<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PKK &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/pkk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Mar 2025 12:39:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>PKK &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Siyasallaşmış Yargı, İmamoğlu ve Kürtler</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 12:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de yaşanan son gelişmeler, Erdoğan ve iktidar çevresinin halk desteğini kaybettiğinin güçlü bir işareti. Mevcut iktidarın seçim yoluyla devam edemeyeceğini anlaması, baskıcı ve operasyonel yöntemleri devreye sokmasına neden oldu. Bu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de yaşanan son gelişmeler, Erdoğan ve iktidar çevresinin halk desteğini kaybettiğinin güçlü bir işareti. Mevcut iktidarın seçim yoluyla devam edemeyeceğini anlaması, baskıcı ve operasyonel yöntemleri devreye sokmasına neden oldu. Bu operasyonların en dikkat çekici hedeflerinden biri de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. Diploması “olmayan” Erdoğan, diploması olan İmamoğlu&#8217;nun diplomasını iptal ettirerek seçimlerde halkın kendisine oy vermeyeceğini kamuoyu ile paylaşmış oldu.</p>
<p>İmamoğlu, bugün <strong>“PKK/KCK&#8217;ye yardım etmek, suç örgütü kurmak, rüşvet, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma”</strong> suçlamalarıyla alındı. Aynı operasyonda danışmanı Murat Ongun, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan&#8217;ın da aralarında bulunduğu 84 kişi gözaltında. Bu gelişme, siyaseti haraketlendirdi. Gündeme ilk sıradan yerleşti.</p>
<p>Dilek İmamoğlu soysal medya üzerinde yaptıı açıklamada “Millet; bu müdahalelerin aslında kendi iradesine yönelik olduğunu çok iyi görüyor. Bu kadar büyük haksızlık, hukuksuzluk karşısında hiç kimse susmaz, susmamalı. Milletin, kendi iradesine yönelik bu hamlelere en iyi cevabı vereceğinden hiç şüphem yok. Bu milletin ferasetine güveniyor, adaletin tecelli edeceğine tüm kalbimle inanıyorum. Ekrem İmamoğlu millete emanettir.” dedi.</p>
<p>Tüm kesimler bundan sonra başta CHP olmak üzere muhaliflerin ne yapacağı konusuna odaklandı. Kimse bu gözaltıların hukuki bir boyutunun olacağına ikna olmuş değil. Diplomanın iptal ettirilmesi, ardından böyle bir operasyonun gelmesi, Erdoğan’ın rakiblerini şimdiden etkisiz hale getmek istediğini gösteriyor. İmamoğlu’na operasyon Cumhurbaşkanı adayları için bir başlangıç gibi görünüyor. Bunun devam edeceğini herkes görüyor. Siyasallaştırılmış yargının nasıl işletildiğini gözler önüne seriyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de anayasanın uygulanmaması, hukukun bağımsızlığını yitirmesi, yargının güvenilir olmaktan çıkması, rüşvetin yaygınlaşması, uyuşturucu ve mafya çete örgütlenmelerinin devlet yapısına sirayet etmesi ciddi bir kaos ortamı yarattıyor. Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, Türkiye&#8217;nin uluslararası alandaki itibarından bolca “tassaruf” ediyor. İç politikadaki baskılar, medya, akademi ve iş dünyasına kadar uzanıyor, demokrasiye yönelik tehditleri Erdoğan daha da derinleştiriyor.</p>
<p>İktidarın suç karnesi olarak adlandırılan geçmişi; yolsuzluk, hukuksuzluk, baskıcı politikalar, insan hakları ihlalleri ve siyasi skandallarla anılıyor. Bu durum, iktidarın kaybedilmesi halinde hesap verme korkusunu büyütüyor ve daha otoriter adımların atılmasına neden oluyor. Toplumun geniş kesimleri, bu hukuksuzluklara karşı daha güçlü bir muhalefet bekliyor ve demokratik hakların korunması için daha etkin bir mücadele talep ediyor.</p>
<p>Bu konuda <strong>Özgür Özel liderliğindeki CHP hiç bir umut vermiyor. Vermediği gibi olası tepkileri barajlamak için çabalıyor. </strong>Adım adım gelen, Kürt illerinde başlayan kayyumlar siyaseti, İstanbul’a ilk sıçradığında yaptıkları basiretsizliğin örneği olarak duruyor. Şimdi partinin en etkin isimlerinden biri gözaltına alınmışken, hukuk üzerinden açıklamalar yapmaya çalışmaları zaten siyasallaşmış hukuku meşru göstermekten öteye bir anlam ifade etmiyor.</p>
<p>Sanki çalışan bir sistem varmış gibi, yasalar ve hukuk devleti çalışıyormuş üzerinden halkın tepkisi barajlanmaya devam ediliyor<strong>. “Çağırsalardı kendisi giderdi ifade vermeye”</strong> demek, gözaltı gerekçelerini meşru göstermektir. Erdoğan yargısına paye biçmektir.</p>
<p>Bu süreçin diğer bir etki cephesi de Kürdistan İşçi Partisi-PKK ile başlatılmak sitenen süreçtir ki; yapılanlar güvensizliği derinleştirmektedir.</p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesi ve Rojava politikaları, iç ve dış siyasette büyük çelişkiler yaratıyor. Bir yandan <strong>&#8220;Kürtlerle barış&#8221;</strong> söylemi gündemde iken, diğer yandan Rojava’da yapılan katliamlar, medya üzerinden Kürtlere karşı yürtülen aşağılma kampanyaları, siyasetçilerine yönelik baskılar, bu söylemin <strong>“samimiyetsiz”</strong> olduğu fikrini güçlendiriyor. Kürtler arasındaki süreci destekleme isteğini törpülüyor. Yine hergün legal siyasetin önü kapatılırken, Kürtler verilen sözlere nasıl güveneceğini sorguluyor.</p>
<p>Siyasetçilerin tutuklanması, muhalif gazetecilere yönelik operasyonlar ve CHP gibi devletin kurucu partisine dönük baskılar, kısaca tüm muhalefeti susturma adımları, ürkütücü bir tablo sergiliyor.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz durumun barış sürecine karşı olan güçlerin harekete geçtiği yönünde okumak yada dönemin sorumluluklarını, zorunluluklarını Erdoğan’ın şahsi iktidarını pekiştirmek için kullanıldığını söylemek mümkün. Rojava’da bu dönemde katliam yapılması barış sürecinden rahatsız olan kesimlerin saldırganlığına bir örnek teşkil ediyor diyebiliriz. İmamoğlu’na çekilen çirkin operasyonunda Erdoğan’ın iktidarda kalma arzusunun yansıması olarak okuyabiliriz.</p>
<p>Türkiye’de iktidarın giderek artan baskıları, muhalefetin nasıl bir strateji izleyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Hukukun üstünlüğüne yönelik ihlaller, yolsuzluk iddiaları, mafya ve uyuşturucu çeteleriyle iç içe geçmiş devlet mekanizması, Türkiye’nin geleceğini tehdit ediyor. Bu süreçte muhalefetin ve sivil toplum kuruluşlarının daha kararlı ve örgütlü bir mücadele yürütmesi gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’de yaratılan korku atmosferi, toplumun daha fazla demokratik taleplerde bulunmasına yol açıyor ve iktidarın baskıcı politikalarına karşı daha geniş çaplı bir direnci tetikliyor.</p>
<p>Bu süreç, Türkiye’nin ya daha baskıcı bir yönetim anlayışına sürükleneceği ya da demokratik talepler doğrultusunda yeni bir siyasi dönüşüm sürecine gireceğini gösteriyor. Muhalefetin ve sivil toplumun bu baskılara karşı daha kararlı, örgütlü ve stratejik bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, savaşın durdurulması, basın ve ifade özgürlüğünün korunması, seçim güvenliğinin sağlanması gibi kritik başlıklar, yalnızca siyasi partilerin değil, tüm demokratik kitle örgütlerinin ortak mücadelesini gerektiriyor. Halkın iradesine yönelik bu müdahalelere karşı toplumun daha güçlü bir demokratik refleks göstermesi kaçınılmaz. Türkiye, otoriterleşme ile demokrasi arasındaki bu kırılma anında, geleceğini belirleyecek bir eşikte duruyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye, ya daha baskıcı bir yönetim anlayışına sürüklenecek ya da demokratik talepler doğrultusunda yeni bir siyasi dönüşüm sürecine girecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aleviler Esad’ın Artıkları Değil, Mağdurlarıdır!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2025 08:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[colani]]></category>
		<category><![CDATA[Esad]]></category>
		<category><![CDATA[mazlum abdi]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[sdg]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu, tarih boyunca mezhepsel ve etnik çatışmaların yaşandığı, birçok gücün çıkar hesapları yaptığı bir coğrafya olmuştur. Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş, sadece askeri ve siyasi dengeleri değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu, tarih boyunca mezhepsel ve etnik çatışmaların yaşandığı, birçok gücün çıkar hesapları yaptığı bir coğrafya olmuştur. Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş, sadece askeri ve siyasi dengeleri değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda toplumsal yapıyı da derinden sarsmıştır. Bu süreçte en çok zarar gören kesimlerden biri de Aleviler olmuştur. Alevileri Esad rejiminin bir uzantısı olarak görmek ve onlara bu bağlamda suçlar yüklemek büyük bir haksızlıktır. Bu tür bir yaklaşım, sadece mezhepsel nefreti körüklemekle kalmıyor, aynı zamanda bölgede süregelen katliamcı zihniyetlerin eline bir “meşruiyet” -ki hiç değildir- argümanı da sunuyor. Bu bakış art niyetli cihanist-selefist bir yaklaşımdır. Aleviler, Esad rejiminin mağdurlarıdır, Ortadoğu coğrafyasının yetimleridir!</p>
<p>Suriye’deki Baas rejiminin politikaları, sadece belli bir mezhebi veya etnik grubu temsil eden bir yönetim anlayışından ibaret değildi. Siyasi ve askeri stratejiler, iktidarı elinde tutmak isteyen bir yapının ürünü olarak şekillenmişti. Bu noktada, rejimin işlediği suçları Alevilere yüklemek büyük bir çarpıtmadır. Manüpilasyondur. Türkiye’deki siyasl islamcılarda Kemalistlerin işlemiş olduğu suçları Alevilere havale etmek sureti ile “katli vacip gördükleri” Alevileri hedefe oturmaktadır. Türkiye’de ulusalcı-kemalistlerin işlediği suçları Alevilere mal etmek ne kadar ahmakca kötü niyetli bir yaklaşım ise Suriye’de Baas iktidarının suçlarının hesabını Alevilerden sormaya kalkmak, Alevi düşmanlığı ile örülmüş bir bakış açısının üründür.  Tarihi olaylar, etnik ya da mezhepsel gruplara değil, onları yöneten iktidarlara bağlıdır. Aleviler, Esad rejiminin bir parçası değil, onun otoriter yapısının baskısı altında yaşamış ve mağdur olmuş bir topluluktur.</p>
<p>Mazlum Abdi’nin, geçici Şam yönetimi ile yapmış olduğu anlaşmaya dair kaygıların olması çok doğaldır. Özellikle bu savaşta en büyük bedelleri ödeyen Kürtler ve diğer inanç grupları için bu endişeler daha da derindir. Suriye&#8217;deki iç savaş sürecinde bugünkü Şam rejiminin -HTŞ- geçmişi ve yaptığı hamleler ortadadır. Ancak uluslararası güçler tarafından desteklenen, savaş sahasında ise başta Türkiye ve bölgedeki gerici rejimlerin desteğiyle hareket eden silahlı grupların oluşturduğu katliam mekanizmasının durdurulmasının tüm yükünü Kürtlere ve SDG&#8217;ye havale etmek adil değildir. Bu noktada, esas olan bölgedeki tüm halkların güvenliğini sağlamak, seküler ve demokratik bir yönetim anlayışını güçlendirmektir.</p>
<p>Mazlum Abdi şahsında Kürtler, dün Suriye&#8217;de bir kimliğe sahip değilken, bugün Suriye&#8217;nin yeniden kurulmasında asli bir unsur olmanın anlaşmasına imza atmışlardır. Bu anlaşma, Alevilere yönelik cihatçı çetelerin saldırılarına karşı da bir kalkan oluşturacak mahiyettedir. SDG, Alevilerin temel haklarının korunması ve anayasal teminat altına alınmasının masadaki veya masada olamayan demokrasi güçlerinin güçlü bir temsilcisidir. SDG güçleri, Suriye&#8217;nin geleceğinde seküler yaşamın örgütlenmesi ve inançların, halkların eşitlikçi bir anayasa oluşturmasının temsilcisidir. Bu artık uluslararası güçler tarafından ve Suriye’nin geleceği şimdilik teslim edilen Şam yönetimi tarafından da yapılan anlaşma ile deklare edilmiştir.</p>
<p>Suriye’de Esad devri artık bitmiştir. Mevcut gerçeklikler, yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Bu çerçevede, Mazlum Abdi’nin Alevi katliamlarıyla ilgili yaptığı açıklamalar da zaten bu meselenin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Bölgedeki haber kaynaklarının büyük bir kısmı, zor koşullarda çalışan ve hatta Türk SİHA’ları tarafından hedef alınarak öldürülen gazetecilerden gelmektedir. Bu yüzden, yaşanan olayları değerlendirirken, doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Ortadoğu, dinamikleri gereği sürekli değişen bir yapıya sahiptir ve burada seküler güçlerin varlığı bölge için hayati önem taşımaktadır. SDG, bu bağlamda sadece askeri bir güç olarak değil, aynı zamanda Suriye&#8217;nin geleceği için masada olması gereken bir aktör olarak da değerlendirilmelidir. Uluslararası güçler için yeni bir Afganistan yaratmak bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak, bölgedeki toplumsal dinamikleri ve özellikle kadınların güçlü bir şekilde yer aldığı bir yapının bu duruma karşı koymaması düşünülemez. SDG’nin içinde barındırdığı çeşitli etnik ve mezhepsel grupların varlığı, bölgenin geleceğini şekillendirecek önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada artık şunu söyleyebiliriz: SDG aklı ve silahlı güçleri, Suriye sahil bölgeleri başta olmak üzere tüm Suriye’de sorumluluk almalıdır.</p>
<p>Riskler büyük olsa da, asıl odaklanılması gereken nokta mezhepsel ve etnik temelli suçlamalar yerine, <strong>bölgedeki seküler ve demokratik</strong> yapıların güçlendirilmesidir. Mevcut durumu bir fırsata çevirerek, halkların birlikte yaşayabileceği bir yönetim modeli geliştirmek mümkündür. Bugün asıl yapılması gereken, suçlayıcı bir dil yerine, ortak bir çözüm arayışına girmektir. Sorunlarla yüzleşmek yerine, bölgeyi daha fazla karanlığa sürüklemek kimseye fayda sağlamayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış mı, Savaş mı?</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2025 16:08:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[Barış mı]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu&#8217;nun temel gündem maddesini savaş ve Suriye&#8217;deki durum oluşturuyor. Bunun yarattığı sonuçlar ve burada yaşayan Alevilerin, Hristiyanların, Kürtlerin, Asurilerin, Ermenilerin geleceğine dair kaygılar tartışılıyor. Bu tartışmalar, Türkiye&#8217;nin nereye doğru evrileceğinin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu&#8217;nun temel gündem maddesini savaş ve Suriye&#8217;deki durum oluşturuyor. Bunun yarattığı sonuçlar ve burada yaşayan Alevilerin, Hristiyanların, Kürtlerin, Asurilerin, Ermenilerin geleceğine dair kaygılar tartışılıyor.</p>
<p>Bu tartışmalar, Türkiye&#8217;nin nereye doğru evrileceğinin de resmini ortaya koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin vatandaşları olarak büyük savaştan yana mı tavır takınacağız, yoksa barışın inşasında, birlikte yaşama alanlarını yaratma konusunda mı bir karar vereceğiz?</p>
<p>DW&#8217;in bir haberi şöyle diyor: &#8220;Türkiye&#8217;de terörden aranan kaç HTŞ&#8217;li ve El Kaideli var? Yargı kararlarında nelerle anılıyorlar? Aranan IŞİD&#8217;çiler HTŞ saflarına katılabilir mi?&#8221; Suriye’de tutuklanan IŞİD’liler Türkiye&#8217;ye iade edilmek istediklerini söylemişlerdi. Neden? Çünkü Türkiye yargısı bunları ödüllendiriyor.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle Rojava’da geliştirdiği savaş, IŞİD’e karşı mücadeleyi sekteye uğratıyor. Türkiye geçtiğimiz günlerde &#8220;Bunları bize teslim edin.&#8221; dedi. Peki, bu suç mekanizmaları Türkiye’ye teslim edildiğinde ne oluyor? Sözde Suriye Milli Ordusu (SMO) ya da eski Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi çete grupları sahneye çıkıyor.</p>
<p>Suriye’deki gelişmelerden Türkiye’nin pay almak istediği açık. Cihatçı grupların yürüttüğü savaş ve katliamların desteklendiği biliniyor. İç politikada büyük hayaller beslenirken, dış politikada itibarsızlık devam ediyor. Bunun en somut örneği: Avrupa’da Suriye’nin geleceğine dair yapılan toplantıya ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya katılırken, Türkiye davet edilmedi.</p>
<p>Suriye’de Aleviler için ciddi bir tehdit var. Katliam görüntüleri gelirken Türkiye medyası bu durumu görmezden geliyor, aksine destekleyici bir propaganda yürütüyor. Alevileri &#8220;Baas rejiminin destekleyicileri&#8221; olarak göstermek için çalışıyor. Suriye’de Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar ve Ermeniler kendi geleceklerini şekillendirmeye çalışırken, Türkiye bu halkların üzerine savaş yürütüyor.</p>
<p>Peki, bu savaş kimin çıkarına? Kim zenginleşiyor? Türkiye’nin vergileriyle finanse edilen savaşın sonunda hangi çeteler büyüyor? Halkın paraları eğitime, sağlığa veya refaha değil, savaş sektörüne ve silah sanayisine aktarılıyor. Türkiye’deki savunma sanayi şirketleri ve iktidara yakın gruplar büyük kazanç sağlarken, vatandaş yoksullaşıyor.</p>
<p>Özellikle Türkiye’deki silah sektörü, iktidar çevresine yakın sermaye gruplarıyla büyüyor. Büyük ihaleler belirli şirketlere gidiyor ve savaşın devam etmesi, bu yapıların güçlenmesini sağlıyor. Halk için bu savaşın hiçbir getirisi yok. İşgal edilen bölgelerde Türkiye vatandaşlarının refahı artmıyor; aksine, savaş ekonomisi iç pazarı da olumsuz etkiliyor. Fakirleşmeyi derinleştiryor.</p>
<p>Medya, halkın bu savaşlardan kazançlı çıkacağını öne süren propagandalar yapıyor. Oysa savaş, yalnızca iktidara yakın sermaye gruplarını ve silah tüccarlarını zenginleştiriyor. Savaşın mali yükü ise milyonlarca vatandaşın sırtına yükleniyor. Erdoğan’ın damadı dünya milyarderler listesine giriyor. Türkiye insanı fakirleşirken, nasıl oluyor da iktidara yakın kişiler hızla zenginleşiyor?</p>
<p>Deniyor ki: &#8220;Silah üretiliyor. İran’da, Rusya’da, Amerika’da, İsrail’de de üretiliyor.&#8221; Peki, bu ülkelerde silah üreten şirket sahiplerinden hangisi birkaç yıl içinde milyarderler listesine giriyor? Türkiye’de halkın sefalet içinde yaşadığı bir dönemde, iktidara yakın isimlerin büyük sermaye birikimi yapması, çarpıcı bir gerçekliktir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yalan üzerine kurulu bir siyaset izliyor. Halk, Suriye’de zafer kazanıldığını sanıyor. Diyelim ki Suriye’de toprak kazandın, zafer kazandın, orayı Türkiye’ye kattın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kazancı ne olacak? Hiçbir şey. İşgal edilen bölgelerde halkın cebine giren bir şey var mı? Hayır. Hırsızların, silah tüccarlarının, mafyanın cebine gidiyor.</p>
<p>Mafya ve çete grupları, Türkiye içinde de birer cinayet şebekesi olarak çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını sokak ortasında vuruyorlar. Kendi ülküdaşlarını bile hedef alıyorlar. Türkiye, savaşın yıkıcı sonuçlarıyla iç içe bir geleceğe sürükleniyor. Kürtlere, Hristiyanlara, Ermenilere, Süryanilere karşı yürütülen savaşın halklara ne faydası var? Hiçbir faydası yok.</p>
<p>Gerçekleri görmek zorundayız. Propaganda merkezlerinin yalanları yerine gerçeğe odaklanmalıyız. Türkiye’de bağımsız medya yok denecek kadar az. Devletin resmi yayın organlarının söyledikleri, yalnızca manipülasyona hizmet ediyor. Erdoğan bile itiraf ediyor: &#8220;Türkiye genç ve nitelikli nüfus bakımından kan kaybediyor.&#8221; Peki, neden? Çünkü Türkiye’de hukuk yok edildi. Adalet yok edildi. İnsan onuruna yakışır bir yaşam mümkün değil.</p>
<p>Erdoğan sürekli &#8220;müjde vereceğim&#8221; diyor. Herkes merak ediyor: Acaba savaş mı bitecek, ekonomik kriz mi çözülecek? Ama sonunda &#8220;kaç çocuk doğurmanız gerektiğini&#8221; söylüyor. Halk, tek adam rejiminin dayattığı hayatı yaşamak istemiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları savaşa gönderilerek öldürülüyor. Erdoğan “Şehitler Tepesi boş kalmayacak” derken, kendi ailesini güven içinde tutuyor.</p>
<p>Bir zamanlar “Bu yüzüğümden başka malım yok” diyen adam, şimdi dünyanın en zengin liderleri arasında gösteriliyor. Devletin büyük ihaleleri, vergileri Erdoğan ve çevresine çalışıyor. Orman yangınları çıkıyor. Hemen &#8220;PKK yaktı&#8221; deniyor ama yanan yerlere yapılan otellerin sahipleri AKP’liler çıkıyor. Türkiye, uzun yıllardır planlı bir şekilde yakılıyor.</p>
<p>Savaş mı istiyoruz, barış mı? İşte temel soru bu. Savaş, açlık, yoksulluk, yıkım ve daha fazla sefalet demektir. Savaş, yalnızca iktidara yakın bir avuç insanı zenginleştirirken, milyonları sefalete sürüklüyor. Türkiye mafya devleti hâline gelmiş durumda. Suç çeteleri, uyuşturucu ticareti, kara para aklama düzeni büyüyor. Cahillik, yolsuzluk ve katliamlar besleniyor.</p>
<p>Savaş, bir avuç sermayedarın servetini artırırken, milyonları yoksulluğa, acıya ve belirsizliğe mahkûm ediyor. Barış ise, savaştan ve yıkımdan en fazla etkilenen halkların, birlikte ve eşit koşullarda yaşayabileceği bir geleceği mümkün kılıyor. Bu nedenle, <strong>Abdullah Öcalan</strong> şahsında gelişen “barış” umudu, yalnızca belirli bir kesimi değil, Ortadoğu ve Türkiye’de yaşayan milyonların geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p>Bu yüzden temel soruyu tekrar soruyoruz: Savaş mı istiyoruz, barış mı? Türkiye ve Ortadoğu halkları, savaşın gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmemelidir. Savaşın kimleri zenginleştirdiği, kimleri yok ettiği açıktır. Eğer halklar, gerçek bir adalet ve özgürlük içinde yaşamak istiyorsa, barışın inşasına sahip çıkmalıdır. Ancak bu şekilde, bu topraklarda yaşayan herkes için umut dolu, adil ve barışçıl bir gelecek inşa edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt-Alevi Açılımı</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 07:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[1920'ler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[acılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dedeler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Şan]]></category>
		<category><![CDATA[Bahri]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[büyük eylem]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[darbe sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[değişim süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Erivan Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişin inkarı]]></category>
		<category><![CDATA[haykırdık]]></category>
		<category><![CDATA[kaset]]></category>
		<category><![CDATA[kelepçeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt-Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe ezgiler]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal düzenlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[mağaralar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[radyoda Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[sustuk]]></category>
		<category><![CDATA[talepler]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak götürüldüklerini. Ölüm haberlerini. Alevi dedelerin sırtına binilip sakallarının kesilerek eğlence haline getiriliklerini, gördük, yine, yine gördük. Önce korktuk, utandık, sustuk. Sonra fısıldadık, konuştuk ve yıllar sonra haykırdık. Artık yeter!</p>
<p>Haykırmak daha çok acı demekti.</p>
<p>Yıllar acıları artırdı. Ağrıları kesinleştirdi. Acılarla gerginleşen yüzler, ateşe pervane olmuş kelebekler gibi büyük buluşmalarla harlandı boylandı. Bugüne geldik. Kaybolan yıllar ve biriken acılar tek kelimelik cümlelerde ifadesini buldu ve acılı yüzlerde bir tebessüm belirdi.</p>
<p>Birinci tebessüm benim yıllar önce dere yatağında bulduğum bir kasetti. Darbe sonrası yıllardı. Bize dair ne varsa yok edilmiş, toplatılmış ve yasaklanmıştı. Üstünde hiç bir yazı, etiket olmayan ve kopya olduğu anlaşılan bu kasette, Pir Sultan Abdal&#8217;a ait deyişler vardı. Büyük bir zevkle dinlemiştik. Kopyasını yapıp köye dağıtmıştık. Bizim için büyük &#8220;bir eylem&#8221;di. <strong>&#8220;Gelin canlar bir olalım&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Alevi Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>İkinci tebessüm bir koğuşun üst katına açılan merdivenlerindeydi. Yılların içerde kamburlaştırdığı Bahri&#8217;nin elindeki radyoda saklıydı. Kanaldaki ses Türkçe değildi. Ama tanıdıktı, bildikti, anlaşılırdı. &#8220;Ben bunu anlıyorum&#8221; demiştim Bahri&#8217;ye. O gülümseyerek &#8220;Tabi anlayacaksın Kürtçe söylüyor, sen Kürt değil misin?&#8221; demişti. Erivan Radyosu Kürtçe servisinde yanık bir kadın sesi. Yıllar sonra tahmin ettim ki Ayşe Şan&#8217;mış söyleyen. On altı yaşındaydım. Köydeki kadınların ağıtlardan sonra kulağıma müzikle birlikte düşen ilk Kürtçe ezgiydi bu. <strong>&#8220;Zimanê Kurdî zimanê me ye&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Kürt Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>1920&#8217;li yıllarda yapılması gerekenler şimdi yapılmak &#8220;isteniyor&#8221;. Geçmişin inkarcı ve yok sayan zihniyeti yerini kabullenme, birlikte yaşama yollarını aramaya bırakmış görünüyor. Durum göreceli olarak böyle gelişiyor ve bunun adımları &#8220;Kürt Açılımı&#8221; , &#8220;Alevi Açılımı&#8221; , olarak şimdi önümüzde duruyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan bu durumu &#8220;Bu sürecin Cumhuriyet’in kurulması kadar derin sonuçları olacaktır. Ben Cumhuriyet’in kazanımlarını göz ardı etmiyorum ama Cumhuriyet şimdi demokratikleşecek, Cumhuriyet’in tüm olumlu yanları, kazanımları yeni döneme taşırılacak. Geç oldu ama iyi olacak. 1920’lerde yapılması gereken şimdi yapılacak.&#8221; diye özetliyor. Kaçınılmaz olarak kendisini dayatan değişimin Cumhuriyetin kuruluşu kadar derin sonuçları olacağına dikkat çekerek, süreci ne kadar önemsediğini de açıkça belirtmiş oluyor.</p>
<p>Peki bu kadar tarihi öneme sahip bu değişim sürecinde &#8220;Kürt Alevi&#8221;leri nerede? Ne yapıyorlar? Ne düşünüyorlar? Süreci götürmek isteyenler örneğin &#8220;Alevi Çalıştayı&#8221;na Kürt Alevilerini davet ettiler mi? Görüşlerine başvurdular mı? Yine &#8220;Demokrasi Açılımı&#8221; yapanlar Kürt Alevi kurumlarından kimlerin görüşlerini aldılar? Bu kesimlerin bu sürece katkı sunacağı hiç bir şeyleri yok mu? Soruları çoğaltmak mümkün. Fakat görülen o ki; bu konuda en çok çaba harcaması gerekenler, değişim süreçlerinde dahi görülmek istenmeyenler olmakta. Bu kesimler kendilerini sürece bir şekliyle katmak zorundadır. Değişim sürecinde kendileri için taleplerini dile getirmelidirler. Bunun için gerekli kurumsal düzenleme ve çalışmaları bir an önce hayata geçirmelidir ki; &#8220;Kürt-Alevi&#8221; açılımı anlamlı olsun.</p>
<p>Nov 2009</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
