<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kürtler &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/kurtler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Jan 2026 18:29:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>Kürtler &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kürtler İçin Yeni Bir Süreç Başlıyor</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:29:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/</guid>

					<description><![CDATA[Kürtler için yeni bir süreç başlıyor. Suriye&#8217;deki güncel güç dengeleri, Hayat Tahrir eş-Şam&#8217;ın (HTŞ),TC’nin desteği ile yükselen hegemonik kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri&#8217;nin (SDG) geri çekilmesiyle birlikte, Rojava Devrimi&#8217;nin örgütlemek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürtler için yeni bir süreç başlıyor. Suriye&#8217;deki güncel güç dengeleri, Hayat Tahrir eş-Şam&#8217;ın (HTŞ),TC’nin desteği ile yükselen hegemonik kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri&#8217;nin (SDG) geri çekilmesiyle birlikte, Rojava Devrimi&#8217;nin örgütlemek istediği <strong>seküler-demokratik toplumsal modelin </strong>Ortadoğu gerçekliğinde şimdilik yaşama imkanının ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi. Bu coğrafyada demokrasi, kadın özgürlüğü ve halkların eşitliği gibi değerler, sadece baskı rejimlerinin değil, savaş ekonomisinin, mezhepçiliğin, milliyetçiliğin ve uluslararası çıkar hesaplarının hedefi haline getirildi.</p>
<p>Bu tablo, &#8220;halkların kardeşliği&#8221; fikrinin son yıllarda aldığı darbelerin belki de en ağır olanını oluşturdu. Bugün Kürtlerin, Türklerin ve Arapların derin bir şekilde ayrıştığı, Alevilerin, Dürzilerin ve Sünnilerin birbirine artık güvenmediği, toplumların içe kapandığı, kimliklerin dikenleştiği yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.</p>
<p>Suriye gerçekliği göz önüne alındığında, Kürt güçlerinin yıllardır sırtlandığı <strong>insanüstü toplumsal sorumluluğun</strong> sonuna gelinmiştir. Kürtler yalnızca kendi varlıklarını savunmadı, aynı zamanda Ortadoğu&#8217;nun cehenneminde bir &#8220;başka yaşam ihtimali&#8221; kurmaya çalıştı. Kadın özgürlüğü, laiklik, yerel demokrasi, halkların eşitliği ve birlikte yaşam fikri, sadece bir siyasi program değil, aynı zamanda kanla ve bedelle örülmüş bir toplumsal iddia olarak yükseldi. IŞİD&#8217;e karşı 12 000&#8217;den fazla şehit verildi, bu savaşın yükü taşındı, fakat tüm bunların sonunda <strong>&#8220;denge&#8221;</strong> adı verilen masalarda yalnızlaştırıldı.</p>
<p>Mart 2025 ve Ocak 2026 ateşkesleri sonrasında yaşanan gelişmeler, bu yalnızlaştırmanın somut belirtisi oldu. SDG, Fırat&#8217;ın batısındaki bölgelerden çekilmek zorunda kaldı, Halep mahalleleri, Tabka, Deyr Hafir gibi alanlar cihatçıların kontrolüne geçti. Türkiye destekli SNA saldırıları sonucunda yüz binlerce Kürt yerinden edildi. Petrol sahaları ve sınırlarda HTŞ’nin etkisinin genişlediği görüldü. Rojava özerklik alanı ciddi biçimde daraldı. Entegrasyon süreci, Kürtleri &#8220;kazanan&#8221; konumdan &#8220;entegre edilen&#8221; mağduriyetine taşıdı.</p>
<p>Fakat görünen o ki, bu coğrafyada &#8220;daha iyi bir hayat&#8221; mümkün olana değil, daha <strong>güçlü olanın çıkarına </strong>izin veriliyor. Rojava, yalnızca silahlı saldırılarla değil, uluslararası pazarlıklarla, devlet akıllarıyla ve çıkar ittifaklarıyla kuşatıldı. ABD&#8217;nin desteği azaldı, entegrasyon baskısı arttı, Kürtler hem savaşın yükünü taşıdı hem de askeri gücünü kaybetmeye zorlandı.</p>
<p><strong>İnsani değerlerin dünyada itibarsızlaştırıldığı bir çağda</strong>, Rojava devrimcileri onurlu bir duruş sergilemişlerdir. Yenmek-yenilmek üzerine kurulu iktidar mantığını, mezhepçi ve milliyetçi körlüğü aşan bir örnek bırakmışlardır. Bu örneğin değeri, askeri haritalarla ölçülemez. Bugün Rojava deneyimi darbe alsa da hiçbir güç, bu devrimin etkilerini tamamen ortadan kaldıramayacaktır. Çünkü Rojava, yalnızca bir &#8220;bölge&#8221; değil, bir <strong>hafıza</strong>, bir <strong>direniş</strong> dili, bir toplumsal <strong>umut</strong> mirasıdır.</p>
<p>Bu rüzgar, yıllara yayılacak bir halklar mücadelesinin kapısını aralamıştır. Bu toprakların insanlık değerleriyle yeniden buluştuğu, eşitliğin ve özgürlüğün yeniden önemsendiği zamanların mücadele geleneğine ideal bir örnek olarak yazılacaktır.</p>
<p>Ancak aynı zamanda acı bir gerçek daha vardır. <strong>Kürtlerin yalnızlaştırılması</strong>, özellikle Türkiye&#8217;de birçok kesimin &#8220;gerçek yüzünü&#8221; bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Solcu, sağcı, dinci, ateist… Kendini hangi sıfatla tarif ederse etsin, geniş toplumsal kesimlerin önemli bir bölümü Rojava gerçeği karşısında ya suskun kalmış ya da düşmanca bir tutum almıştır. Özellikle Kemalist-ulusalcı kesimlerin, &#8220;laiklik&#8221; iddiasına rağmen, sahada fiilen cihatçı yapılarla aynı hedefe kilitlenmiş olması tarihsel bir utanç, ikiyüzlülüklerinin fotoğrafı olmuştur.</p>
<p>Bu yaşananların sonuçları itibarıyla, Kürtler içinde <strong>İslamcı ve milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi</strong> olasılığı son derece yükselmiştir. Çünkü sürekli saldırı altında kalan, yalnızlaştırılan ve ihanete uğradığını hisseden bir toplumda, evrensel ve kapsayıcı siyaset yerine daha içine kapanan, daha sertleşen, daha kimlik merkezli yönelimlerin kuvvetlenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Seküler Kürt yapılanmasının geriletilmesi tek başına &#8220;dert&#8221; değildir. Asıl yıkıcı olan, kendini seküler ve laik diye tanımlayan kesimlerin Kürtleri <strong>cihatçı zihniyetle birlikte linç etmesi</strong>, Kürt toplumunda çok daha derin bir kırılma yaratacaktır. Çünkü bu, yalnız bir siyasi tutum değil, Kürt halkına dönük tarihsel inkarın modern bir tekrarıdır. &#8220;Eşitlik&#8221; diyerek dışlayanların, &#8220;laiklik&#8221; diyerek düşmanlaşanların açtığı yara, sıradan bir siyasi gerilim değil, kuşaklar sürecek bir kırılmanın habercisdir.</p>
<p>Kürtler açısından bakıldığında Rojava deneyimi darbe almış olabilir. Fakat Kürtlerin dünyasında çok daha büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. <strong>Yokluk dünyasından varlık dünyasına geçiş</strong> gibi tarihsel bir kırılma. Esad rejimi döneminde, 1962 nüfus sayımıyla 120 000 Kürt &#8220;yabancı&#8221; olarak kaydedilmiş, 300 000&#8217;i tamamen kayıtsız bırakılmıştı. Bu insanlar mülk edinemiyor, oy kullanamıyor, eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum kalıyordu. Kürtçe yasaklıydı, okullarda, medyada, resmi işlemlerde kullanılamıyordu. Newroz yasaktı, Kürt isimleri bastırılıyordu. 2004 Kamışlı isyanında onlarca Kürt öldürülmüştü. Kürt bölgeleri petrol zengini olsa da bu kaynaklardan yararlanamıyordu, rejim petrolü merkezileştirmişti. Kürtler &#8220;ikinci sınıf vatandaş&#8221; olarak görülüyor, kimlikleri inkar ediliyordu.</p>
<p>Kimlikleri dahi inkar edilen, adı bile yasaklanan bir halk, kendi coğrafyasında, kendi dilinde, kendi kültürel değerlerini koruyarak bir yaşam kurma iradesini göstermiştir. Bu süreç şimdi yeni bir evreye giriyor. Kürtler bundan sonra, taşıdıkları ağır <strong>&#8220;bölgesel sorumluluk&#8221; yükünün sınırlarına</strong> gelmiş durumdadır. Bu yüzden daha fazla kendi varlığını merkeze alan, kendi güvenliğini, geleceğini ve toplumsal sürekliliğini önceleyen bir yaklaşımı örgütlemeleri beklenmelidir. Bu bir geri çekilme değil, tarihsel olarak bastırılmış bir halkın, yeni dönemin gerçekliği içinde kendini yeniden kurma çabasıdır.</p>
<p>Ve ne olursa olsun şu kesin, Rojava devriminin bıraktığı örnek, Ortadoğu&#8217;nun kirli savaş düzenine karşı <strong>insanlık onurunu savunan bir hat</strong> olarak kalacaktır. Bugün kaybettirilmeye çalışılan şey yalnızca bir bölgenin statüsü değil, halkların eşit ve özgür yaşayabileceği fikridir. O fikir kolay yenilmez. Çünkü hafızaya yazılmıştır. Çünkü bedelle mühürlenmiştir.</p>
<p>Bu nedenle Kürtler bugün darbe almış görünse bile, hakikat şudur. <strong>Kimliksizleştirilmiş Kürtlerden</strong>, kendi dilini, kültürünü ve kolektif iradesini taşıyan yeni bir Kürt gerçekliği doğmuştur. Ve bu gerçeklik, kısa vadeli askeri dengelerle silinmeyecek kadar güçlü bir tarihsel iz bırakmıştır.</p>
<p>Kürtler açısından iki adım ileri bir adım geri atılmıştır. Varlığını bir kez haykırmış, dilini bir kez özgürce konuşmuş bir halk yürüyüşü, Kürtlerin özgürlüğe yürüyüş hikayesi devam etmektedir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimliksiz Levent Gültekin, İhanetin Örgütlenmesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kimliksiz-levent-gultekin-ihanetin-orgutlenmesi-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kimliksiz-levent-gultekin-ihanetin-orgutlenmesi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 18:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İnkar]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kimliksiz-levent-gultekin-ihanetin-orgutlenmesi-2/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de artık kimse “Kürt yoktur” demiyor. Ama sakın bunu bir ilerleme sanmayın. Bu bir geri çekilme değil, bir taktik değişimidir. Bu, inkarın kirlenmesi, incelmesi, sivrilmesi, daha profesyonel hale gelmesidir. Dün&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de artık kimse “Kürt yoktur” demiyor. Ama sakın bunu bir ilerleme sanmayın. Bu bir geri çekilme değil, bir taktik değişimidir. Bu, inkarın kirlenmesi, incelmesi, sivrilmesi, daha profesyonel hale gelmesidir. Dün bağıran inkar vardı, bugün fısıldayan inkar var. Dün küfreden inkar vardı, bugün kravatlı inkar var. Dün jandarma vardı, bugün ekran var. Dün cop vardı, bugün yorumcu var. Dün devletin kaba dili vardı, bugün entelektüel ambalaj var. Yani inkar bitmedi, maskelendi. Ve maske, çıplak zorbalıktan daha tehlikelidir. Çünkü çıplak zorbalık teşhir edilir, maske olan inkar ise “makullük” diye dolaşıma sokulur.</p>
<p>90’ların inkarı çirkindi ama en azından dürüstçe çirkindi, “Dağ Türkleri”, “Kürt diye bir şey yok”, “bölücü”, “terörist.” Bu dilin hangi sınıfa hizmet ettiği belliydi. Kimin boğazına çöktüğü belliydi. Kimliğe hangi bıçağı sapladığı belliydi. Şimdi o bıçak kaldırıldı sanılıyor. Oysa kaldırılmadı. Sadece biçimi değişti, artık bıçak görünmüyor, saplanıyor. Artık kan görünmüyor, akıyor. Artık inkar, Kürtçe söylemiyor kendini, Kürt ağızlarından konuşuyor.</p>
<p>Sistem yıllar içinde şunu öğrendi, Kürtlüğü inkar eden bir Türk kolay teşhir edilir. Çünkü her cümlesi faşizm kokar, her refleksi zorbalık kokar. Ama Kürtlüğü önemsizleştiren bir Kürt… İşte o, inkarın en verimli formudur. Çünkü tartışmayı başlamadan bitirir. Çünkü devletin söyleyemeyeceğini “Kürtçe” söyler. Çünkü devletin haklı çıkamayacağı yerde sistemi haklı çıkarır. Çünkü Kürt halkının itirazını, bir Kürt’ün ağzıyla “abartı” haline getirir. Bu yüzden inkar artık dışarıdan değil içeriden yapılır. Bu yüzden inkar artık yasakla değil “ikna”yla yürütülür. Bu yüzden inkar artık polisle değil köşe yazısıyla sürdürülür.</p>
<p>Bugün vitrine konulmuş figürler dolaştırılıyor, “Bakın Cevdet Yılmaz var.” “Bakın Mehmet Şimşek var.” “Bakın Levent Gültekin var.” Kürtler devletin tepesinde, Kürtler ekranlarda, Kürtler masalarda. E demek ki mesele yok! Değil mi? Değil. Bu sahtekarlık tam olarak budur. Kürt var ama Kürtlük yok. Kürt var ama hak yok. Kürt var ama dil yok. Kürt var ama tarih yok. Kürt var ama talep yok. Kürt var ama adalet yok. Çünkü bu vitrinde sergilenen şey Kürtlerin varlığı değil, Kürtlüğün yokluğudur. Kürtler görünür kılınıyor ama Kürtlük görünmezleştiriliyor. Bu, inkarın en ileri halidir, Kürtleri kullanarak Kürtlüğü yok etmek.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, bu düzenin en pratik aparatı. Kürt kökenli olması devlet için ganimet. Çünkü artık şu cümle kurulur, “En üstte Kürt var.” Peki o Kürt ne konuşur? Kalkınma. Büyüme. Rakam. Grafik. Program. Peki ne konuşmaz? Kürtçe konuşmaz. Anadil demez. İnkar demez. Eşitsizlik demez. Yerinden edilme demez. Hafıza demez. Yaradan söz etmez. Çünkü onun görevi temsil etmek değildir, temsil ediyormuş gibi yapmaktır. Kürtlerin acısını taşıması değil, Kürtlerin acısını yok sayan sisteme dekor olmaktır.</p>
<p>Mehmet Şimşek aynı mekanizmanın piyasa versiyonudur. Kürt kökenli ama kimliği tamamen “sermaye uygunluğu” denilen bir operasyondan geçirilmiş. Kürtlüğü, bir biyografik dipnota düşürülmüş. Onun üzerinden uluslararası sermayeye “istikrar” mesajı verilir, içeride ise “Kürtler sistemle barışık” yalanı pazarlanır. Burada barışık olan Kürt halkı değildir. Barışık olan, kimliğini askıya almış bireylerdir. Ve bu askıya alma, özgür bir karar değil, bir ödül-ceza rejiminin sonucudur. Sistem şunu öğretir, Kürtlüğünü unutursan yükselirsin. Kürtlüğünü hatırlatırsan ezilirsin. Kürtlüğü susturursan vitrine çıkarsın. Kürtlüğü savunursan karanlığa gömülürsün.</p>
<p>Ama bu vitrin politikasının en sinsi, en iğrenç, en yıkıcı ayağı Levent Gültekin tipidir. Çünkü burada artık devlet dili yoktur, devletin inkarını “makul” gösteren entelektüel dil vardır. Burada artık kaba faşizm yoktur, rafine faşizm vardır. Burada artık emir yoktur, “yorum” vardır. Burada artık yasak yoktur, “akıl verme” vardır. Bu yüzden Levent Gültekin, inkarın yeni maskesinin yüzüdür. Çünkü o “Kürt yoktur” demez. Zaten sistem artık bunu dedirtmiyor. O bunun yerine çok daha işlevsel bir şey yapar, Kürtlüğü siyasetsizleştirir. Kürtlüğü bir duygu alanına hapseder. Kürt kimliğini kültürel bir dekor haline indirir. Kürt meselesini de “abartmayın” noktasına çeker. Onun bütün cümleleri aynı yere çıkar, “Ben de Kürdüm ama…”</p>
<p>İşte o “ama” var ya… O “ama” inkarın modern bıçağıdır. O “ama” Kürt halkının boğazına sarılan ipe dönüşür. Çünkü o “ama” sayesinde Kürt talepleri marjinalleşir. Anadil talebi aşırılık olur. Eşit yurttaşlık gereksiz hassasiyet olur. Siyasal mücadele romantizm olur. Tarihsel eşitsizlik “geçmişe takılmak” olur. Yani mesele devletin inkarı olmaktan çıkar, Kürtlerin “fazla istemesi”ne dönüşür. Bu basit bir yorum değildir. Bu, politik bir operasyondur.</p>
<p>Ve bu operasyonun adı nettir, <strong>ihanetin örgütlenmesi.</strong> Çünkü burada sadece susmak yoktur. Burada sadece geri durmak yoktur. Burada aktif bir iş görülür. Kürt halkının talebi itibarsızlaştırılır. Mücadelesi küçültülür. Hafızası değersizleştirilir. Direnişi kriminalize edilir. Bunu yapan bir Türk olsaydı sıradan bir ırkçı olurdu, ama bunu yapan bir Kürt olunca “objektif” olur, “makul” olur, “akıllı” olur. İşte sistemin en kirli oyunu burada başlar. İnkarı Kürt eliyle kurmak. Kürtleri Kürtlüğe karşı konumlandırmak. Kimliği, kimliğin içinde boğmak.</p>
<p>Bu yüzden Levent Gültekin tipi sıradan bir medya figürü değildir. Bir “yorumcu” hiç değildir. Bu, sistemin Kürt meselesinde kurduğu en stratejik aparatlardan biridir. Çünkü devletin söyleyemediğini söyler. Devletin savunamadığını savunur. Devletin görünmesini istemediği kirli yüzünü görünmez kılar. Üstelik bunu “ben de Kürdüm” zırhının arkasından yapar. Bu zırh sayesinde her eleştiriden sıyrılır, her itirazı “duygusallık” diye ezebilir. Kürt halkının hak arayışıyla alay edebilir. Ve bunu yaparken bir de akıl satar. Bu nedenle tehlikelidir. Bu nedenle sinsi bir inkar biçimidir. Çünkü inkar artık “yok sayma” değildir, inkar artık “yumuşak cinayet”tir. Kimliği öldürür ama cenazeyi kaldırmaz. Hakları gasp eder ama kendini masum gösterir.</p>
<p>Bu figürlerin dolaşıma sokulması tesadüf değildir. Devlet bu isimlerle, medyayla, merkezle birlikte şunu kurar, “Sorun sistemde değil, Kürtlerin taleplerinde.” Bu cümle bir propagandadır. Ama işe yarar. Çünkü Kürt halkının hak talebini “huzur bozmak” diye kodlar. Çünkü eşitliği “fazla istemek” diye sunar. Çünkü inkarı devletin suçu olmaktan çıkarıp Kürtlerin “inatçılığı”na yıkar. Bu sayede devlet temize çıkar. Sistem temize çıkar. Merkez temize çıkar. Kir Kürtlerin üzerine boca edilir.</p>
<p>Ve sonunda topluma şu yalan yedirilir, “Kürtler devletin her yerinde, demek ki sorun yok.” Oysa sorun tam da budur. Kürtler vardır ama Kürtlük yoktur. Kürtler vardır ama Kürtçe yoktur. Kürtler vardır ama Kürtlerin söz hakkı yoktur. Kürtler vardır ama Kürtlerin tarihi yoktur. Kürtler vardır ama Kürtlerin talepleri yoktur. Bu vitrin, çözümün kanıtı değil, inkarın yeni teknolojisidir. Vitrin, hakikati göstermez, örter. Kürtleri gösterir, Kürtlüğü yok eder.</p>
<p>Bugünün inkarı artık “Kürt yoktur” diye bağırmak değil. Bugünün inkarı “Kürt var ama sussun” demektir. Bugünün inkarı “Kürt var ama talep etmesin” demektir. Bugünün inkarı “Kürt var ama Kürtlüğünü hatırlamasın” demektir. Bugünün inkarı “Kürt var ama Kürt kalmasın” demektir.</p>
<p>İşte inkarın yeni maskesi budur, Kürtlüğü kabul ediyormuş gibi yapmak ama onu konuşulamaz, talep edilemez, siyasallaştırılamaz kılmak. Ve Levent Gültekin bu maskenin en cilalı yüzüdür. Devlet dili konuşmaz, ama devletin işini görür. Devletin kurduğu inkar düzenine “mantık” giydirir. Kürtlüğü bir fazlalık gibi kodlar. Kimlik siyasetini ilkellik diye damgalar. Talepleri abartı diye sunar. Sonuçta Kürtlük bir hak olmaktan çıkar, bir utanç gibi dolaşıma sokulur. Kürtlük talep değil, “aşırılık” olur. Kürtlük bir mücadele değil, “rahatsızlık” olur.</p>
<p>Ve sistem bunu sever. Çünkü en iyi inkar, Kürtlerin ağzından kurulan inkardır. En etkili bastırma, içeriden yapılan bastırmadır. En sinsi operasyon, ihanetin örgütlü hale getirilmesidir.</p>
<p>Bu yüzden mesele sadece bir kişinin fikri değildir. Bu bir çizgidir. Bu bir mekanizmadır. Bu bir rejimdir. Ve bu rejim, Kürtlüğü öldürürken Kürtleri vitrine koyar. Çünkü artık biliyorlar, Kürtleri yok etmek pahalıdır. Ama Kürtlüğü yok etmek, “makullük” ambalajıyla çok daha ucuzdur.</p>
<p>Bütün mesele budur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kimliksiz-levent-gultekin-ihanetin-orgutlenmesi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasallaşmış Yargı, İmamoğlu ve Kürtler</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 12:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de yaşanan son gelişmeler, Erdoğan ve iktidar çevresinin halk desteğini kaybettiğinin güçlü bir işareti. Mevcut iktidarın seçim yoluyla devam edemeyeceğini anlaması, baskıcı ve operasyonel yöntemleri devreye sokmasına neden oldu. Bu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de yaşanan son gelişmeler, Erdoğan ve iktidar çevresinin halk desteğini kaybettiğinin güçlü bir işareti. Mevcut iktidarın seçim yoluyla devam edemeyeceğini anlaması, baskıcı ve operasyonel yöntemleri devreye sokmasına neden oldu. Bu operasyonların en dikkat çekici hedeflerinden biri de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. Diploması “olmayan” Erdoğan, diploması olan İmamoğlu&#8217;nun diplomasını iptal ettirerek seçimlerde halkın kendisine oy vermeyeceğini kamuoyu ile paylaşmış oldu.</p>
<p>İmamoğlu, bugün <strong>“PKK/KCK&#8217;ye yardım etmek, suç örgütü kurmak, rüşvet, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma”</strong> suçlamalarıyla alındı. Aynı operasyonda danışmanı Murat Ongun, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan&#8217;ın da aralarında bulunduğu 84 kişi gözaltında. Bu gelişme, siyaseti haraketlendirdi. Gündeme ilk sıradan yerleşti.</p>
<p>Dilek İmamoğlu soysal medya üzerinde yaptıı açıklamada “Millet; bu müdahalelerin aslında kendi iradesine yönelik olduğunu çok iyi görüyor. Bu kadar büyük haksızlık, hukuksuzluk karşısında hiç kimse susmaz, susmamalı. Milletin, kendi iradesine yönelik bu hamlelere en iyi cevabı vereceğinden hiç şüphem yok. Bu milletin ferasetine güveniyor, adaletin tecelli edeceğine tüm kalbimle inanıyorum. Ekrem İmamoğlu millete emanettir.” dedi.</p>
<p>Tüm kesimler bundan sonra başta CHP olmak üzere muhaliflerin ne yapacağı konusuna odaklandı. Kimse bu gözaltıların hukuki bir boyutunun olacağına ikna olmuş değil. Diplomanın iptal ettirilmesi, ardından böyle bir operasyonun gelmesi, Erdoğan’ın rakiblerini şimdiden etkisiz hale getmek istediğini gösteriyor. İmamoğlu’na operasyon Cumhurbaşkanı adayları için bir başlangıç gibi görünüyor. Bunun devam edeceğini herkes görüyor. Siyasallaştırılmış yargının nasıl işletildiğini gözler önüne seriyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de anayasanın uygulanmaması, hukukun bağımsızlığını yitirmesi, yargının güvenilir olmaktan çıkması, rüşvetin yaygınlaşması, uyuşturucu ve mafya çete örgütlenmelerinin devlet yapısına sirayet etmesi ciddi bir kaos ortamı yarattıyor. Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, Türkiye&#8217;nin uluslararası alandaki itibarından bolca “tassaruf” ediyor. İç politikadaki baskılar, medya, akademi ve iş dünyasına kadar uzanıyor, demokrasiye yönelik tehditleri Erdoğan daha da derinleştiriyor.</p>
<p>İktidarın suç karnesi olarak adlandırılan geçmişi; yolsuzluk, hukuksuzluk, baskıcı politikalar, insan hakları ihlalleri ve siyasi skandallarla anılıyor. Bu durum, iktidarın kaybedilmesi halinde hesap verme korkusunu büyütüyor ve daha otoriter adımların atılmasına neden oluyor. Toplumun geniş kesimleri, bu hukuksuzluklara karşı daha güçlü bir muhalefet bekliyor ve demokratik hakların korunması için daha etkin bir mücadele talep ediyor.</p>
<p>Bu konuda <strong>Özgür Özel liderliğindeki CHP hiç bir umut vermiyor. Vermediği gibi olası tepkileri barajlamak için çabalıyor. </strong>Adım adım gelen, Kürt illerinde başlayan kayyumlar siyaseti, İstanbul’a ilk sıçradığında yaptıkları basiretsizliğin örneği olarak duruyor. Şimdi partinin en etkin isimlerinden biri gözaltına alınmışken, hukuk üzerinden açıklamalar yapmaya çalışmaları zaten siyasallaşmış hukuku meşru göstermekten öteye bir anlam ifade etmiyor.</p>
<p>Sanki çalışan bir sistem varmış gibi, yasalar ve hukuk devleti çalışıyormuş üzerinden halkın tepkisi barajlanmaya devam ediliyor<strong>. “Çağırsalardı kendisi giderdi ifade vermeye”</strong> demek, gözaltı gerekçelerini meşru göstermektir. Erdoğan yargısına paye biçmektir.</p>
<p>Bu süreçin diğer bir etki cephesi de Kürdistan İşçi Partisi-PKK ile başlatılmak sitenen süreçtir ki; yapılanlar güvensizliği derinleştirmektedir.</p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesi ve Rojava politikaları, iç ve dış siyasette büyük çelişkiler yaratıyor. Bir yandan <strong>&#8220;Kürtlerle barış&#8221;</strong> söylemi gündemde iken, diğer yandan Rojava’da yapılan katliamlar, medya üzerinden Kürtlere karşı yürtülen aşağılma kampanyaları, siyasetçilerine yönelik baskılar, bu söylemin <strong>“samimiyetsiz”</strong> olduğu fikrini güçlendiriyor. Kürtler arasındaki süreci destekleme isteğini törpülüyor. Yine hergün legal siyasetin önü kapatılırken, Kürtler verilen sözlere nasıl güveneceğini sorguluyor.</p>
<p>Siyasetçilerin tutuklanması, muhalif gazetecilere yönelik operasyonlar ve CHP gibi devletin kurucu partisine dönük baskılar, kısaca tüm muhalefeti susturma adımları, ürkütücü bir tablo sergiliyor.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz durumun barış sürecine karşı olan güçlerin harekete geçtiği yönünde okumak yada dönemin sorumluluklarını, zorunluluklarını Erdoğan’ın şahsi iktidarını pekiştirmek için kullanıldığını söylemek mümkün. Rojava’da bu dönemde katliam yapılması barış sürecinden rahatsız olan kesimlerin saldırganlığına bir örnek teşkil ediyor diyebiliriz. İmamoğlu’na çekilen çirkin operasyonunda Erdoğan’ın iktidarda kalma arzusunun yansıması olarak okuyabiliriz.</p>
<p>Türkiye’de iktidarın giderek artan baskıları, muhalefetin nasıl bir strateji izleyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Hukukun üstünlüğüne yönelik ihlaller, yolsuzluk iddiaları, mafya ve uyuşturucu çeteleriyle iç içe geçmiş devlet mekanizması, Türkiye’nin geleceğini tehdit ediyor. Bu süreçte muhalefetin ve sivil toplum kuruluşlarının daha kararlı ve örgütlü bir mücadele yürütmesi gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’de yaratılan korku atmosferi, toplumun daha fazla demokratik taleplerde bulunmasına yol açıyor ve iktidarın baskıcı politikalarına karşı daha geniş çaplı bir direnci tetikliyor.</p>
<p>Bu süreç, Türkiye’nin ya daha baskıcı bir yönetim anlayışına sürükleneceği ya da demokratik talepler doğrultusunda yeni bir siyasi dönüşüm sürecine gireceğini gösteriyor. Muhalefetin ve sivil toplumun bu baskılara karşı daha kararlı, örgütlü ve stratejik bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, savaşın durdurulması, basın ve ifade özgürlüğünün korunması, seçim güvenliğinin sağlanması gibi kritik başlıklar, yalnızca siyasi partilerin değil, tüm demokratik kitle örgütlerinin ortak mücadelesini gerektiriyor. Halkın iradesine yönelik bu müdahalelere karşı toplumun daha güçlü bir demokratik refleks göstermesi kaçınılmaz. Türkiye, otoriterleşme ile demokrasi arasındaki bu kırılma anında, geleceğini belirleyecek bir eşikte duruyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye, ya daha baskıcı bir yönetim anlayışına sürüklenecek ya da demokratik talepler doğrultusunda yeni bir siyasi dönüşüm sürecine girecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/siyasallasmis-yargi-imamoglu-ve-kurtler-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye’de Alevi Katliamı: Türkiye’nin Suç Ortaklığı</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/suriyede-alevi-katliami-turkiyenin-suc-ortakligi-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/suriyede-alevi-katliami-turkiyenin-suc-ortakligi-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Dec 2024 17:01:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[alevi örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi saldırıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[cihatçı gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[cihatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Esad]]></category>
		<category><![CDATA[Heyet Tahrir el-Şam]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[seküler yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye iç savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye Milli Ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye'deki Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye'deki gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Suç Ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/suriyede-alevi-katliami-turkiyenin-suc-ortakligi-4/</guid>

					<description><![CDATA[Suriye, dünya gündemini meşgul eden bir yer haline gelmişken, bizler için de oldukça yakın bir noktada yer almakta. Bu topraklarda yaşayan insanlar, bizim akrabalarımız, dostlarımız ve aynı coğrafyada varlıklarını sürdüren&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye, dünya gündemini meşgul eden bir yer haline gelmişken, bizler için de oldukça yakın bir noktada yer almakta. Bu topraklarda yaşayan insanlar, bizim akrabalarımız, dostlarımız ve aynı coğrafyada varlıklarını sürdüren topluluklar. Suriye’deki gelişmeler, sadece bölgedeki halkı değil, Türkiye&#8217;deki Alevi toplumu gibi başka toplulukları da yakından etkiliyor. Savaş topraklarımızda karşılığını buluyor. Yıkım getiriyor. Aclık ve sefaleti derinleştiriyor. Erdoğan iktidarı ise içerde ekmiş olduğu kin ve nefreti cihadistler eliyle Suriye topraklarında da yaymaya çalışıyor. Türkiye, mafya ve çetelerin buluşma noktası haline gelmiş bir ülke olarak savaştan da besleniyor. Suriye’ye bodoslamasına çakal gibi dalmış bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de ciddi bir Alevi nüfusu var, özellikle sahil bölgelerinde. Latakia, Tartus, Baniyas, Jableh, Homs’da büyük bir tehdit altındalar. Her ne kadar IŞİD’in yoğun saldırı dönemine tekabül eden bir durum olmasa da, mevcut sistemin oturmasıyla birlikte gelecekte olası tehditler korkunç bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye’nin Suriye iç savaşına müdahale etmesinin ardından, cihatçı gruplara verdiği destek, Alevilere yönelik tehditleri daha da artırmış durumda. Hükümetin desteklediği grupların, Suriye’deki Alevi nüfusunu hedef alması, toplumda büyük bir korku yaratmış durumda.</p>
<p>Erdoğan medyası HTŞ güzellemeleri yapa dursun, sosyal medya platformlarından Suriye’de büyük bir Alevi kıyımının yaşandığından bahsediliyor. Vahşi görüntüler paylaşılıyor. Demokrasi kahramanları diye pazarlananlar sokaklarda “Hepinizi tek tek not ediyoruz” diye dolanıyorlar. Sorgusuz sulasiz infazlar yapıyorlar. Bu görüntüler, gelecekte yaşanacakların işareti. “Görünen köy kılavuz istemez” misali.</p>
<p>Radikal gruplar, Alevilere yönelik saldırılarını artırıyor. Bu grupların şu an yaptığı, bir anlamda IŞİD’in geçmişteki eylemlerini başka bir zamana erteleyerek tekrar gündeme getirmek gibi görünüyor. Batıyı ürkütmemek için yapılan &#8220;ılımlı açıklamalar&#8221; ise, ne yazık ki Alevi nüfusu kapsamıyor. Alevi köylerinden insanlar korkularından sahildeki kentlere akın ediyorlar.</p>
<p>Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm aktörler sessiz. Türkiye’deki Alevi örgütleri de bu konuda sorumluluklarını yeterince yerine getirmiyor. Bugün Suriye’de bir Alevi katliamı yaşanıyor ve buna karşı mücadele etmek için sadece bildirilerle yetiniyorlar. Bildirileri yayınlamakla Alevilerin yaşam hakkını güvence altına almak mümkün mü!</p>
<p>Suriye’deki Alevilere sahip çıkmayanların, Türkiye’de de bir mücadele verdiklerini söylemek mümkün değil. Katliamı görmezden gelmek, bir anlamda ortak olma anlamına gelmiyor mu! Bu katliamlar Suriye’deki Aleviler ile sınırlı kalmayacak, Türkiye’nin içine de sıçrayacak. Türkiye içindeki Alevileride hedef alacak.</p>
<p>X Platformundan yapılan paylaşımlara göre, Lazkiye kırsalında Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) tarafından Alevi sivillere yönelik katliamlar başladı. Yerel kaynaklar, bu saldırılarda çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini bildiriyor. Uluslararası toplum acil müdahale çağrısı yapıyor. Lazkiye şehir merkezinde şu an toplu bir saldırı olmasa da kırsal alanlarda Alevi köyleri hedef alınıyor. İsrail’e, Güney Suriye’ye, Rojava’ya veya Türkiye&#8217;nin diğer gündemlerine odaklanılmışken, kırsal kesimlerdeki bu saldırılar gözden kaçıyor. Uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler’in bu konuda sessiz kalması, sadece Suriye’deki Aleviler için değil, tüm dünya için büyük bir sorumsuzluktur.</p>
<p>Şu an Suriye’deki Alevilerin geleceği ve onları kimin temsil edip koruyacağı belirsiz. Esad iktidarıyla ilişkilendirilmeye çalışılıyor, Esad’ın işlemiş olduğu suçların sorumluları haline getirilmek isteniyor. Esad yönetiminin kim olduğu ve nasıl bir rejim olduğu herkes tarafından biliniyor. Alevilik ile yakından uzaktan ilişkisi yok. Türkiye’deki Aleviler açısından da durum benzer. Türkiye’de de Kemalist algısı üzerinden Alevilerle bir eşleştirme yapılıyor. Kemalistlerin yaptıkları Aleviler yapıyor diye Siyasal İslamcılar tarafından kitlesine pazarlanıyor. Oysaki Alevilere yönelik dışlayıcı politikalar, Kemalist yönetim döneminde en ağır bir şekilde yaşatıldı. Kemalistlerin iktidarında da bugünde bu ülkede tek bir Alevi kaymakam, vali görev yapmadı. Görev verilmedi. Bugün ise bu dıştalayıcı durum derinleşerek devam ediyor. Kimse Kemalistleri, Baascıların suçlarını Aleviliğe yüklüyemez. Bunun üzerinden Alevi düşmanlığı üretemez. Bu alçakca bir yaklaşımdır. Kötü niyetlidir.</p>
<p>Suriye’de cihatçı gruplar, Türkiye’deki Siyasal İslamcılar Alevi “iktidarından” ve Alevi baskısından bahsediyor. Ve üretiliyor. Alevilere yönelik saldırılarda sorgusuz sualsiz şiddet uygulanıyor. Görüntüler sosyal medyada açıkça yer alıyor. İnsanlara sadece “Alevi misin, değil misin?” diye soruluyor. Eğer Aleviyseniz, herhangi bir suç işleyip işlemediğiniz ya da herhangi bir olayla ilgili olup olmadığınız sorgulanmıyor. Hangi tarafta olduğunuz, Esad’a mı muhalif yoksa destekçi mi olduğunuz, sol bir gruba mı mensup olduğunuz da sorulmuyor. Sadece “Alevi misiniz?” diye soruluyor ve buna göre muamele yapılıyor.</p>
<p>Bu durum, Türkiye’de yaşayan Aleviler için de bir tehdit teşkil ediyor. Eğer Suriye’de Alevilere yapılanları durduramazsanız, Türkiye’deki Alevi katliamlarının önüne geçemezsiniz. Çünkü bunlar birbiriyle bağlantılı. Suriye’de şekillenmeye başlayan iktidar modeli, Afganistan’daki model Erdoğan&#8217;ın hayalindeki devlet örgütlenmesi. Afganistan için söylemişti “Aynı değerlere bağlıyız” diye.</p>
<p>Nasıl ki Türkiye, Kürtlere yönelik düşmanlık ve nefret politikalarını sınırları içinde örgütlüyorsa, aynı politikayı Suriye, Irak ve İran’daki Kürtler üzerinde de uyguluyor. Bu durum, Alevilere yönelik saldırılar için de geçerli. Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılar, Türkiye’deki Aleviler için de benzer bir tehlike anlamına geliyor. Alevilik, sadece Türkiye sınırlarıyla ya da Anadolu Aleviliği kavramıyla sınırlı değil. Bu coğrafya Hindistan’dan Balkanlar’a kadar uzanıyor. Ve bu coğrafyanın dört bir yanında Selefi ve cihatçı gruplar, Alevileri katlediyor. Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve Türkiye’de bu katliamlar sürüyor.</p>
<p>Maraş Katliamı’nın gene yıldönümü. Orada bugünlerde Kürt Aleviler katledildi. Bugün Suriye topraklarında daha büyük çapta bir Alevi avcılığı yapılıyor. Böyle bir ortamda Alevilerin, Alevi örgütleribin sadece bir bildiri yayınlaması yeterli değil. Bu çok yetersiz ve abes bir yaklaşım. Ayıp bir duruş.</p>
<p>Böylesine bir saldırıya karşı, Kürtlerin Rojava’daki örgütlenmesini ve kendi kendilerini savunma azmini düşünün. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Suriye’de de Kürtlere karşı katliamları destekleyen bir politika izliyor. Suriye’deki Alevilerin ise şu an korunma sağlayabilecek bir yapıları bile yok. Belki de tek sığınacakları yer, seküler bir yaşamı esas alan Rojava yönetimi. Çünkü burada Ermeniler, Süryaniler, Kürtler gibi tüm toplulukların haklarına saygı gösteriliyor.</p>
<p>Ancak bölgede HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) gibi gruplar hâkim. HTŞ, El Kaide’den, ardından El Nusra’ya dönüşen ve oradan bugünkü hâlini alan bir yapılanma. Görünürde yumuşak mesajlar veriyor olabilir, ama geçmişi ve kodları belli. Afganistan’da Taliban’ın yaptıklarını görüyorsunuz. Aynı zihniyet, Alevilerin bu topraklarda yaşamasına izin vermeyecek. Bunun için her türlü katliamı yapmaya hazırlar. Mezarları ateşe veren bir anlayıştan bahsediyoruz. İnsanların ölüsüne bile saygı duymayan bir zihniyet var. Bu zihniyete karşı Suriye’deki Alevileri kim koruyacak!</p>
<p>Türkiye’nin, Suriye’deki gruplara yönelik desteği, Aleviler için tehdit oluşturan bir başka faktör. Türkiye’nin vergilerimizle finanse ettiği “Suriye Milli Ordusu” gibi çetelerin faaliyetleri, bölgede yaşayan Ermeniler, Dürziler, Aleviler, Kürtler ve Süryaniler gibi topluluklar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Rojava gibi seküler, demokratik bir bölge, Suriye’deki Aleviler, Dürziler gibi gruplar sürekli bir saldırı altında. Bizden toplanan vergilerle bu saldırılar yapılıyor ve kardeşlerimize, inançlarımıza hakaret ediliyor.</p>
<p>Bugün yaşananlar, sadece Suriye’deki Alevi toplumu için değil, tüm insanlık için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Alevilere yönelik düşmanlık, sadece bir inanç meselesi değil, insan hakları ihlali anlamına gelmektedir. Türkiye’deki Aleviler, kendi haklarını savunmanın ötesinde, Suriye’deki ve dünyadaki diğer Alevi topluluklarıyla birlikte hareket etmelidir.</p>
<p>Alevi örgütlerinin, Suriye’deki Alevi topluluğuna yönelik saldırılara karşı daha etkin bir şekilde sesini yükseltmesi gerekiyor. Sadece bildirilerle bu sorun çözülemez. Hatay’a, Samandağı’na gitmek lazım. Hızır Türbesinin etrafında toplanıp Suriye’deki Alevilerin yaşadıklarına dikkat çekerek, bölgedeki Alevilerin yanında olduğumuzu bizzat göstermek gerekiyor. Bu katliamların durdurulması için uluslararası alanda etkin bir mücadele başlatmak zorundayız. Eğer bu konuda harekete geçmezsek, aynı tehdit Türkiye’deki Alevilere de sıçrayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/suriyede-alevi-katliami-turkiyenin-suc-ortakligi-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’nun İki Yüzlü Yüzleri: Recep ve Netanyahu</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ortadogunun-iki-yuzlu-yuzleri-recep-ve-netanyahu-3/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ortadogunun-iki-yuzlu-yuzleri-recep-ve-netanyahu-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2024 22:31:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Mitingi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya Manipülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Netanyahu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte Kahramanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdansızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ortadogunun-iki-yuzlu-yuzleri-recep-ve-netanyahu-3/</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya’da Filistin mitingi gerçekten dikkat çekiciydi. Eşini kurasız, çekilişsiz ve devlet imkanlarıyla beş kere haça göndermiş haramzade Ali elinde kılıç ile vaaz veriyor. Lüks makam arabalarıyla camiye gelmiş iktidar zerzevatı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya’da Filistin mitingi gerçekten dikkat çekiciydi. Eşini kurasız, çekilişsiz ve devlet imkanlarıyla beş kere haça göndermiş haramzade Ali elinde kılıç ile vaaz veriyor. Lüks makam arabalarıyla camiye gelmiş iktidar zerzevatı ve binlerce figüran huşu içinde, aşka gelmiş Ali’yi dinliyor. Sahneyi Recep’in Bilal’den daha akıllı kızı Sümmeya tamamlıyor. Evet, evet, 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nda sıfırlama işindeki becerisiyle tanıdığımız Sümmeya Hanım. Bilal’in imdadına yetişen kahraman zeki kız. Şehadet parmağı havada tekbir getiriyor.</p>
<p>Recep, 1 Ocak 2024’te Bilal’e de şov örgütlemişti. Devlet erkanının sıralandığı, Bilal’in muhteşem dehasını gösterdiği bir miting düzenlemişti. Ailesinin gemileri harıl harıl İsrail’e lojistik taşırken, &#8220;Elimizden geleni yapacağız ki bu sermaye sahipleri ayağını denk alsınlar&#8221; dediği miting.</p>
<p>İsrail ile Filistin Gazze&#8217;deki gerginlik sürecinde Türkiye&#8217;nin tavrını gözden geçirin. Erdoğan son günlerde yüksek perdeden konuşuyor. Ülkede ekonomik kriz derinleştikçe, Erdoğan&#8217;ın bu tonu da yükseliyor. Ve ülkenin ana gündemine bunu yerleştirmeye çalışıyor. Troller iç siyasette Filistin söylemlerinin egemen olması için müthiş bir çaba harcıyor. Hep bir ağızdan bağırıyorlar, “cambaza bak”.</p>
<p>Recep’in dış siyasette bilinen durumu, Türkiye’nin kullanışlı olması ve kendisini kullandırmasıyla ilgili. NATO’nun ileri karakolu, Avrupa’nın mülteci kampı. Değeri bu kadar. Uluslararası tüm güçler görüyor, Recep, güçlülerin karşısında her zaman hazırolda bekleyen, kendinden zayıflara karşı acımasız, vicdansız biri. Filistinle ilgili söylediklerinin sadece iç kamuoyunu hedef aldığını biliyorlar.</p>
<p>Onun içindir ki, Recep’in söyledikleri ancak dünya medyasının komedi sayfalarında yer buluyor.</p>
<p>Peki iç siyaset? İç siyasette Recep kabadayılığını Türkiye toplumuna ve bizlere pazarlıyor. Beceriksizliğinin üstünü Filistin’de dökülen kanla örtmeye çalışıyor. Sahte gözyaşları ile sahneye iniyor. Kendisinden başka ses duymak istemiyor, halk farklı bir ses duyamasın diye alternatif medyayı, muhalif medyayı daha da baskı altına alıyor; tutukluyor, tehdit ediyor, yasaklar getirip davalar açtırıyor.</p>
<p>Filistin davasını desteklediğini açıklıyor ve İsrail&#8217;e kafa tutuyor. Yalancı kabadayıya sormazlar mı halen diplomatik temsilciliğiniz İsrail’de ne iş yapıyor? Hangi işlerin takibi için orada hala duruyor? Azeri petrolünü İsrail’e kim taşıyor? İsrail’e jet yakıtını nereden sağlıyor? İsrail ile ticarete getirdiğiniz kısıtlamalara rağmen neden gemiciklerin biri gidip diğeri geliyor? Balkanlar üzerinden İsrail’e verdiğiniz lojistik desteğin devam ettiğini herkes biliyor. En çok da İsrail’deki dostunuz, dostlarınız biliyor.</p>
<p>Ne demişlerdi, “biz ticareti durdursak bizim aleyhimize olur. Onun için biz İsrail&#8217;le ticaret yapmaya devam edeceğiz.” Bunun anlamı ortada değil mi! Açıkça söylüyorlar. “Filistin halkı bizim ticaretimiz kadar önemli değil.”</p>
<p>İşte bu insanlar, bu sahtekarlığın örgütleyicileri, şehadet parmaklarını kaldırıp tekbir getiriyorlar.</p>
<p>Ayasofya’da damat Selçuk da var. Selçuk Bayraktar, damat olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ndeki tüm imkanları kendi lehine kullanıyor. Devletimizin ve iktidarımızın damadı olarak besleniyor. Bu isim gündeme geldiğinde genellikle İHA&#8217;lar, SİHA&#8217;lar ve savaş danışmanlığı gibi konular öne çıkıyor; yani iktidarın milleti manipüle etmek için pazarladığı konularla anılıyor. Eğer bu kişi gerçekten Filistin davasını destekliyorsa, Ukrayna&#8217;ya İHA, SİHA gönderebiliyorsa, o zaman bu desteğin gerçek olup olmadığını anlamak için HAMAS’a da bir iki tane göndersin! Böylece şehadetlerinin gerçekten şehadet olup olmadığını görebiliriz.</p>
<p>Buradaki duruş tamamen bir pazarlama mantığı, bir tüccar yaklaşımı. Ortadoğu&#8217;da koyun tüccarlarının halk pazarında yaptığı pazarlık gibi bir pazarlık anlayışı. Bu kişiler, vicdan ve ahlak sömürüsü yapıyor, başkalarının duruşlarını yargılıyorlar. Hak ve hakkaniyet konusunda söz söyleme hakkını kendilerinde görüyorlar. Akıl verme, yönetme ve hukuksuzluk yapma hakkını da kendilerine tanıyorlar. Türkiye&#8217;de Filistin&#8217;le ilgili söylenen sözler ne kadar yüksek perdeden ve çıta yükseltilmişse, buna İsrail&#8217;den de bu tempoyu yükseltecek fon müziği ekleniyorsa, bilin ki İsrail ve Filistin&#8217;de büyük bir yıkım ve katliam yaşanıyor.</p>
<p>Vicdan meselesine gelince, Türkiye’de oturup mazlum Filistin halkından bahsedenler, Filistin’de haklı olarak Gazze’nin bombalandığını, sivillerin hayatını kaybettiğini ve insanların göçe zorlandığını, sınırlarda dram yaşandığını söylüyor. İnsanlığa çağrıda bulunuyorlar.</p>
<p>Untanmuyorlar, yüzleri kızarmıyor. Sahtekarlıklarını kimse görmüyor sanıyorlar.</p>
<p>Suriye sınırları içinde Rojava diye bir Kürt bölgesi var. Orada Kürtler Recep’in askerleri, uçakları, tankları ve topları ile her şeyleriyle yakılıp yıkılıyor. Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden insanlar katlediliyor. 200 binden fazla insan sadece Afrin bölgesinden sürgün edilmiş durumda. İnsanlar o kıyamet ortasında yaşam mücadelesi veriyorlar. Recep’in devleti Türkiye Cumhuriyeti yapıyor bunu.</p>
<p>Netanyahu’dan ne farkı var Recep’in?</p>
<p>Netanyahu için Filistinliler düşman, Recep için Kürtler düşman. Netanyahu’nun yönetiminde, Mossad’ın paralarıyla satın alınan Filistinliler, diğer Filistinlilere karşı kullanılıyor. Türkiye’de Recep’in satın aldığı Kürtler de Kürtlere karşı kullanılıyor. Netanyahu Filistin topraklarını bombalarken, Recep Kürtlerin yaşadığı bölgeleri bombalıyor. Netanyahu, Filistinlileri göçe zorluyor ve topraklarını boşaltarak göçmen yerleştiriyor. Recep de Suriye topraklarındaki Kürt yerleşimlerini boşaltıyor ve kendisine yakın grupları yerleştiriyor, nüfus değiştiriyor. Hem Netanyahu hem Recep çocukların başına bombalar yağdırıyor ve Ortadoğu’da öldürmede, vicdansızlıkta birbirleriyle yarışıyorlar.</p>
<p>Recep’i destekleyenler ve Netanyahu’yu destekleyenler, aynı zihniyetteki bir vicdansızlar ordusunu oluşturuyor. İkisini de destekleyen gruplar, karşılarında Filistinlileri veya Kürtleri gördüklerinde dengesini kaybediyor. Netanyahu, Gazze saldırılarıyla iktidarını ayakta tutuyor ve davaların üstünü örtüyor. Recep de benzer şekilde sıfırlama, hırsızlık, rüşvet ile anılıyor.</p>
<p>Gerçekten de bunlar Allah’ı kandırdıklarını mı düşünüyorlar? Bu insanlar, iman ve inanç sahibi olsalarde, büyük bir sahtekarlık ve dolandırıcılık içerisindeler olmalarının utancını yaşamaları gerekirdi. Ancak, para ve dünya malı tanrıları olduğu için vicdanları, ahlakları, utanacakları ve ağlayacakları bir duvarları yok.</p>
<p>Ve onlar, omurgasız, suratsız olarak aramızda dolaşıyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ortadogunun-iki-yuzlu-yuzleri-recep-ve-netanyahu-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aleviler olarak kazanmak zorundayız</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/aleviler-olarak-kazanmak-zorundayiz/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/aleviler-olarak-kazanmak-zorundayiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 09:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kazanımları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi talepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi uyanışı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve Kürt ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve solcular]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[barış süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Başköylü Hasan Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[cemevi deyişleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetin kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır inanç özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Hakka doğru ikrar]]></category>
		<category><![CDATA[kiliseler ve camiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt kadının devrimsel dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt özgürlük hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt talepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[laik kültürel birliktelik]]></category>
		<category><![CDATA[madımak katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Süryani milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[Susurluk]]></category>
		<category><![CDATA[tek ulus politikası]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal birliktelik]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin renkleri]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcı faşist çevreler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/aleviler-olarak-kazanmak-zorundayiz/</guid>

					<description><![CDATA[“Hakka doğru giden ikrar imandır Hak ikrar ulu mihmandır Ulu divan kurulacak zamandır Hakkın divanında davamız bizim”   (Başköylü Hasan Efendi) “Alevlik ve süreç” diye başlayan tartışmalar giderek niyete bağlı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Hakka doğru giden ikrar imandır<br />
</em><em>Hak ikrar ulu mihmandır<br />
</em><em>Ulu divan kurulacak zamandır<br />
</em><em id="__mceDel"><em id="__mceDel"><em>Hakkın divanında davamız bizim”   </em></em></em><strong>(Başköylü Hasan Efendi)</strong></p>
<div>
<p>“Alevlik ve süreç” diye başlayan tartışmalar giderek niyete bağlı olarak Kürtler aleyhine kampanyaya dönuştürülmek istenmektedir. Bunun için bildik bir çok çevre, kişi harekete geçmiş bulunmaktadır. Görünen o ki; olası barış, birilerini ciddi şekilde korkutmaktadır&#8230; Alevilerin kendilerini daha özgür ve demokratik bir ortam içerisinde ifade etme olasılığı, Aleviler üzerinde egemenlik hesabı yapanları ürkütmektedir. Çünkü; Alevileri Kürt siyasal hareketinden uzak tutmak isteyenler ve şimdiye kadar Kürt düşmanlığını Aleviler içinde örgütlemek için çatışma ortamını gerekçe olarak gösterenlerin elindeki koz alınmıştır. Newroz mesajı sonrası Alevi uyanışının ve kendi kimliği ile buluşmasının önü her zamankinden daha fazla açılmış, Kürt siyaseti ile Alevilerin buluşması kaçınılmaz olarak kendisini yeni sürece dayatmıştır.</p>
<p>Demokratik bir Türkiye’nin yaratılması için Kürtlerin ve inançsal olarak da Alevilerin taleplerinin mutlaka karşılanması şarttır. Biri diğerinden daha önemli ya da daha önemsiz değildir. Tüm kesimler kendilerini sürece dahil etmenin yolunu aramalı, bulmalıdır. Seslerini yükseltmeli, taleplerini kamuoyu ile paylaşmalı, baskı unsuru olmak için harekete geçmelidir. Bilinmeldir ki; ulusalcı faşist çevrelerin kendi yaratıkları ve Kürdistan’daki ayakları ve temsilcileri olan çevrelerden yola çıkarak tarif etmek istedikleri Kürt imajı çoktan aşılmıştır. “Cahil Kürt” devri kapanmıştır. Cehalet, otuz yıllık çetin bir direniş sonrası sahiplerine iade edilmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin egemen olduğu her yerde demokratik eşitlikçi ve gerçek anlamda laik bir kültürel birliktelik yaratılmıştır. Bunu bütün yaşam alanlarında görmek mümkündür. Süryaniler ilk kez, Kürt Özgürlük Hareketi’nin katkılarıyla TBMM’de milletvekili göndermiştir. Diyarbakır tüm inançların kendilerini özgürce yaşatabildikleri bir şehir olarak tarihteki misyonuna uygun bir resim vermiştir. Kiliselerindeki çan seslerine, camilerde ezan sesleri, cemevinde deyişler ve semahlar eşlik etmektedir. Tüm bunlar Kürt siyasetinin yaratığı olanaklar ve onun öncülüğünde olmuştur. Diyarbakır örneği, Kürt siyasetinin yaratmak istediği birlikte yaşam arzusunun kendisidir. Kısacası devletin yüzyıllardır geri bırakmak suretiyle Kürtler üzerinde egemenliğini devam ettirme çabası aşılmaya başlanmıştır. Yine Kürt kadınının devrimsel dönüşümü ortadadır. Toplumun en temel kültürel değerlerinin taşıyıcı olarak özgürlük mücadelesindeki yerini almıştır. Kürt gericiliğine karşı en büyük başkaldırıya öncülük etmektedir.</p>
<p><a href="http://www.alevigazetesi.com/wp-content/uploads/2013/04/semah.jpg" target="_blank" rel="noopener"></a>Düne kadar “tek ulus, tek inanç, tek dil” diyerek toplumu benzeştirip, tekleştirmek isteyen katliamcı ve inkarcı zihniyet bugün Kürtler başta olmak üzere, fiilen Lazların, Gürcülerin, Çerkezlerin, Asurilerin, inançsal olarak Alevilerin, Êzîdîlerin varlığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu kabul edilişin altında Kürt Özgürlük Hareketi’nin ciddi emeği vardır. Kürt Özgürlük Mücadelesi sadece Kürtlerin var olma mücadelesi değildir. Türkiye’de tüm yok sayılanların mücadelesidir. Bunu bugün varılan sonuçlarla görmek mümkündür. Kürt siyaseti şeklin, sloganın ötesinde durmaktadır. Bu topraklarda özünde büyük bir değişimi dayatmaktadır. Kürdistan’dan haraketle Türkiye’nin geneline yayılmak istenen bu değişimin karşısında durmak mümkün değildir. Hiç bir gerekçe mevcut statükoyu korumayı ve sahiplenmeyi haklı kılamaz. Hiç kimse bizden, Kürtler, Aleviler ve solcular başta olmak üzere, bu toprakların tüm renklerini yok etmek isteyen, bunun üzerine kurulmuş bir sistemi savunmamızı beklememelidir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren bizlere uygulanan katliamlar belgeleri ile ortadadır. Bunun için çok uzağa gitmeye bile gerek yoktur. Madımak daha dündür. Gazi’nin kanı daha kurumamıştır. Onun için Aleviler’den “cumhuriyete bekçilik” yapması istenemez. İsteyenlerin aymazlığı ve niyeti ortadadır. Niyetleri Susurluk’tadır. Ergenekon’dadır. Bu da Alevi ahlakına, felsefesine yaşamına uymaz. Uyanları Alevi olamaz&#8230;</p>
<p>Onun için barış sürecinde demokrasi mücadelesini daha güçlü yükseltmek gerekmektedir. Siyasetin, dönemin değişim isteyen ruhuna uygun bir hareket içinde olmak zorundayız. Çünkü Alevilerin kendisi için bir şeyler isteme, kazanma zamanı gelmiştir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/aleviler-olarak-kazanmak-zorundayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
