </strong>İnceleme, 2000</li>
<li><strong>Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları I-II-III: </strong>2002</li>
<li><strong>Geçmişten Günümüze Kürt Kadını: </strong>İnceleme-Bibliyografya, 2002</li>
<li><strong>Gravürlerle Kürtler: </strong>Albüm, 2002</li>
<li><strong>Ortaçağ’dan Modern Çağa Alevilik: </strong>İnceleme, 2004</li>
<li><strong>Açık-Gizli/Resmi-Gayriresmi Kürdoloji Belgeleri II:</strong>     İnceleme-Araştırma, 2004</li>
<li><strong>Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni</strong> <strong>Aşıklar:</strong> İnceleme- Antoloji, 2005</li>
<li><strong>İçtoroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler:</strong> İnceleme- Antoloji, 2006</li>
<li><strong>Osmanlı’da Kürt Kadını </strong>/Jinên Kurd Dı Serdema Osmanî De: Albüm, 2007</li>
<li><strong>Kürtlere Vurulan Kelepçe Şark Islahat Planı:</strong> İnceleme-Araştırma, 2009</li>
<li><strong>Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları (1973- 2009): </strong>İnceleme, 2009</li>
<li><strong>Dersim-Koçgiri: </strong>İnceleme-Araştırma/2010, Genişletilmiş yeni baskı 2012</li>
<li><strong>Bir Siyaset Tarzı Olarak Alevi Katliamları: </strong>İnceleme-Araştırma, 2011</li>
<li><strong>Kürt ve Alevi Tarihinde Horasan:</strong> İnceleme-Antoloji, 2013</li>
<li><strong>Êzidî–Kızılbaş-Yaresan Kürtler: </strong>İnceleme-Araştırma, 2014</li>
<li><strong>Kürt ve Alevi Tarihinde Tabular Yıkılırken:</strong> İnceleme ve Tv Konuşmaları, 2014</li>
<li><strong>İçtoroslar’da Oda Kültürü ve Kürtçe Edebiyat:</strong> İnceleme-Antoloji, 2015</li>
<li><strong>Acılı Coğrafyanın Kederli Çocukları: Êzidîler:</strong> İnceleme-Araştırma, 2015</li>
<li><strong>Kuşatmayı Yaran Kürt Kadını:</strong> İnceleme-Araştırma, 2015</li>
<li><strong>Kürt Bâtıniliğinde Kutsal Metinler:</strong> İnceleme-Antoloji, 2016</li>
<li><strong>Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Aşuğlar:</strong> İnceleme-Antoloji, 2016</li>
<li><strong>Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları, Cilt II, 1972-2018:</strong> İnceleme- Araştırma, 2018</li>
<li><strong>Kürtler’in ve Kürdistan’ın Görsel Tarihi:</strong> İnceleme-Araştırma, 2019</li>
<li><strong>İçtoroslar’da Hakikatçı Alevilik:</strong> İnceleme-Antoloji, 2020</li>
<li><strong>Kürt Kimliği Mücadelem: </strong>İnceleme, 2023</li>
<li><strong>Alevi Kimliği Mücadelem: </strong>İnceleme, 2024</li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/bir-mahmet-bayrak-yazisi-alevi-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişirken değişmeyenler!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 10:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi temsiliyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[ayrıştırıcı güç]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[dengeler]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[devlet inşası]]></category>
		<category><![CDATA[dünya düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gerici]]></category>
		<category><![CDATA[ilerici]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insani ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[karikatür]]></category>
		<category><![CDATA[kılık kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[kutsallık]]></category>
		<category><![CDATA[modern Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[perspektiv]]></category>
		<category><![CDATA[potansiyel suçlu]]></category>
		<category><![CDATA[şapka devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[temsil mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/</guid>

					<description><![CDATA[Her şey hızla değişiyor. Yaşam bizden alıp hep kendisine yontarak, ileriye doğru evriliyor. Eskiden yüz yıllara yayılan değişikler, aylara sığdırılıyor. Dün kimsenin hayal edemediği, hatta en küçük bir değişikliğin kıyamet&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey hızla değişiyor. Yaşam bizden alıp hep kendisine yontarak, ileriye doğru evriliyor. Eskiden yüz yıllara yayılan değişikler, aylara sığdırılıyor. Dün kimsenin hayal edemediği, hatta en küçük bir değişikliğin kıyamet gerekçesi sayıldığı günlerin yerini bugün, insanlar hayal gücünü de zorlayarak dünyayı değiştirmek ve yeni bir şeyler bulmak için harcıyor. Artık her şey herkesi ilgilendiriyor.</p>
<p><strong>“Dünyanın çivisi” yerinden oynuyor.</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerden tutalım insani ilişkilere kadar dengeler yeniden kurulmaya, dünya yeniden organize edilmeye başlanıyor. Tek tek devletçiklerin yerini dev birlikler almaya hazırlanıyor. Devletin kutsallığının yerine insanın kutsal değerlerinin yerleştirilmeye başlandığı ve ortak kabul gördüğü günümüzde değişmeyenler de var, değişmek istemeyenler de. Tarihin bir yerinde takılıp kalanlarımız.</p>
<p>***</p>
<p>Bir arkadaş “On altı yıl öncesinden” kalma olduğumu söylemişti. Aklıma cumhuriyet gelmişti. “Koca cumhuriyet 90 yıl öncesinden kalmalar tarafından idare ediliyorsa durumumuz daha iyi” demiştim.</p>
<p>Başbakanın eşini “türbanlı” diye resepsiyona davet etmeyecek kadar şapka “devrimi”nden kalma değişmeyenlerimizle, şeriat kanunlarıyla devlet idare etme emelleri taşıyan, değişmeyenlerimiz arasında ne fark olduğunu halen anlamış değilim. İkisinin de değişen dünyanın değişmeyenleri olmaktan öteye bir şey ifade ettiklerini sanmıyorum. Kafanın üstünde ne olduğuna değil, içinde ne olduğuna bakılan bir süreçten geçiyor dünya. Kılık ve kıyafete bakarak yargılara ve kararlara varmanın modern Türkiye esperisine hiç bir katkısı olmadığını artık herkes biliyor. Bu durum olsa olsa günümüzde espri konusu olabilir.</p>
<p>İşte bu günlerde bizdeki değişmeyenlerin karikatürü çiziliyor. Karelerden gelecekle, geçmişin resimlerinin yerli yerince oturtulmasına çalışılıyor. Doksan yıllık saplantı ve korkuların esiri olmuş durumdayız. Korkular üstüne devlet inşa edenler ve bu ülkenin insanını potansiyel suçlular olarak gören, güvenmeyen zihniyetin kuşatması altında biz Aleviler kendimiz olmaktan uzağız. Bugün bu gerçekliği daha iyi görüyoruz. İlerici ve gerici kavramları yeni yeni yerine oturmaya başlamaktadır. Bu değişimin bir parçası olarak giderek toplum içinde yaygınlaşmaktadır. Dünün gericileri, değişim koltuğunda yerini alırken, “modern Türkiye” sloganın arkasına sığınan gericiler artık gün yüzüne çıkmaktalar. Son yaşanan tartışmalar, kavgalar bunun dışavurumu kavgasıdır. Kürt siyasetinin ayrıştırıcı gücünün tüm alanlara yansımasıdır.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde Alevi kesmi içinde de bu tartışma korkularının ötesine çıkmış perspektivlerle tartışılacaktır. Alevilerin de kendilerini arama ve temsil etme mücadelesi gelişmiştir. Bu temsiliyetteki yerimizi alma zamanındayız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kerbela’daki gibi”</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 09:25:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlum]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ya Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Ya Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Ya Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/</guid>

					<description><![CDATA[Ya Hak, ya Muhammed, ya Ali. Alevilik tarih tartışmalarında ana meselelerden biri, yaşayan Aleviliğin ciddi anlamda görülmemesi ile ilgilidir. Eğer gezdiklerimiz ve gördüklerimizle bir kıyaslama yaparsak, bugün muharremin 10. günü,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ya Hak, ya Muhammed, ya Ali.</p>
<p>Alevilik tarih tartışmalarında ana meselelerden biri, yaşayan Aleviliğin ciddi anlamda görülmemesi ile ilgilidir. Eğer gezdiklerimiz ve gördüklerimizle bir kıyaslama yaparsak, bugün muharremin 10. günü, Hüseyin&#8217;in şehit edildiği, Hakk&#8217;a yürüdüğü gündür ve acının en derin yaşandığı gündür. Ama Alevi toplumu bugün bu acıyı yaşamıyor, hissetmiyor. Özellikle metropollerde özünü kaybetmiş, şeklin egemen olduğu bir atmosferde anılıyor.</p>
<p>Acı, acını yaşamak, hissetmek psikolojide bile bir direniştir. Yaşamın yeniden başlamasına vesile olan bir unsurdur. Dövdüğünüz bir insan yere düştüğünde, siz onu tekmelediğinizde, dövdüğünüzde onun döktüğü gözyaşları, attığınız tekmelere karşı direncidir. Güçsüzlüğünü güce çevirme, zulme karşı direnişidir. Tekrar ayağa kalkmasının enerjisidir.</p>
<p>Kerbela da, Alevilerin direncidir, direnişidir. Tekrar tekrar düştüğü yerden kalkma iradesidir. Alevilerin direnci gözyaşlarıyla örtülmüştür, kanla bezenmiştir. Ve Alevi toplumunun bugüne gelmesindeki ana temel dayanak, Mekke&#8217;den çıkıp Kufe&#8217;ye doğru bir yol alışın hikayesidir. Bir özgürlüğe yürüyüşün hikayesidir. Başkaldırının destansı anlatımıdır. Tıpkı Dersim&#8217;in dağlarında, Maraş&#8217;ın Nurhaklarında, Diyarbakır zindanlarında, Hakkari&#8217;de, Cilo’da, Zagroslarda başlatılan o özgürlük yürüyüşü gibi bir özgürlük yürüyüşüdür. Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun başlattığı özgürlük yürüyüşü gibi bir özgürlük yürüyüşüdür. Mazlum gibi bir başkaldırıdır. Gazi, Gezi direnişidir. Siz onu oradan alıp koparamazsınız. Kerbela, bugün tümüyle üst üste oturan bir mücadelenin, ezen ve ezilenlerin kavgasının mirasıdır. Beslendiği bir kaynaktır.</p>
<p>Öyle ki; bugündür. Hüseyin, Kerbela&#8217;ya geldiğinde devasa ordularla karşılaştı. Kimisi 30.000 kişi diyor, kimisi 10.000 kişi, kimisi 3.000 kişi; fark etmiyor. Ancak karşısında duran kafilede 100 kişi vardı ya da 72 kişi deniliyor. 72 kişi de 72 millete istinaden söyleniyor. Sonuçta Hüseyin’in yanında kadınların, çocukların içinde olduğu 100 kişi, 150 kişi var. Bu devasa ordu karşısında o 100, 150 kişi boyun eğmiyor. Aynı zulmün kol gezdiği Diyarbakır zindanlarında boyun eğmedikleri gibi. Seyit Rıza’ların biat etmediği gibi. Milyonluk NATO ordusu karşısında diz çökmedikleri gibi. Bu hikaye, basit ve sıradan bir olayın yansıması değildir. Bu, binlerce yıllık bir direniş sürecinin kendisidir. Teslimiyete karşı, bedeni ile zafere yürüyüşün hikayesidir.</p>
<p>Ali Asker’dir. Kerbela&#8217;da ne oluyor? Hüseyin avuçlarının içinde altı aylık Ali Asker&#8217;i kaldırıyor ve &#8220;Bir damla su verin çocuğa&#8221; diyor. Zalimler onu oklar ile orada öldürüyorlar. Fırat&#8217;ın kıyısında Ali Asker&#8217;e su vermiyorlar. Zalimin zulmü böylesine acımasızdır, böyle vicdansızdır.</p>
<p>Peki, biz Cizre bodrumlarını unuttuk mu? Cizre bodrumlarında o güzel insanlar, umut dolu bir yarın için biat etmeyen insanlar hangi mesajı gönderdiler? Bombalamadan önce çekilen son SMS neydi? “Su, heval su.” Dicle&#8217;nin kıyısında susuz bıraktılar, bombalarla, tanklarla, toplarla insanlarımızı öldürdüler. Aynı Kerbela&#8217;da yaptıkları gibi zalimce davrandılar. Yezit mirası ile katlimize ferman verdiler. Bitmedi; Kerbela&#8217;da erkekleri, eli silah tutanları tek tek katlettiler. Kadınlarımızı, çocuklarımızı çıplak develere bindirip Şam&#8217;ın köle pazarlarında sattılar. Bu bir hikaye, çirok değildir. Gözümüzün önündeki gerçeğin ta kendisidir.</p>
<p>Şengal&#8217;de IŞİD, onun ortakları gözlerimizin önünde katliam yapmadı mı? Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk demeden bizleri öldürmedi mi? Öldürmedikleri kadınlarımızı, kızlarımızı aldılar, binlercesini işkenceler ile Rakka’ya taşımadılar mı? Ve onları Rakka köle pazarlarında dünyanın dört bir yanına satmadılar mı?</p>
<p>Bu nedenle Aleviler, Hüseyin&#8217;in direncine, mücadelesine sahip çıkarak bir direniş gösteriyorlar. Hüseyin&#8217;i öldürdüler, 72 kişiyi öldürdüler Kerbela&#8217;da. Peki, bize bu hikayeyi kim anlattı? Kerbela&#8217;nın hikayesi kimin hikayesidir? Hüseyin orada direndi, Ali Asker&#8217;i kaldırdı, oklarla Ali Asker&#8217;i öldürdüler. Hüseyin meydana geldi, onu tek tek yenemeyeceğini anlayanlar, binlerce ok fırlatarak Kerbela meydanında onu şehit ettiler. Korkakça, kalleşçe.</p>
<p>Kim anlattı bize bunu? Kimden miras kaldı bu anlatımlar? Evet, orada yaşananları bir kadın anlattı. Zeynep. Öz güzel kadın, o yiğit kadın, o uslanmaz bir direnişin sözcüsü olarak anlattı, aktardı, iliklerimize kadar işledi. Ve o direnişin yükünü Zeynep sırtladı, taşıyıp nakşetti tarihe. O Zeynepler, Rojava&#8217;daki kadınlar oldular. IŞİD zulmüne karşı zaferi örgütlediler. Yezit’in zulmüne boyun eğmediler.</p>
<p>Onun içindir ki; bu hikaye bizim hikayemizdir. Dünden kalmış, unutacağımız bir hikaye değildir, bugün içinde olduğumuz dönemin kendisidir. Bu nedenle zalimler, Kerbela direnişinde var olanlara ve bize direnişi hatırlatanlara her zaman saldırdılar, saldırıyorlar. Aleviliğin asimile edilmek istendiği yer Kerbela&#8217;dır. Hüseyin&#8217;dir. Ali&#8217;dir. Zalimler ve onun etrafında pervane olmuşlar kılıçlarını ilk Muhammed’e çektiler. Kerbela&#8217;ya meydana gelmeden bir “yetim” gibi Muhammed’i devirdiler. Muhammed’i devirenler kılıçlarını Ali’ye çevirdiler. Şimdi Kerbela meydanında yezit ordularının saflarında Hüseyin’in karşısında durup biat istiyorlar.</p>
<p>Hatırlatalım, 1.400 yıllık bir direnişin bayrağıdır Hüseyin. Mazlumlar için dalgalanıyor halen Kerbela meydanında. Haydar. Bu tarih, binlerce yıllık acılarımızın, direnişimizin bir yansımasıdır. Kimse bu hikayemizi küçümsemesin. Aklımızla dalga geçmesin. &#8220;İslam’ın, Müslümanların zulmünden kaçtılar da kendilerine Aleviyim, Ali’nin taraftarıyız diyerek zulümden kurtuldular.&#8221; diyenler dönüp bir bakın, Ali&#8217;nin arkasında duranların ödülü mü vardı? Bunu deyince ölümden, zulümden mi kurtuldular? Onlar da öldürülmedi mi? Katledilmedi mi?</p>
<p>Yalanın arkasına sığınmamak gerekiyor. Biz bir yalanın arkasına sığınmıyoruz. Bakış açımızı değiştirmek istiyorlar. Bize &#8220;Kerbela gibi bakmayın&#8221; diyorlar. &#8220;Kerbela&#8217;daki insanlar gibi bize bakmayın&#8221; diyorlar. Mazlumların hikayesini unutun, Sünni bir pencere açıp oradan okuyun dünyayı&#8221; diyorlar. Kimin gibi bakmamız gerektiğini söylüyorlar? Yezit gibi bakmamızı istiyorlar. Çünkü Yezit, kendini bilmezliğin temsilcisidir. Hadsizliğin, yalanın, dolanın, fitnenin temsilcisidir. Buna oynuyorlar. Bundan besleniyorlar. Biz Aleviler de diyoruz ki; Kerbela&#8217;da durduğumuz gibiyiz. Zeynep’e verilmiş sözümüz, Hüseyin’e verilmiş ikrarımız var. Bundan ürküyorlar, bundan korkuyorlar.</p>
<p>Aleviler Kerbela direnişi ile, Kerbela’daki yaşanan zulmü tekrar tekrar hatırlatarak, nesilden nesile aktararak, bu acıyla ayaktadır. Kimse kusura bakmasın. Kitap okumakla, oturduğu yerden felsefi analizler yapmakla Alevi toplumunun gerçekliğini anlamak mümkün değildir. Yaşayan Aleviliği göreceksin, onların kabulüne layık olacaksın. İşin şekli ile meşgul olmayıp, bu coğrafyanın gerçeğini görüp, ondan utanmayacaksın.</p>
<p>Bilinmelidir ki; Alevilerin yüzlerce, binlerce yıldır bugüne getirmiş olduğu deyiş ve nefesleri onu yüz yıllarca beslemeye yetecek güçtedir. Hepsi acı ile örülmüş, direnişe dairdir. Kim ki bu coğrafyada ayağa kalkmış ise bunlarla başlamıştır. Sazın tınısı mücadelenin sesi olmuştur. Hepsi mazlumların dilindedir. Seyit Rıza&#8217;nın dilindedir. Seyit Rıza Dersim&#8217;in generalidir, yüreğidir. “Evladı Kerbela”dır, sonuna kadar Kürttür, Alevidir, direnişçidir. “Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık” diyen Hüseyin İnan&#8217;ın dilindedir. Kerbela eski değildir, geçmişte kalmış bir olay değildir. Kerbela bizim acımızdır. Kerbela, Lice&#8217;dir. Kerbela, Cizre bodrumlarıdır. Kerbela, Maraş&#8217;tır, Çorum&#8217;dur, Sivas&#8217;tır. Kerbela, direnişi, boyun eğmeyenleri temsil eden cümledir. Mazlumun direnişinde yaşamaya devam eden, kendimizi ifade ettiğimiz en kısa yoldur, en kısa cümledir. &#8220;Kerbela&#8217;daki gibi&#8221; dediğinizde, karşıdaki kişi ne demek istediğinizi anlar. Hiç uğraşmanıza gerek yoktur. Simgeleşmiş tarihsel olaylar ve tarihsel kimlikler, insan hafızasında bir davranış biçimini de belirler. Bugün Alevi toplumu, tarihi boyunca bu davranışı simgeleştirerek bugüne kadar getirmiş ve hala bu şekilde devam etmektedir.</p>
<p>Aşk ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt-Alevi Açılımı</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 07:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[1920'ler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[acılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dedeler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Şan]]></category>
		<category><![CDATA[Bahri]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[büyük eylem]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[darbe sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[değişim süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Erivan Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişin inkarı]]></category>
		<category><![CDATA[haykırdık]]></category>
		<category><![CDATA[kaset]]></category>
		<category><![CDATA[kelepçeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt-Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe ezgiler]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal düzenlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[mağaralar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[radyoda Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[sustuk]]></category>
		<category><![CDATA[talepler]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak götürüldüklerini. Ölüm haberlerini. Alevi dedelerin sırtına binilip sakallarının kesilerek eğlence haline getiriliklerini, gördük, yine, yine gördük. Önce korktuk, utandık, sustuk. Sonra fısıldadık, konuştuk ve yıllar sonra haykırdık. Artık yeter!</p>
<p>Haykırmak daha çok acı demekti.</p>
<p>Yıllar acıları artırdı. Ağrıları kesinleştirdi. Acılarla gerginleşen yüzler, ateşe pervane olmuş kelebekler gibi büyük buluşmalarla harlandı boylandı. Bugüne geldik. Kaybolan yıllar ve biriken acılar tek kelimelik cümlelerde ifadesini buldu ve acılı yüzlerde bir tebessüm belirdi.</p>
<p>Birinci tebessüm benim yıllar önce dere yatağında bulduğum bir kasetti. Darbe sonrası yıllardı. Bize dair ne varsa yok edilmiş, toplatılmış ve yasaklanmıştı. Üstünde hiç bir yazı, etiket olmayan ve kopya olduğu anlaşılan bu kasette, Pir Sultan Abdal&#8217;a ait deyişler vardı. Büyük bir zevkle dinlemiştik. Kopyasını yapıp köye dağıtmıştık. Bizim için büyük &#8220;bir eylem&#8221;di. <strong>&#8220;Gelin canlar bir olalım&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Alevi Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>İkinci tebessüm bir koğuşun üst katına açılan merdivenlerindeydi. Yılların içerde kamburlaştırdığı Bahri&#8217;nin elindeki radyoda saklıydı. Kanaldaki ses Türkçe değildi. Ama tanıdıktı, bildikti, anlaşılırdı. &#8220;Ben bunu anlıyorum&#8221; demiştim Bahri&#8217;ye. O gülümseyerek &#8220;Tabi anlayacaksın Kürtçe söylüyor, sen Kürt değil misin?&#8221; demişti. Erivan Radyosu Kürtçe servisinde yanık bir kadın sesi. Yıllar sonra tahmin ettim ki Ayşe Şan&#8217;mış söyleyen. On altı yaşındaydım. Köydeki kadınların ağıtlardan sonra kulağıma müzikle birlikte düşen ilk Kürtçe ezgiydi bu. <strong>&#8220;Zimanê Kurdî zimanê me ye&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Kürt Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>1920&#8217;li yıllarda yapılması gerekenler şimdi yapılmak &#8220;isteniyor&#8221;. Geçmişin inkarcı ve yok sayan zihniyeti yerini kabullenme, birlikte yaşama yollarını aramaya bırakmış görünüyor. Durum göreceli olarak böyle gelişiyor ve bunun adımları &#8220;Kürt Açılımı&#8221; , &#8220;Alevi Açılımı&#8221; , olarak şimdi önümüzde duruyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan bu durumu &#8220;Bu sürecin Cumhuriyet’in kurulması kadar derin sonuçları olacaktır. Ben Cumhuriyet’in kazanımlarını göz ardı etmiyorum ama Cumhuriyet şimdi demokratikleşecek, Cumhuriyet’in tüm olumlu yanları, kazanımları yeni döneme taşırılacak. Geç oldu ama iyi olacak. 1920’lerde yapılması gereken şimdi yapılacak.&#8221; diye özetliyor. Kaçınılmaz olarak kendisini dayatan değişimin Cumhuriyetin kuruluşu kadar derin sonuçları olacağına dikkat çekerek, süreci ne kadar önemsediğini de açıkça belirtmiş oluyor.</p>
<p>Peki bu kadar tarihi öneme sahip bu değişim sürecinde &#8220;Kürt Alevi&#8221;leri nerede? Ne yapıyorlar? Ne düşünüyorlar? Süreci götürmek isteyenler örneğin &#8220;Alevi Çalıştayı&#8221;na Kürt Alevilerini davet ettiler mi? Görüşlerine başvurdular mı? Yine &#8220;Demokrasi Açılımı&#8221; yapanlar Kürt Alevi kurumlarından kimlerin görüşlerini aldılar? Bu kesimlerin bu sürece katkı sunacağı hiç bir şeyleri yok mu? Soruları çoğaltmak mümkün. Fakat görülen o ki; bu konuda en çok çaba harcaması gerekenler, değişim süreçlerinde dahi görülmek istenmeyenler olmakta. Bu kesimler kendilerini sürece bir şekliyle katmak zorundadır. Değişim sürecinde kendileri için taleplerini dile getirmelidirler. Bunun için gerekli kurumsal düzenleme ve çalışmaları bir an önce hayata geçirmelidir ki; &#8220;Kürt-Alevi&#8221; açılımı anlamlı olsun.</p>
<p>Nov 2009</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilik Yazıları: Aç Kal Alçalma</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/alevilik-yazilari-ac-kal-alcalma/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/alevilik-yazilari-ac-kal-alcalma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jul 2024 21:07:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[dinî yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel analiz]]></category>
		<category><![CDATA[makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/?p=1368</guid>

					<description><![CDATA[Aç Kal Alçalma, Alevilik Yazıları (Makaleler), Şükrü Yıldız&#8217;ın Alevilik üzerine yazdığı çeşitli makalelerden oluşan bir eserdir. Kitap, Alevi inancını, kültürünü ve toplumsal sorunlarını ele alan derinlemesine analizler ve gözlemler içermektedir. Yıldız, Aleviliğin tarihsel kökenlerinden günümüzdeki durumuna kadar geniş bir perspektif sunarak, okuyuculara Alevi toplumunun değerlerini ve mücadelesini anlamada rehberlik etmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aç Kal Alçalma, Alevilik Yazıları (Makaleler)</strong>, Şükrü Yıldız&#8217;ın Alevilik üzerine yazdığı çeşitli makalelerden oluşan bir eserdir. Kitap, Alevi inancını, kültürünü ve toplumsal sorunlarını ele alan derinlemesine analizler ve gözlemler içermektedir. Yıldız, Aleviliğin tarihsel kökenlerinden günümüzdeki durumuna kadar geniş bir perspektif sunarak, okuyuculara Alevi toplumunun değerlerini ve mücadelesini anlamada rehberlik etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/alevilik-yazilari-ac-kal-alcalma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilik Notları</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/alevilik-notlari/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/alevilik-notlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jul 2024 20:56:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ozanları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[cem töreni]]></category>
		<category><![CDATA[dedelik]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat önderleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel zenginlik]]></category>
		<category><![CDATA[manevi derinlik]]></category>
		<category><![CDATA[ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/?p=1364</guid>

					<description><![CDATA[Alevilik Notları (Röportajlar), Şükrü Yıldız tarafından Alevi inancını ve kültürünü derinlemesine anlamak isteyenler için hazırlanmıştır. Kitap, Alevi toplumunun önde gelen isimleriyle yapılan röportajlardan oluşmakta. Şükrü Yıldız, bu röportajlarda Alevi dedeleri, ozanları, akademisyenleri ve kanaat önderlerinin görüşlerine yer vererek, Aleviliğin zengin ve çeşitli yapısını okuyuculara sunmaktadır. &#8220;Alevilik Notları (Röportajlar)&#8221;, Alevilik hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alevilik Notları (Röportajlar)</strong>, Şükrü Yıldız tarafından Alevi inancını ve kültürünü derinlemesine anlamak isteyenler için hazırlanmıştır. Kitap, Alevi toplumunun önde gelen isimleriyle yapılan röportajlardan oluşmakta.</p>
<p>Şükrü Yıldız, bu röportajlarda Alevi dedeleri, ozanları, akademisyenleri ve kanaat önderlerinin görüşlerine yer vererek, Aleviliğin zengin ve çeşitli yapısını okuyuculara sunmaktadır.</p>
<p>&#8220;Alevilik Notları (Röportajlar)&#8221;, Alevilik hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için önemli bir kaynaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/alevilik-notlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soykırım suçları ve Dersim</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/soykirim-suclari-ve-dersim/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/soykirim-suclari-ve-dersim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jul 2024 10:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[1937]]></category>
		<category><![CDATA[1938]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[askeri müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[askeri operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[BM Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[etnik çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[etnik temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[faşizan söylem]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki süreç]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt-Alevi nüfusu]]></category>
		<category><![CDATA[mağara zehirleme]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[resmi itiraf]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[TCK]]></category>
		<category><![CDATA[Tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Adalet Divanı]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/soykirim-suclari-ve-dersim/</guid>

					<description><![CDATA[Tunceli kendi küllerinden kendisini haykırdı. Utancın sessiz sahipleri için de yeniden Dersim olu verdi. 1937/38 de işlenmiş cinayetlerin resmi tüm çıplaklığıyla bir kez daha ortaya döküldü, caninin pişkince itirafları eşliğinde.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tunceli kendi küllerinden kendisini haykırdı. Utancın sessiz sahipleri için de yeniden Dersim olu verdi. 1937/38 de işlenmiş cinayetlerin resmi tüm çıplaklığıyla bir kez daha ortaya döküldü, caninin pişkince itirafları eşliğinde.</p>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen&#8221;in dem vurduğu cinayetler ne anlama geliyor? &#8220;İnsanları mağaralarda fare gibi zehirlemek&#8221; uluslararası hukukta ve iç hukukta ne ifade ediyor?</p>
<p>Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmeyi özetlersek;</p>
<p>Söz konusu sözleşmeye göre<strong> SOYKIRIM</strong>, “Ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle,<br />
a) Grup mensuplarının öldürülmesi,<br />
b) Grup mensuplarına fiziki ve ruhsal olarak önemli ölçüde zarar verilmesi,<br />
c) Kısmen veya tamamen yok etme kastıyla grubun fiziksel varlığını sona erdirecek şekildeki yaşama koşullarına tabi tutulması,<br />
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla kısıtlamalar konulması,<br />
e) Bir grubun çocuklarının zorla başka bir gruba nakledilmesidir.”</p>
<p>BM Sözleşmesi&#8221;nin tanımını esas alan Uluslararası Adalet Divanı&#8221;na göre de SOYKIRIM suçunun dört unsuru var:<br />
1) Suçu işleyen, bir veya daha fazla insan öldürmüştür,<br />
2) Öldürülen kişi veya kişiler belirli bir milli, etnik grup, ırk veya dini gruba aittir,<br />
3) Suçu işleyen, o grubu kısmen veya tamamen yok etmek amacındadır,<br />
4) Söz konusu eylem&#8230; grubu ortadan kaldırmaya yöneliktir.</p>
<p>Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris&#8221;te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8221;nda kabul edilerek, imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950&#8243;de onaylamıştır.</p>
<p>24 Eylül 2004 tarih ve 5237 sayılı yeni TCK ya giren tanım ve öngörülen cezaları (madde 76. &#8211; (1) bir plânın icrası suretiyle, millî, etnik, ırkî veya dinî bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, <strong>SOYKIRIM</strong> suçunu oluşturur:</p>
<p>a) Kasten öldürme.<br />
b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme.<br />
c) Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması.<br />
d) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması.<br />
e) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi.<br />
(2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. ancak, soykırım kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.<br />
(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.<br />
(4) <strong>Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.</strong></p>
<p>Dersimde yaşananlara birde bu gözden bakıldığında hukuksal sürecin işletilmesi konusunda da adımlar atılmalıdır. Atılmalıdır ki, ırkçı ve faşizan söylemler itibar bulmasın. Nasıl ki Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde faşizm bir suçsa, Türkiye&#8221;de de suç haline getirilsin.</p>
<p>Kasım 2009</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/soykirim-suclari-ve-dersim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
