<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kerbela &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/kerbela/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Aug 2024 12:50:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>Kerbela &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Aç kal, alçalma’ &#124; Alevi Gazetesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 12:45:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin ve Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin'in şehadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin’in konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela savaşının detayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela’daki haksızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumun gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Murtaza Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Şahı Şehidan Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Alevi figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yas-ı Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid ve İbn-i Ziyad]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep bin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/</guid>

					<description><![CDATA[“Pir Sultan Abdal tut damenin anın Düşmanına düşman ol hanedanın Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın Erenler hünkârı İmam Hüseyin” Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Pir Sultan Abdal tut damenin anın<br />
</em></strong><strong><em>Düşmanına düşman ol hanedanın<br />
</em></strong><strong><em>Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın<br />
</em></strong><strong><em>Erenler hünkârı İmam Hüseyin”</em></strong></p>
<div>
<p>Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza Ali evladı, Peygamber torunu İmam Hüseyin’in huzurundayız. Her muharrem kendimizi Kerbela’da sorguladığımız ve haksızlıklar karşısında “neredeyiz” diye kendimize sorduğumuz günler içindeyiz.</p>
<p>Bu sorgulama her gün biraz daha canımızı acıtarak kendisini bizlere hissettirmektedir. Aynı Kerbela acısı gibi karşımızda durmaktadır. Yüzümüz yerde, özümüzü dara çekmektedir. Hakikate bizleri davet etmektedir. Hüseyin Kerbela çölünden “sen neredesin” diye bizlere seslenmekte, bizi bizlere hatırlatmaktadır.</p>
<p>Her atılan adımda bizi sorgulamaktadır. “Biz dedeler” derken, “dedelere aylık” derken, devlet kapısında pasaport, yol harçlığı sırasına girerekten, o “aç kal, alçalma” diyerek bizleri uyarmaktadır. Kendi bedenini ölüme yatırıp, haksızlıklar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini pratiğiyle göstermektedir. Aması, fakatı olmadan, kirli olan her şeye kafa tutmaktadır. Haksızlık ve vahşet ne kadar güçlü olursa olsun mazlumun hakkının asla teslim alınamayacağını dünyaya ispatlamaktadır. Binlerce yıldır dilden dile aktarılarak unutulmayan, İmam Hüseyin’in direnişi, bizlerin yol süreğimizin izi olmaya devam etmektedir. Bu iz açlıkla terbiye edilmiş bir beden değildir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-4385 " src="https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2024/08/huseyin_dogan_dede.jpg" alt="" width="605" height="402" data-recalc-dims="1" /></p>
<p>Bu oruç bir iradenin tecilli ve Şahı Şehidan Hüseyin’in acısının ilklerine kadar hissedilmesidir. Mazlumun kendisini ifade etmesi ve bununla da hak ettiği gibi kendisini yüceltmesidir. Hüseyin direnişi, mazlumun haksızlıklara karşı gücüdür. Emeğidir. Yas-ı Muharrem orucu işte bu emeğin tüm ezilen, mazlum kesimlerce ortaklaştırılması, sahiplenilmesidir. Kerbela’daki zaferin taçlandırılması, miras olarak alınması ve gelecek nesillere bırakılmasıdır. Alevi felsefesinin özü burada oluşmuştur. Şekil kazanmıştır, kendisini ifade edecek temsilcisine kavuşmuştur. Hiç kimse Aleviliği Hüseyin kadar temsil edemez.</p>
<p>Öyle ki; “Tarih, Hicret’in 61. yılını, yani 10 Ekim 680’i gösteriyordu. Yezid’in valisi İbn-i Ziyad’ın 30 bin kişilik orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.</p>
<p>Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikârdı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terk edip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.</p>
<p>Ertesi sabah Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki, Yezid’in generallerinden Hûr, devasa düşman ordusunu terk edip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı. İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları dövüştüler. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı.</p>
<p>Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.</p>
<p>Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti. Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa’d’ın ordusu Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin’in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi’l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin’i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.</p>
<p>Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid’in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.</p>
<p>Bununla birlikte Kerbelâ’dan Kûfe’ye ve Kûfe’den Şam’a yapılan yolculuklarda Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep bin Ali ve oğlu Zeynelabidin her fırsatta Yezid’in neler yaptığını ve Kerbela’da işlenen suçları Müslümanlara anlattılar. Yezid’in mahkemesine çıkarıldığında Zeynep büyük bir cesaret örneği sergileyerek Yezid’in halifeliğinin geçersiz olduğunu ilan etti.”</p>
<p>gündem</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Yürü Bre Hızır Paşa”</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/yuru-bre-hizir-pasa/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/yuru-bre-hizir-pasa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 11:05:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi direniş şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi direniş tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi liderleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ortak değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ritüelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi sembolleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi yaşam tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan'ın Alevi açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal]]></category>
		<category><![CDATA[Şamanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Bedrettin]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Zerdüştlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/yuru-bre-hizir-pasa/</guid>

					<description><![CDATA[Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali) Alevilik, sözlü gelenekten beslenen ve itikadın dilden dile, babadan oğla anlatılarak bugüne gelmiş olan, kendisini bugüne kadar getirmiş olan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.</em><strong> (Hz. Ali)</strong></p>
<p>Alevilik, sözlü gelenekten beslenen ve itikadın dilden dile, babadan oğla anlatılarak bugüne gelmiş olan, kendisini bugüne kadar getirmiş olan bir inançtır. Bu durum devletin kendisini en güçlü hissettiği ve Alevi yerleşim bölgelerin tümünün askeri olarak kontrol altına almasıyla sekteye uğratılmıştır. 1940’lar sonrasında hızla önünün alınarak geçmişle bağının bıçak gibi kesilmesinden kaynaklanan asimilasyonun vermiş olduğu tahribatlar üzerinden yaratılan egemen güçle bugünkü tartışmalar sürmektedir.</p>
<p>Aleviliği İslam’ın bir mezhebi, Şiiliğin bir tarikatı gören yaklaşımlar, bir yaşam biçimi olarak sunan kesimler ve ayrı bir din olarak gören çevreler bulunmaktadır. Tüm bu yaklaşımlar birbirinden ayrı görülse de toplamda Aleviliğin nasıl ayrı bir inanç olduğunu ortaya koyması acısından önemlidir. Bununla birlikte Aleviliğin Şamanist veya Zerdüşti kökenli bir inanç olduğu bakış acısıyla da sorunu ele alan çevreler bulunmaktadır.</p>
<p>Tüm bu yaklaşımlar ve tüm bu yaklaşımların bileşkesi olarak Aleviliği anlatmak mümkündür. İşte bu mümkün olan Aleviliğin evrensel ortak değerlere sahiplenmesinden kaynaklanmaktadır. Varlığını değişim üzerinden, sorunları güncel değerler üzerinden sahiplenen Alevilik zaman ve dönemine göre yukarda bahsi geçen inançlardan, dinlerden sosyal ve kültürel topluluklardan kendisine değerler katmış bu değerlerin ortak savunucusu örgütleyicisi kimi zamanda militanı olmuştur.</p>
<p>Örneğin: Alevilerin inanç temelinin vazgeçilmezi olan ocakların güneşin ve ayın ateşin kutsallığı Zerdüştlük inancında karşılığını bulurken, hastaların iyileştirilmesi büyücülük keramet gelecekten haber vermek gibi Şamanist ritüelleri içine almış, Hıristiyanlıktaki Baba, Oğul, Kutsal Ruh üçlemesi, On İki havari gibi din vaizcilerinin karşılığını; Hak, Muhammet, Ali ve On İki imamlar biçiminde kendisinde resmetmiştir.</p>
<p>İslam’ın büyük komutanı, Hz. Ali’yi, onun boyun eğmeyen, mazlumların direniş timsali oğlu Hüseyin’i varlığını korumak için, yaşam kaynağı haline getirmiştir. Kerbela gibi olmuştur. Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin’i bir “Alevi” lideri olarak bağrına basmıştır.</p>
<p>Bu anlamıyla Alevilik Ortadoğu coğrafyasında bir ortak değerler toplamı olmaktadır. Ortakçı bir kültürün birlikte üretip, ortak paylaşıp hak ve adaletin rızalık kentinde örgütlendiği bir inanç olarak bugüne gelmiştir.  Bugüne geliş sürecinde maruz kaldığı saldırılar onun eşitlikçi paylaşımcı bir dünya yaratmak için vermiş olduğu çabanın, emeğin ve direnişin ortadan kaldırılması içindir.</p>
<p>Sayın Başbakanın son günlerde dile getirdiği konu tamda Aleviliğin ortak yaşam kültürünü hedef almaktadır. Mana dünyasının Pir Sultanı, Hızır Paşası ve Ali Babası vardır. Ve baki bir yolculuğun değişik dönemlerdeki, iyi ile kötünün mücadelesinin hikayesidir. Bir zamanın Botan Beyi, Mem u Zin ve Beko’sudur. Anlayanlar dünyasında manası olandır. Kamil insanın yüreğinde saklıdır. Sayın Başbakan’ın bu değerler dünyasında yeri olmadığı anlaşılmıştır. Alevilerin çizdikleri Başbakan Tayyip Erdoğan portesini tamamlamıştır. Osmanlı komutanı edasıyla, “iyinin, doğrunun hükmü bitmiştir.” demiştir. Zaferini ilan etmiştir.</p>
<p>Yanılmıştır. Binlerce yıldır zaferler kazandığına inananlar Alevilerin, tüm baskılara zulme rağmen bugün varlıklarını sürdürdüklerini görmektedir. Zalimin ise dün peşinde olanlar tarafından dahi sahip çıkılamayacak kadar hiçleştirildiğine şahitlik etmektedir. Devri geçmeyenlerin sesi yankılanmaktadır;</p>
<p><em>yürü bre hızır paşa<br />
senin de çarkın kırılır<br />
güvendiğin padişahın<br />
o da bir gün devrilir</em></p>
<p>&#8230;</p>
<p>ben musayım sen firavun<br />
ikrarsız şeytanı lain<br />
üçüncü ölmem bu hain<br />
pir sultan ölür dirilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/yuru-bre-hizir-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefasızlar Yezit gibi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/vefasizlar-yezit-gibi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/vefasizlar-yezit-gibi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 09:35:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[acılar ve direnişler]]></category>
		<category><![CDATA[acının çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilerin yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anma günleri]]></category>
		<category><![CDATA[anma törenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Mahzuni]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte yaşama kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[devlet baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[devletin suçu]]></category>
		<category><![CDATA[devrimci görev]]></category>
		<category><![CDATA[devrimciler]]></category>
		<category><![CDATA[egemenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenilerin yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[etnik arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[etnik kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[jandarma kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[katliam mağdurları]]></category>
		<category><![CDATA[katliamın izleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kimlikler]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtlerin yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş'ın tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyetlerin doğduğu coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[organizatörler]]></category>
		<category><![CDATA[polis barikatları]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[suç ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tekleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[terk edilmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ortak değerler]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yörük Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/vefasizlar-yezit-gibi/</guid>

					<description><![CDATA[“Yaralı bir geyik gibi Kerbela’da şehit gibi Vefasızlar Yezit gibi Yalnızım bu ellerde Beni bilmeyen dillerde” (Tacım-î Rizê -Mahzuni) Yalnızlığın ve terk edilmişliğin şehri Maraş’ta insanlığın katledildiği sokaklarda geziyoruz. Her&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Yaralı bir geyik gibi</em><br />
<em> Kerbela’da şehit gibi</em><br />
<em> Vefasızlar Yezit gibi</em><br />
<em> Yalnızım bu ellerde</em><br />
Beni bilmeyen dillerde”<strong> (Tacım-î Rizê -Mahzuni)</strong></p>
<p>Yalnızlığın ve terk edilmişliğin şehri Maraş’ta insanlığın katledildiği sokaklarda geziyoruz. Her adımımızda vahşeti tekrar tekrar yaşıyoruz. Terk edilmişliğin, viraneye dönen mekanlarında, katillerin izine rastlıyoruz. Korkunun nasıl örgütlendiğini her adımızmızda hissediyoruz. Ürkek kurbanların, pişkin katillerin bakışları içerisinde Yörük Selime ulaşıyoruz. 35 yıl sonra katliam mekanlarında gezme cesaretini gösteren kurbanlar, gözyaşları içinde geçmişlerini yâd ederken ürperiyoruz. Aklın anlamakta zorlandığı anlar yaşıyoruz, yaşananları hissediyoruz.</p>
<p>Bu yıl da devletin derin baskısını, katliam günlerini aratmayacak psikolojik saldırısını hissettik. Bu durum, anmaya karşı takınılan tavır, devletin kendisini suçüstü yapılmış durumunun resmiydi. Devletin bu katliamdaki yerini görmek isteyenler, her yıl anmalarda bunu görebilirler. Yaşanan panik, onlarca kamerayla yapılan çekimler, helikopterler, sadece sayısı birkaç yüzü bulmayan anmaya gelenler içindi. Maraş’ın tüm girişleri ilçelerden itibaren tutulmuştu. İlçelerdeki polis, jandarma barikatını aşanlar ise ancak üç kontrol noktasını aşarak şehre girebildi. Resim açıktı; katillerin utançlarının yüzlerine vurulmasına müsaade edilmeyecekti. Edilmedi de. Bu yılda vahşeti yapanların kimler tarafından korunduğunu bir kez daha gördük, yaşadık&#8230;</p>
<p>Maraş Katliamı mağdurlarının 35 yıl sonra sokaklarda boy göstermesi, katliamda yer almış olanların utancını bir kez daha gösterdi. Maraş sokaklarında anma günü insanlara rastlamak mümkün olmadı. Katliamın ortakları utançlarından evlerinden çıkamadılar. Onun içindir ki, Maraş Katliamı anmaları ve bu anmaların Maraş’ta yapılması, büyük bir önem arz etmektedir. Maraş; katillerin, vahşet uygulayıcıların, barbarların, rahat edecekleri bir mekan olmamalıdır.  Herkesin katil olduğu, suça ortak olduğu mekanlarda suçlu aranmaz. Onun içindir ki, yıllardır Maraş’a kimse sokulmamaktadır. Katillerin, barbarların, huzuru bozulmasın “yaptıkları yanlarına kar kalsın” diye, Kürt Alevilerini, devrimcileri, Maraş’a sokmamak için bütün gücüyle devlet katliamın suç ortaklarıyla birlikte direnmektedir. Bunun içindir ki Maraş’ta olmak, devrimci bir görevdir. Gel gör ki, yenilmişler, kaybetmişler ve teslim olmuşlar dünyasının resmi Maraş’ta çizilmektedir. Maraş’a giremeyen, gelemeyenler, devrimden bahsedemezler. Cenazeleri ortalıkta bırakılmış, mezarları bilinmeyen kurbanların vebali onun ardı olduğunu iddia edenlerin boynunadır. Hiçbir gerekçe sorumluluklarımızdan ve bedenlerini insanlık için vermişlerden önemli değildir. Temel değerimiz insan ve insanların bizlere bırakmış olduğu insani değerlerdir. İşte biz bu değerlerin sahibi olmak iddiasında olanlar, Maraş’ı yalnızlaştıramaz. Buna müsaade edemez.</p>
<p>Bu yılki anmalarda temsilen de olsa insanlık adına ahkâm kesenlerin orada olması en azından bir iyi niyet sayılabilirdi. Maraş Katliamı anması Maraşlıların sadece görevi değildir. Acılar ve direnişler toplumsal ortak değerlerdir. Değerler toplumu olmak ortak olmaktır. Bu ortaklığın olmadığı yer, yalnızlıktır.</p>
<p>Onun için Maraş’taki türküler, deyişler, şarkılar en çok yalnızlığı anlatır. Ermenilerin yalnızlığını anlatır. Kürtlerin yalnızlığını anlatır. Alevilerin yalnızlığını anlatır. Yalnız ölenlerin mekânıdır Maraş. Onun içindir ki; Maraş, sevimsiz bir isim halini almıştır. Acının çocukları her yerli olurlar ama Maraşlı olmayı zul sayarlar. Yalnızlığı, terk edilmeyi kabullenmek istemezler. “Maraşlıyız” demezler. Maraş’ta yaratılan ve yaratılmak istenen tekleşmeye ortak olmak istemezler. Bu durum aslında egemenlerin ve Maraş Katliamı’nın organizatörlerinin istedikleri bir durumdur. Çünkü Maraş Katliamı, Maraş resminde Alevileri, Kürtleri ve diğerlerini görmek istemedikleri için yapılmıştır.</p>
<p>Sonuçları itibariyle bakıldığında Maraş Katliamı devletin etnik arındırma katliamıdır. Tekleştirme katliamıdır. Bugünkü Maraş, buna uygun haldedir. Sokaklarında, caddelerinde, evlerinde, mezarlarında katledenlerin hâkimiyeti ve yaşamı belirleyen tüm izleri vardır.</p>
<p>Oysa ki Maraş medeniyetlerin doğduğu, birlikte yaşama kültürünün egemen olduğu bir coğrafyanın adıdır. Söz bitti; zaman bu coğrafya sahip çıkma zamanıdır. Maraş, o topraklarda yaşayan her kimlikten insanlarla bizimdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/vefasizlar-yezit-gibi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Aç kal, alçalma’</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 08:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin ve Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin'in şehadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin’in konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela savaşının detayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela’daki haksızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumun gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Murtaza Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Şahı Şehidan Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Alevi figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yas-ı Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid ve İbn-i Ziyad]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep bin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Pir Sultan Abdal tut damenin anın Düşmanına düşman ol hanedanın Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın Erenler hünkârı İmam Hüseyin&#8221; Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Pir Sultan Abdal tut damenin anın</em></strong><br />
<strong><em>Düşmanına düşman ol hanedanın</em></strong><br />
<strong><em>Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın</em></strong><br />
<strong><em>Erenler hünkârı İmam Hüseyin&#8221;</em></strong></p>
<p>Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza Ali evladı, Peygamber torunu İmam Hüseyin’in huzurundayız. Her muharrem kendimizi Kerbela’da sorguladığımız ve haksızlıklar karşısında “neredeyiz” diye kendimize sorduğumuz günler içindeyiz.</p>
<p>Bu sorgulama her gün biraz daha canımızı acıtarak kendisini bizlere hissettirmektedir. Aynı Kerbela acısı gibi karşımızda durmaktadır. Yüzümüz yerde, özümüzü dara çekmektedir. Hakikate bizleri davet etmektedir. Hüseyin Kerbela çölünden “sen neredesin” diye bizlere seslenmekte, bizi bizlere hatırlatmaktadır.</p>
<p>Her atılan adımda bizi sorgulamaktadır. “Biz dedeler” derken, “dedelere aylık” derken, devlet kapısında pasaport, yol harçlığı sırasına girerekten, o “aç kal, alçalma” diyerek bizleri uyarmaktadır. Kendi bedenini ölüme yatırıp, haksızlıklar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini pratiğiyle göstermektedir. Aması, fakatı olmadan, kirli olan her şeye kafa tutmaktadır. Haksızlık ve vahşet ne kadar güçlü olursa olsun mazlumun hakkının asla teslim alınamayacağını dünyaya ispatlamaktadır. Binlerce yıldır dilden dile aktarılarak unutulmayan, İmam Hüseyin’in direnişi, bizlerin yol süreğimizin izi olmaya devam etmektedir. Bu iz açlıkla terbiye edilmiş bir beden değildir.</p>
<p>Bu oruç bir iradenin tecilli ve Şahı Şehidan Hüseyin’in acısının ilklerine kadar hissedilmesidir. Mazlumun kendisini ifade etmesi ve bununla da hak ettiği gibi kendisini yüceltmesidir. Hüseyin direnişi, mazlumun haksızlıklara karşı gücüdür. Emeğidir. Yas-ı Muharrem orucu işte bu emeğin tüm ezilen, mazlum kesimlerce ortaklaştırılması, sahiplenilmesidir. Kerbela’daki zaferin taçlandırılması, miras olarak alınması ve gelecek nesillere bırakılmasıdır. Alevi felsefesinin özü burada oluşmuştur. Şekil kazanmıştır, kendisini ifade edecek temsilcisine kavuşmuştur. Hiç kimse Aleviliği Hüseyin kadar temsil edemez.</p>
<p>Öyle ki; “Tarih, Hicret’in 61. yılını, yani 10 Ekim 680’i gösteriyordu. Yezid’in valisi İbn-i Ziyad’ın 30 bin kişilik orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.</p>
<p>Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikârdı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terk edip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.</p>
<p>Ertesi sabah Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki, Yezid’in generallerinden Hûr, devasa düşman ordusunu terk edip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı. İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları dövüştüler. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı.</p>
<p>Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.</p>
<p>Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti. Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa’d’ın ordusu Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin’in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi’l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin’i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.</p>
<p>Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid’in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.</p>
<p>Bununla birlikte Kerbelâ’dan Kûfe’ye ve Kûfe’den Şam’a yapılan yolculuklarda Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep bin Ali ve oğlu Zeynelabidin her fırsatta Yezid’in neler yaptığını ve Kerbela’da işlenen suçları Müslümanlara anlattılar. Yezid’in mahkemesine çıkarıldığında Zeynep büyük bir cesaret örneği sergileyerek Yezid’in halifeliğinin geçersiz olduğunu ilan etti.”</p>
<p>gündem</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demimizde can olup gelecek Mahzuni Şerif</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/demimizde-can-olup-gelecek-mahzuni-serif-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/demimizde-can-olup-gelecek-mahzuni-serif-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 10:01:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[68 kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[Afşin]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[aşık mahzuni şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Berçenek]]></category>
		<category><![CDATA[Dem Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[ebedi eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Elbistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[halk müziği]]></category>
		<category><![CDATA[halk ozanı]]></category>
		<category><![CDATA[halkın sesi]]></category>
		<category><![CDATA[halkın yüreği]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel miras]]></category>
		<category><![CDATA[Mahzuni Şerif dostları]]></category>
		<category><![CDATA[memleket sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[ozanlık geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarcık]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[saz ve deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal adalet]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun sesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ozanı]]></category>
		<category><![CDATA[vatan sevgisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/demimizde-can-olup-gelecek-mahzuni-serif-2/</guid>

					<description><![CDATA[İçinden geldiği toplumun yüreği ve sesi olmayı başarmış, duygu ve düşüncesiyle bir halk adamı olan Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılması, bizleri derin bir üzüntüye boğmuştur. O çağımızın yetiştirmiş olduğu en&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçinden geldiği toplumun yüreği ve sesi olmayı başarmış, duygu ve düşüncesiyle bir halk adamı olan Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılması, bizleri derin bir üzüntüye boğmuştur. O çağımızın yetiştirmiş olduğu en büyük ozanlarındandı. Kimi zaman ateş, kimi zaman su, kimi zaman topraktı.</p>
<p>Ateşti; meydanlardaki gençler için&#8230; Bir 68 kuşağını titretti. Suydu, Fırattı Kerbelaya ermek istedi&#8230; Topraktı, kökleri derinden gelen bir miras gibi&#8230; Aşık Mahzuni Şerif bir kişi değil, ezgileri ve deyişleriyle bir cemaat insanıydı. Öyle bilindi ve öyle sevildi. Sevdiklerimizi de biz en çok onun sazından sevdik. Yüreğimiz olmasını bildi&#8230;. Yüreğimzin sesi olmasını bildi&#8230; Toprağını unutmadı, geldiği yeri unutmadı&#8230; Ezgilerinin en güzel köşelerinde konuk etti, Berçeneği, Afşini, Elbistan’ı Pazarcık’ı&#8230;.</p>
<p>Onun gibi sevmek ister her insan memleketini&#8230;</p>
<p>Dağını, taşını, suyunu&#8230;</p>
<p>Onu gibi sevmek ister her insan, memleketlisini&#8230;</p>
<p>Delisini, akılısını, güzelini, çirkinini&#8230;</p>
<p>Onun gibi bir yürek ister her insan&#8230;</p>
<p>63 yıl dayanabilsin diye çilesine..</p>
<p>Geride bırakmış olduğu miras yüzlerce yıl bu halkın dilinden düşmeyecek. Her dem vuruşumuzda bin olup gelecek&#8230; Ezgileriyle, sazıyla gelecek&#8230; Kimseye aldırış etmeyen  ve borçlu olmayan sözleriyle gelecek. Demimizde can olup gelecek&#8230; Canımızda cem olup, pervane dönecek&#8230;</p>
<p>Her gün yeni bir merhaba Mahzuni Şerif&#8230;</p>
<p>Merhaba Mahzuni dostları&#8230;.</p>
<p><strong>YORARLAR BENİ</strong></p>
<p>Ne dedimse halka hiç yaramadı<br />
Ben gittikten sonra ararlar beni<br />
Boşa cahillerin gözü karardı<br />
Kuru çene ile yorarlar beni</p>
<p>Duman eksik olmaz her yüce dağda<br />
Bülbül eksik olmaz her yeşil bağda<br />
Atomun patlayıp bittiği çağda<br />
Onun ötesinde sorarlar beni</p>
<p>Ebedi değildir şu yüce dağlar<br />
Ebedi değildir şu yeşil bağlar<br />
Öz gardaşım ama bizim softalar<br />
Mezarımda bile kırarlar beni</p>
<p>Mahzuni Şerif’im gayri gam yemem<br />
Ondan ötesini kimseye demem<br />
Ufak vucuduma kefen istemem<br />
Varsa insanlıkla sararlar beni.</p>
<p>Haziran 2002 /Dem Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/demimizde-can-olup-gelecek-mahzuni-serif-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak, kadında hakikat olarak şekil bulmuştur</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/hak-kadinda-hakikat-olarak-sekil-bulmustur-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/hak-kadinda-hakikat-olarak-sekil-bulmustur-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 07:47:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ağucan]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi asimilasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi birlikteliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Dergâhları]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi hak savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi hakikatı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inanç savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kutsal mekanları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi yolcuları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet dönemi katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[Derviş Cemal]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hallacı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Hubyar Sultan Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[inanç özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi ibadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Madımak yangını]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş vahşeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şuhreverdi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türk kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Üryan Xızır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/hak-kadinda-hakikat-olarak-sekil-bulmustur-2/</guid>

					<description><![CDATA[“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde.” Hacı Bektaş Veli Alevilerle, Alevilik arasındaki farklılaşma giderek derinleşiyor. Aleviliğin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde<br />
</em><em>Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde<br />
</em><em>Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok<br />
</em><em id="__mceDel"><em id="__mceDel"><em id="__mceDel"><em>Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde.” </em></em></em></em><strong>Hacı Bektaş Veli</strong></p>
<div>
<p>Alevilerle, Alevilik arasındaki farklılaşma giderek derinleşiyor. Aleviliğin toplumsalcı, eşitlikçi ve hümanist yanları asimilasyonla ortadan kaldırılıyor. Binlerce yıldır baskılara direnen, varlığını sürdürmek için bedel ödeyenler, modern denen dünyanın tüketici rüzgarı altında Alevilikten uzaklaştırıyor. Kimi zaman Alevilerin eliyle Alevilik tanınmaz hale getiriliyor.</p>
<p>Bunu Alevi kadınların özellikle büyük şehirlerde yaşadıklarında görmek mümkündür.</p>
<p>Birlikte üreten, ürettiklerini birlikte paylaşan, bunu toplumsal temsili olan sosyal bir ilişki olarak yaşayan Aleviler bu değerlerini bir kenara bırakarak, erkek egemenlikli bir hayatı organize etmeye başlamışlardır.</p>
<p>Toplumun en etkin alanlarında kendini temsil etme, karar verme gücüne her zaman sahip olan Alevi kadını, bugün posta dahi yaklaştırılamaz bir duruma düşürülmüştür. Kendisini temsil etmek bir yana, karar verme yetisi elinden alınmıştır. Cemlerde “ana” diye hitap edilen ve Pir yanında Pir hükmünde posta oturan Alevi kadını, gelinen noktada sadece hizmetli, ya da en iyi durumda sembolik temsil durumuna düşürülmüştür. Bu da Alevi asimilasyonun boyutunun anlaşılması için gösterilebilecek bir örnektir. Cemleri özellikle devlet otoritesine, devlet merkezine yakın bir mantık içerisinde yürüten çevreler Alevileri, Türk-İslam anlayışıyla asimile etmek isteyenler, postta kadını yaklaştırmamaktadırlar. Bu anlayışın ve uğursuz rolün sahipleri “Kadın posta oturmaz” diyerek Aleviliğe hakaret edebilecek cesarete ulaşmışlardır.</p>
<p>“Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok / Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde” diyen Alevi erenlerine karşı, Cemlerde kadınları ve erkekleri ayrıştıranlar, fikrindeki ayrılıkçı resmi ortaya koymaktadır. Bu ayrılık temelden bir sapma, yoldan ayrılmadır. Böyle bir resim, Alevilikle, Alevilerin bağlarını koparmaktadır. Bu durum ağır bir travmatik hastalığa tekabül eder. Aleviliğin merkeze doğru çekilmesi, devletle ve onun kurumlarıyla benzeşmesi, egemen inançların uygulamalarını rehber alması, Aleviliğe Alevi kadınına ayrımcılık olarak, kadının Alevi toplumu içinde kazanmış olduğu haklarının gasp edilmesi olarak yansımaktadır.</p>
<p>Alevi örgütlenmelerindeki kadın sayısının azlığı, yönetim düzeyinde nerdeyse yok denecek kadar kadının olması, Alevi hareketinin karakterini de ortaya koymaktadır. Alevilerin demokratik eşitlikçi yanının ne kadar törpülenerek kendisi olmaktan çıkarıldığının göstergesi olmaktadır.</p>
<p>Kadına yaklaşım, kadının Alevi örgütündeki yeri, kurumlarımızın kimliğini ele vermektedir. Alevilikle olan bağ zayıfladıkça Alevi kurumları da eleştirdikleri karşıtlarına benzeşmektedir. Alevi kadının özgürleşme sorunu Alevilerin özgürleşmesiyle de ilintilidir. Alevi kadının Alevi hareketine katılımı onun gücüyle de ilgilidir. Alevi kadının Alevi örgütüne katılımı o kurumun Alevi olup olmamasıyla da ilgilidir. Büyük özgürlük iddiası eşitlik iddiası hak ile hakikat olma iddiası kadının özgürlük iddiası ile ilgili ve ölçülüdür. Böyle bir düzlemde baktığımızda Alevi hareketinin demokrasi hareketi içerisindeki yeri toplumu etkileme gücü ve kendisini koruyarak gelecek nesillere aktarma hürriyeti çok zayıflatılmıştır.</p>
<p>Yaşayan Aleviliğin gelenek, görenek ve kültürünün en yoğun biçimde ifadesini bulduğu Alevi kadını bugün Alevi hareketinin dışında örgütsüz ve kendisini temsil etmekten çok uzakta durmaktadır. Bu durum Alevi hareketinin kendisini aşamamasının ve demokrasi güçleriyle de buluşamamasının da temel nedenlerinden biri olmaktadır. Bu durum ancak Alevi değerlerine Alevilerin sahip çımasıyla aşılabilinir. Aleviliğin kadını yücelten, onu eşitleyen, toplumu idare eden, karar sahibi kılan kadın kimliğinin tekrar bu toplumla buluşması gerekmektedir.</p>
<p>Bunun somut örneğini Kürt siyasi hareketinde görmek mümkündür. Değişim yaratıcısı ve temsilcisi kadındır. Kürt toplumsal değişiminin ilk fedaileri Azimeler, Zekiyeler, Zilanlar, Beritanlardan Sakinelere uzanan kadın emeği devasa bir ürün olarak demokrasiye yürüyen, özgürlüğe yürüyen bir hareket yaratmıştır. Alevilik felsefesinin Kürt siyasetiyle buluşmasının temsili olan bu yiğit kadınlar bugün özgürlüğün, demokratik bir dünyada eşit bir yaşamın teminatı olmuştur. Orta Doğu’dan dünyaya özgürlük ve eşitlik meşaleleri olarak anılmaktadır.</p>
<p>Kürt siyasetindeki kadın iradesi; dönüştürücü, özgürleştirici ve hayatı anlamlandırıcı hareketi geleceğe dair büyük umutların yeşermesine vesile olmaktadır. Ortadoğu coğrafyası bu büyük umudu demokrasinin sembolü haline gelen hareket tarzıyla saygınlık yaratan bu durum, tüm alanlarda değişim dinamiğinin de kendisi olmaktadır. Ortadoğu’nun değiştirici dinamiği kadındır. Kadınsız değişim ve demokratik eşitlik söz konusu olamaz. Alevi kadının desteklemediği, iradesini katmadığı bir hareket, ne dönüştürücü, ne de eşitlikçi olabilir. Bugün tam da Alevi hareketinin yaşadığı budur. Kadınsız Alevi hareketi tüm saldırılara ve asimilasyona açıktır.</p>
<p>Alevilerin Alevilikte ısrarı Alevi ruhuna, toplumsal dünyasına yapılacak en büyük katkı olacaktır. Hak ve hakikat olacaktır. Fatma Ana’dan, Bese’ye, Zarife’ye uzanan ve direnen Aleviliğin mirasçıları olan bu yol erlerinin fedakarlıklarıdır ki; Alevilik hakikatle kutsanmıştır. Hak, kadında hakikat olarak şekil bulmuştur, Alevilik olmuştur.</p>
<p>Nice 8 Mart’lara&#8230;</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/hak-kadinda-hakikat-olarak-sekil-bulmustur-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt Alevi asimilasyonuna karşı olabilmek!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-asimilasyonuna-karsi-olabilmek-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-asimilasyonuna-karsi-olabilmek-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2024 16:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ağucan]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi asimilasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi hakikatı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inanç savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet dönemi katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[Derviş Cemal]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hallacı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Hubyar Sultan Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[inanç özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi ibadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Madımak yangını]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş vahşeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şuhreverdi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Türk kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Üryan Xızır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-asimilasyonuna-karsi-olabilmek-2/</guid>

					<description><![CDATA[“şöyle gökyüzüne döndü perişan çatlamış elini açtı Allah’a dedi senin kulun olmam bir daha” Mahzuni Şerif Hak ile hakikat olan Perişan Ali aramızdan ayıldı. Ömrünü hakikate adayan, hakikat dervişi Perişan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><em style="line-height: 1.5em;">“şöyle gökyüzüne döndü perişan<br />
çatlamış elini açtı Allah’a<br />
dedi senin kulun olmam bir daha” </em><strong>Mahzuni Şerif</strong></div>
<div>
<p>Hak ile hakikat olan Perişan Ali aramızdan ayıldı. Ömrünü hakikate adayan, hakikat dervişi Perişan Ali tüm nefsini yaşarken terbiye etmesini bildi ve öylede aramızdan ayrıldı. Onun gibi yüzlerce, binlerce yol dervişinin bize gösterdiği şey; hiçbir menfaat gözetmeksizin kendimizi hakikate teslim etmek oldu. Bu teslimiyet, dünyadan geçebilmektir. Dünya malına tama etmemektir. Toprağı bol, devri daim olsun.</p>
<p>Alevi asimilasyonu sadece Alevilerin inançsal anlamda kendilerine yabancılaştırılması biçiminde olmamaktadır. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan diğer halklara mensup Aleviler üzerinde mensup oldukları kimlik anlamında da derin bir asimilasyon uygulanmaktadır. Türkçü ve inkârcı bir yaklaşımla Aleviler kimliklerinden de koparılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de özellikle Kürt kökenli Aleviler, Arap kökenli Aleviler ve Balkanlardan göç etmiş çeşitli uluslardan Aleviler Türk kimliği içerisinde ırkçı bir anlayışla tekleştirilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Kürt Alevilerinin yüzyıllardır kullandıkları dil, Kürtçe deyişler nefesler görmezden gelinmiştir. Türkçe’nin kullanılmasının ön plana çıkarılması ve ibadet dili haline getirilmesi için devlet, devlet destekli kurum ve kuruluşlar yoğun bir çalışma yürütmüşlerdir. Özellikle Kürt Alevi yerleşim bölgeleri olan Maraş, Malatya, Adıyaman, Sivas, Kayseri, Dersim, Erzurum, Bingöl hattın da yoğunlaşan bu asimilasyonun sonucu, Kürtçe’yi kullanamayan kesimler yaratılmıştır. Bu alanlarda üretilen Kürtçe eserler deyişler nefesler görmezden gelinerek özellikle Türkçe olanları ön plana çıkarılmıştır. Birçok ünlü Alevi ozanının Kürtçe deyişlerine, nefeslerine sansür uygulanmış, cemlerde dahi kullanılmayarak unutturulmak istenmiştir. Son yıllarda ortak Alevi aklının arayışları neticesinde bu ürünler gün yüzüne çıkmaya ve büyük ilgi görmeye başlamıştır. Bu Kürtçe duazimamlar, nefesler, deyişler uzun bir aradan sonra ancak tekrar toplumuyla buluşabilmektedir. Yine bu bölgelerdeki ocaklar dergâhlar ziyaretler unutturulmaya isimleri belleklerden silinmeye çalışılmıştır. Böylelikle ziyaretine sahip çıkmayan, dergâhına sahip çıkmayan dilini kullanamayan bir topluluk yaratılmaya çalışılmıştır.</p>
<p><a href="http://www.alevigazetesi.com/wp-content/uploads/2013/02/adiyaman_alevi.jpg" target="_blank" rel="noopener"></a>Cumhuriyet döneminde birçok katliam bu bölgelerde yoğunlaştırılmıştır. İsmini saydığımız bu Alevi yerleşim bölgelerinin her birinde bir katliam gerçekleştirilmiştir. Katliamın yapılmadığı bir Kürt Alevi yerleşim yeri, bölgesi kalmamıştır. Halk katliamlarla, korkutularak göç ettirilerek Alevilikleri unutturulmaya çalışılmıştır. Koçgiri ve Dersim’in hafızamızdaki yeri biliniyor. Maraş vahşeti, Madımak yangını herkesin gözlerinin önündedir. Bu bölgelerde Alevi ziyaretleri, dergâhları, kutsal mekânları insanlarıyla birlikte yok edilmek istendi. Vahşetin boyutu belgelerle de ortadadır. Hal böyle iken günümüzde görülmüştür ki; direngen Alevi süreği hakikat yolcuları hala ayakta durmaktadır. Sır bugün bu bölgelerde kendisini tüm zorluklara inkâra ve imhaya rağmen dışa vurmasını becermiştir. Nesilden nesile, kulaktan kulağa geçen hakikat yolu asimilasyon, inkâr ve imhaya karşı var olma mücadelesine girişmiştir. Kimliğini ve inancını savunmanın araçlarını yaratmak için çabalamaktadır.</p>
<p>Modern dünyanın, tarihin derinliklerinden gelen filozofları, tarihi bir görsellikle, estetikle bugünü anlamaya, anlamlandırarak yaşatmaya çalışmaktadır. Bu sahiplenme olgusu, kendini bulma olgusu, Yunus’un “kendini bilmektir” dediği varlık hakikatinin kendisi olmaktadır. Anadili olmaktadır. Tarihi olmaktadır. Kültürü olmaktadır.</p>
<p>Alevilerin kendine gelmesini, kendi kimliklerine sahip çıkmasını, değerlerini savunmasını bölücülük olarak niteleyen ve onu tekleştirerek yok etmek isteyen anlayışla, Alevileri kendi içinde ötekileştirmeye kalkan anlayış aynıdır. Birileri Aleviler kendi kimliklerine sahip çıkınca “siz bölücüsünüz” derken bazı Alevi kesimlerinin, kendi içerisinde Kürt, Arap, Boşnak vb. Alevilerin kimliğini görmeyerek, ötekileştirerek bu kesimlerin kendi kimliklerine sahip çıkmasını “Alevileri bölmek” olarak dillendirmesi, Alevileri yok sayanlarla aynı pencereden bakarak, aynı söylemi, dili kullanması niyetten bağımsız aynı amacı içeren bir durumdur. Alevilerin hak anlayışıyla bir ilgisi yoktur. Haktan uzak olmaktır.</p>
<p>Alevi kurum, kuruluş, dergah ve ocaklar hangi gerekçeyle olursa olsun Kürt Alevilere karşı sorumlukluları vardır. Ve bu sorumluluklarına sahip çıkmak zorundadırlar. Bilinmelidir ki, Kürt Aleviler Baba İlyas’tan, Kalender Çelebi’ye oradan Seyid Rıza’ya kadar her yerde ve her zaman, Alevi hakikatinin felsefesinin emekçileri var edenleri ve bu kadim inancın kadim üyeleri, kanlarıyla katık olanlarıdır. Emek sahibidirler. Bedenler ve başlar bu yol uğruna düşmüştür Mezopotamya coğrafyasında. Kendi dillerinde ibadet başta olmak üzere, Kürtçe’nin yaşatılması Kürt kimliğinin ve kültürünün asimilasyonun reddedilmesi gibi sorumlulukları vardır. Ocaklarımızın bağlılığı çok derindedir. Ocaklarımızın birbirine karşı sorumlulukları Pir ve Mürşit ilişkileri vardır. Bu ilişkiler, toplumsal saygı eşitlik üzerine kuruludur. Örneğin Türk kökenli Alevilerinin en bildik ocaklarından Hubyar Sultan Ocağı’nın Mürşit kapısı Üryan Xızır ocağıdır. Üryan Xızır Kürt Alevilerinin ocağıdır. Baba Mansur, Ağucan, Derviş Cemal gibi&#8230; Onun için hak ve hakikat için eğer bu gün Üryan Hızır Ocağı kimliğinden, kültüründen, kullandığı dilinden dolayı baskıya asimilasyona maruz kalıyorsa Hubyar ocağının görevi Mürşidine sahip çıkmaktır. Eğer sahip çıkamıyorsa hak olmayı inkâr etmiş olur ki; hakikat yolunun yolcuların da inkâr söz konusu olamaz, düşkünlüktür.</p>
<p>Hakikat, Kerbela’da Hüseyin gibi yolun sahibi olmaktır. Hiçbir siyasi beklenti, neden hakikatten ayrılmaya vesile, gerekçe olamaz. Onun içindir ki; Aleviler Hallacı Mansur gibi, Nesimi gibi, Şuhreverdi gibi canlarını verirken hakikatten taviz vermemişleridir. “Gönül kalsın, yol kalmasın” demişlerdir.</p>
<p>Eğer bu gün Kürt Alevileri imha ve asimilasyonla karşı karşıyalar ise, Balkanlardan Karadeniz’e oradan Arap yarımadasına tüm Alevilerin sahip çıkması bir hakikat görevidir. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. Kürt Alevilerinin var olma mücadelesi, ayakta durma mücadelesi bu anlamda hakikate bağlılığımızın ölçüsü, terazisidir. Mevlana’nın “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” desturu, hakikatin mecburi bir yol kuralıdır. Onun için Kürt Alevi kimliğinin inkârı, asimilasyonunun önüne geçmek tüm Alevilerin boyun borcudur.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-asimilasyonuna-karsi-olabilmek-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kerbela’daki gibi”</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 09:25:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlum]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ya Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Ya Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Ya Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/</guid>

					<description><![CDATA[Ya Hak, ya Muhammed, ya Ali. Alevilik tarih tartışmalarında ana meselelerden biri, yaşayan Aleviliğin ciddi anlamda görülmemesi ile ilgilidir. Eğer gezdiklerimiz ve gördüklerimizle bir kıyaslama yaparsak, bugün muharremin 10. günü,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ya Hak, ya Muhammed, ya Ali.</p>
<p>Alevilik tarih tartışmalarında ana meselelerden biri, yaşayan Aleviliğin ciddi anlamda görülmemesi ile ilgilidir. Eğer gezdiklerimiz ve gördüklerimizle bir kıyaslama yaparsak, bugün muharremin 10. günü, Hüseyin&#8217;in şehit edildiği, Hakk&#8217;a yürüdüğü gündür ve acının en derin yaşandığı gündür. Ama Alevi toplumu bugün bu acıyı yaşamıyor, hissetmiyor. Özellikle metropollerde özünü kaybetmiş, şeklin egemen olduğu bir atmosferde anılıyor.</p>
<p>Acı, acını yaşamak, hissetmek psikolojide bile bir direniştir. Yaşamın yeniden başlamasına vesile olan bir unsurdur. Dövdüğünüz bir insan yere düştüğünde, siz onu tekmelediğinizde, dövdüğünüzde onun döktüğü gözyaşları, attığınız tekmelere karşı direncidir. Güçsüzlüğünü güce çevirme, zulme karşı direnişidir. Tekrar ayağa kalkmasının enerjisidir.</p>
<p>Kerbela da, Alevilerin direncidir, direnişidir. Tekrar tekrar düştüğü yerden kalkma iradesidir. Alevilerin direnci gözyaşlarıyla örtülmüştür, kanla bezenmiştir. Ve Alevi toplumunun bugüne gelmesindeki ana temel dayanak, Mekke&#8217;den çıkıp Kufe&#8217;ye doğru bir yol alışın hikayesidir. Bir özgürlüğe yürüyüşün hikayesidir. Başkaldırının destansı anlatımıdır. Tıpkı Dersim&#8217;in dağlarında, Maraş&#8217;ın Nurhaklarında, Diyarbakır zindanlarında, Hakkari&#8217;de, Cilo’da, Zagroslarda başlatılan o özgürlük yürüyüşü gibi bir özgürlük yürüyüşüdür. Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun başlattığı özgürlük yürüyüşü gibi bir özgürlük yürüyüşüdür. Mazlum gibi bir başkaldırıdır. Gazi, Gezi direnişidir. Siz onu oradan alıp koparamazsınız. Kerbela, bugün tümüyle üst üste oturan bir mücadelenin, ezen ve ezilenlerin kavgasının mirasıdır. Beslendiği bir kaynaktır.</p>
<p>Öyle ki; bugündür. Hüseyin, Kerbela&#8217;ya geldiğinde devasa ordularla karşılaştı. Kimisi 30.000 kişi diyor, kimisi 10.000 kişi, kimisi 3.000 kişi; fark etmiyor. Ancak karşısında duran kafilede 100 kişi vardı ya da 72 kişi deniliyor. 72 kişi de 72 millete istinaden söyleniyor. Sonuçta Hüseyin’in yanında kadınların, çocukların içinde olduğu 100 kişi, 150 kişi var. Bu devasa ordu karşısında o 100, 150 kişi boyun eğmiyor. Aynı zulmün kol gezdiği Diyarbakır zindanlarında boyun eğmedikleri gibi. Seyit Rıza’ların biat etmediği gibi. Milyonluk NATO ordusu karşısında diz çökmedikleri gibi. Bu hikaye, basit ve sıradan bir olayın yansıması değildir. Bu, binlerce yıllık bir direniş sürecinin kendisidir. Teslimiyete karşı, bedeni ile zafere yürüyüşün hikayesidir.</p>
<p>Ali Asker’dir. Kerbela&#8217;da ne oluyor? Hüseyin avuçlarının içinde altı aylık Ali Asker&#8217;i kaldırıyor ve &#8220;Bir damla su verin çocuğa&#8221; diyor. Zalimler onu oklar ile orada öldürüyorlar. Fırat&#8217;ın kıyısında Ali Asker&#8217;e su vermiyorlar. Zalimin zulmü böylesine acımasızdır, böyle vicdansızdır.</p>
<p>Peki, biz Cizre bodrumlarını unuttuk mu? Cizre bodrumlarında o güzel insanlar, umut dolu bir yarın için biat etmeyen insanlar hangi mesajı gönderdiler? Bombalamadan önce çekilen son SMS neydi? “Su, heval su.” Dicle&#8217;nin kıyısında susuz bıraktılar, bombalarla, tanklarla, toplarla insanlarımızı öldürdüler. Aynı Kerbela&#8217;da yaptıkları gibi zalimce davrandılar. Yezit mirası ile katlimize ferman verdiler. Bitmedi; Kerbela&#8217;da erkekleri, eli silah tutanları tek tek katlettiler. Kadınlarımızı, çocuklarımızı çıplak develere bindirip Şam&#8217;ın köle pazarlarında sattılar. Bu bir hikaye, çirok değildir. Gözümüzün önündeki gerçeğin ta kendisidir.</p>
<p>Şengal&#8217;de IŞİD, onun ortakları gözlerimizin önünde katliam yapmadı mı? Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk demeden bizleri öldürmedi mi? Öldürmedikleri kadınlarımızı, kızlarımızı aldılar, binlercesini işkenceler ile Rakka’ya taşımadılar mı? Ve onları Rakka köle pazarlarında dünyanın dört bir yanına satmadılar mı?</p>
<p>Bu nedenle Aleviler, Hüseyin&#8217;in direncine, mücadelesine sahip çıkarak bir direniş gösteriyorlar. Hüseyin&#8217;i öldürdüler, 72 kişiyi öldürdüler Kerbela&#8217;da. Peki, bize bu hikayeyi kim anlattı? Kerbela&#8217;nın hikayesi kimin hikayesidir? Hüseyin orada direndi, Ali Asker&#8217;i kaldırdı, oklarla Ali Asker&#8217;i öldürdüler. Hüseyin meydana geldi, onu tek tek yenemeyeceğini anlayanlar, binlerce ok fırlatarak Kerbela meydanında onu şehit ettiler. Korkakça, kalleşçe.</p>
<p>Kim anlattı bize bunu? Kimden miras kaldı bu anlatımlar? Evet, orada yaşananları bir kadın anlattı. Zeynep. Öz güzel kadın, o yiğit kadın, o uslanmaz bir direnişin sözcüsü olarak anlattı, aktardı, iliklerimize kadar işledi. Ve o direnişin yükünü Zeynep sırtladı, taşıyıp nakşetti tarihe. O Zeynepler, Rojava&#8217;daki kadınlar oldular. IŞİD zulmüne karşı zaferi örgütlediler. Yezit’in zulmüne boyun eğmediler.</p>
<p>Onun içindir ki; bu hikaye bizim hikayemizdir. Dünden kalmış, unutacağımız bir hikaye değildir, bugün içinde olduğumuz dönemin kendisidir. Bu nedenle zalimler, Kerbela direnişinde var olanlara ve bize direnişi hatırlatanlara her zaman saldırdılar, saldırıyorlar. Aleviliğin asimile edilmek istendiği yer Kerbela&#8217;dır. Hüseyin&#8217;dir. Ali&#8217;dir. Zalimler ve onun etrafında pervane olmuşlar kılıçlarını ilk Muhammed’e çektiler. Kerbela&#8217;ya meydana gelmeden bir “yetim” gibi Muhammed’i devirdiler. Muhammed’i devirenler kılıçlarını Ali’ye çevirdiler. Şimdi Kerbela meydanında yezit ordularının saflarında Hüseyin’in karşısında durup biat istiyorlar.</p>
<p>Hatırlatalım, 1.400 yıllık bir direnişin bayrağıdır Hüseyin. Mazlumlar için dalgalanıyor halen Kerbela meydanında. Haydar. Bu tarih, binlerce yıllık acılarımızın, direnişimizin bir yansımasıdır. Kimse bu hikayemizi küçümsemesin. Aklımızla dalga geçmesin. &#8220;İslam’ın, Müslümanların zulmünden kaçtılar da kendilerine Aleviyim, Ali’nin taraftarıyız diyerek zulümden kurtuldular.&#8221; diyenler dönüp bir bakın, Ali&#8217;nin arkasında duranların ödülü mü vardı? Bunu deyince ölümden, zulümden mi kurtuldular? Onlar da öldürülmedi mi? Katledilmedi mi?</p>
<p>Yalanın arkasına sığınmamak gerekiyor. Biz bir yalanın arkasına sığınmıyoruz. Bakış açımızı değiştirmek istiyorlar. Bize &#8220;Kerbela gibi bakmayın&#8221; diyorlar. &#8220;Kerbela&#8217;daki insanlar gibi bize bakmayın&#8221; diyorlar. Mazlumların hikayesini unutun, Sünni bir pencere açıp oradan okuyun dünyayı&#8221; diyorlar. Kimin gibi bakmamız gerektiğini söylüyorlar? Yezit gibi bakmamızı istiyorlar. Çünkü Yezit, kendini bilmezliğin temsilcisidir. Hadsizliğin, yalanın, dolanın, fitnenin temsilcisidir. Buna oynuyorlar. Bundan besleniyorlar. Biz Aleviler de diyoruz ki; Kerbela&#8217;da durduğumuz gibiyiz. Zeynep’e verilmiş sözümüz, Hüseyin’e verilmiş ikrarımız var. Bundan ürküyorlar, bundan korkuyorlar.</p>
<p>Aleviler Kerbela direnişi ile, Kerbela’daki yaşanan zulmü tekrar tekrar hatırlatarak, nesilden nesile aktararak, bu acıyla ayaktadır. Kimse kusura bakmasın. Kitap okumakla, oturduğu yerden felsefi analizler yapmakla Alevi toplumunun gerçekliğini anlamak mümkün değildir. Yaşayan Aleviliği göreceksin, onların kabulüne layık olacaksın. İşin şekli ile meşgul olmayıp, bu coğrafyanın gerçeğini görüp, ondan utanmayacaksın.</p>
<p>Bilinmelidir ki; Alevilerin yüzlerce, binlerce yıldır bugüne getirmiş olduğu deyiş ve nefesleri onu yüz yıllarca beslemeye yetecek güçtedir. Hepsi acı ile örülmüş, direnişe dairdir. Kim ki bu coğrafyada ayağa kalkmış ise bunlarla başlamıştır. Sazın tınısı mücadelenin sesi olmuştur. Hepsi mazlumların dilindedir. Seyit Rıza&#8217;nın dilindedir. Seyit Rıza Dersim&#8217;in generalidir, yüreğidir. “Evladı Kerbela”dır, sonuna kadar Kürttür, Alevidir, direnişçidir. “Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık” diyen Hüseyin İnan&#8217;ın dilindedir. Kerbela eski değildir, geçmişte kalmış bir olay değildir. Kerbela bizim acımızdır. Kerbela, Lice&#8217;dir. Kerbela, Cizre bodrumlarıdır. Kerbela, Maraş&#8217;tır, Çorum&#8217;dur, Sivas&#8217;tır. Kerbela, direnişi, boyun eğmeyenleri temsil eden cümledir. Mazlumun direnişinde yaşamaya devam eden, kendimizi ifade ettiğimiz en kısa yoldur, en kısa cümledir. &#8220;Kerbela&#8217;daki gibi&#8221; dediğinizde, karşıdaki kişi ne demek istediğinizi anlar. Hiç uğraşmanıza gerek yoktur. Simgeleşmiş tarihsel olaylar ve tarihsel kimlikler, insan hafızasında bir davranış biçimini de belirler. Bugün Alevi toplumu, tarihi boyunca bu davranışı simgeleştirerek bugüne kadar getirmiş ve hala bu şekilde devam etmektedir.</p>
<p>Aşk ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kerbeladaki-gibi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başımız önde, dardayız</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/basimiz-onde-dardayiz/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/basimiz-onde-dardayiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 08:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dedeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Geleneksel Değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Kimliği ve Savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Önderleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Pirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Toplumsal Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik ve Asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Dedelik Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Dergah ve Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[pirlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İslamcı Yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Yaklaşımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/basimiz-onde-dardayiz/</guid>

					<description><![CDATA[22“Şah hatai’dir özümde / Hiç hilaf yoktur sözümde / eksiklik kendi özümde / darına durmaya geldim.” Başımız önde dardayız. Hallac-ı gibi, Nesimi gibi, Ana Fatma gibi&#8230;Sevdiklerimizi uğurlarken, yastayız Alevi olamadığımız&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>22“Şah hatai’dir özümde / Hiç hilaf yoktur sözümde / eksiklik kendi özümde / darına durmaya geldim.”</em></strong></p>
<div>
<p>Başımız önde dardayız. Hallac-ı gibi, Nesimi gibi, Ana Fatma gibi&#8230;Sevdiklerimizi uğurlarken, yastayız Alevi olamadığımız için.Kim bu kadar günahla dardan inebilir ki!Büyük lafların arkasına sığınan asimilasyonu en derin şekilde yaşayan bizler, nasıl sevdalılarımızın yüzüne bakabiliriz? Yapamadıklarımızdan değil, yapabilir olup da yapmadıklarımızdan dolayı nasıl arınabiliriz.</p>
<p>Alevi erkanı, Alevi adabı nasıl, ne zaman bu kadar kendisi olmaktan çıktı?</p>
<p>Kim, nasıl bizleri bu hale getirdi?</p>
<p>Bizler ne zaman Aleviliğimizi unutmaya başladık, Aleviliğimizden utandık? Ne zamandan beri Alevilik yerine başka inançları, başka gelenekleri, başka kültürleri bu kadar içimize işledik? Eğer Alevi isek; Alevi gibi yaşamak, doğumda, ölümde, yaşarken de bir Alevi gibi olmak gerekmez mi? Eğer Alevilerin önderlerine, onların adlarına niyaz etmekten, onlara hürmeten deyişler söyleyip semahlar dönmekten utanacaksak nasıl Alevi oluruz. Alevilik doğumdaki nişanesi, 14 yaşındaki ikrarı ve hakka yürümesi ile gün gibi ortadadır. Aleviliği başka yerde arayanlar başka inançlara sığınanlar bilmelidirler ki bu durduğumuz dardan inemeyeceğiz.</p>
<p>Çünkü hak ile hak olmuş, hakikatin temsili, sığındığımız dünya nefsine hükmedecek güç ve iradeye sahiptir. Hak ile hak olmuş hakikatte rehber olmuş bir Alevi gerçeği, bir Alevi süreği vardır. Bu sürek Kerbela gibidir. Bu sürek Pir Sultan gibidir. Bu sürek Kalender Çelebi, Seyit Rıza gibidir. Bin yıllar, bu süreğe karşı imha ve asimilasyonu dayatmıştır. Öyle ki; binlerce Kızılbaş kanı, kellesi bu uğurda verilmiştir. Biatte, biat etmeyen Alevi kızları, Alevi çocukları ve yaşlıları hak ile hakikat, ortak hafızamızdaki güzelliğin temsilcileri olmuşlardır. En kötü ve zor gününde inancının gereğini yaşayanlar, bugün dün olduğu gibi Muaviye’nin, Yavuz Sultan Selim’in ve Küfelilerin saldırılarına maruz kalmaktadırlar.</p>
<p>Siyasal İslam Aleviler içerisinde Türkçü ve ırkçı bir şekilde örgütlenmek istemektedir. Buna kapılarını açan bizler dardayız.</p>
<p>Dejenere edilen 1930’lardan kalma Kuran’ın Türkçeleştirilmesi ezanın Türkçe okunması Türkçe Kelimeyi Şahadet getirilmesi gibi ırkçı yaklaşımları yeni keşfedilmiş “Alevilik” olarak topluma yutturmaya çalışmaktadırlar. Uzun yıllardır Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından eğitilerek Aleviler içerisine gönderilen Türk İslamcı, mürüvvetsiz çakmalar Alevi asimilasyonunu her alana, özellikle de Kürt Alevilerinin yaşadığı alanlara yaymaktadırlar&#8230; Toplumun iyi niyetini suiistimal edilerek pişkin bir egemenlikle Alevi toplumunu asimile etmeyi sürdürmektedirler. Bu durum hayli ilerlemiş gözükmektedir. Yerel bölgede Alevi dedeleri, toplumun önderleri dışlanarak ikincil plana itilerek dikmeler furyası başlatılmış bulunmaktadır. “Siz cahilsiniz, bilmiyorsunuz” diye başlayan cümlelerle, asimilasyonu içselleştirme çalışmaları yürütmektedirler. “Siz bilmiyorsunuz” diye Alevilere ahkâm kesenlere karşı duramadığımız için dardayız.</p>
<p>Alevi toplumunun ortak aklı ve örgütlerimizin çabaları, bu asimilasyonu durdurmaya, önünü almaya yetmemektedir. Çünkü Devletin imkânlarını, Diyanet İşleri Başkanlığının zihniyetini ve Küfelilerin ihanetini arkasına almış bu asimilasyoncular ordusu giderek toplumun tüm kesimlerine sızdırılmaktadır.</p>
<p>Bu saldırılar karşısında Alevi geleneğinin her daim temsilcisi Kerbela’nın evlatları direnmesini bilmelidir. Bizler dedelik kurumuna sahip çıkarak, talip olmanın hukukunu işleterek bu asimilasyon surecine karşı çıkabiliriz. Bize gerilikmiş gibi sunulan Alevi değerlerine, babadan oğla geçen dedesine, pirine, mürşidine, ziyaretine, dergâhına, ocağına niyaz ederek, taşını öperek, toprağını yiyerek, ağacına bez bağlayarak, cemde semaha durarak,  cenazesinde deyiş söyleyerek karşı koymalıyız.</p>
<p>Başkalarına benzeşerek Alevi olunamaz. Başkalarının gerilik, ilkellik, saçmalık olarak tartışmaya getirmek istediği Aleviliğe dair her şeyin aslında Alevilik olduğunu bilerek kendimizi korumalıyız. Kendimiz oldukça dardan inebiliriz. Kendimiz olarak değerlerimize laik olabiliriz.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/basimiz-onde-dardayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk olsun Hüseyin gibi duranlara</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 07:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kobani]]></category>
		<category><![CDATA[Küfeliler]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Şengal]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suruç]]></category>
		<category><![CDATA[Yezit]]></category>
		<category><![CDATA[Zalimler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/</guid>

					<description><![CDATA[Muharrem matemini geride bırakan Aleviler, aşure aşlarının pişirmeye, dağıtmaya başladılar. Alevi Kurumları Üst Koordinasyonu’nun çağrısına istinaden aşureler bu yıl Ankara’da katledilenlere adandı. Lokmalar onlarının hürmetine, pişirilip, dağıtıldı. Türkiye’nin dört bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="x_MsoNormal">Muharrem matemini geride bırakan Aleviler, aşure aşlarının pişirmeye, dağıtmaya başladılar. Alevi Kurumları Üst Koordinasyonu’nun çağrısına istinaden aşureler bu yıl Ankara’da katledilenlere adandı. Lokmalar onlarının hürmetine, pişirilip, dağıtıldı. Türkiye’nin dört bir yanında Aleviler Ankara’daki katliamı lanetleyerek, Hüseyin için akıttıkları gözyaşlarını bu yıl Şengal, Kobani, Diyarbakır, Suruç ve Ankara şehitleri için dökülen yaşlarla yıkadı. Gülbanklar, nefesler ve deyişler Kerbela meydanındaki gibi huşuyla dile geldi. Aleviler beklide uzun yıllardır unuttukları kendileri olma özlemini ilk kez bu kadar derinden yaşadı, yaşattı ve Kerbela onların gözlerini bir kez daha açtı.<br />
<b></b></p>
<p class="x_MsoNormal">Şimdi birileri kalkıp diyor ki, “Kerbela’da Hüseyin, Yezit’in teklifini kabul etseydi ne olurdu?” Şimdi birileri gidip bazı sofralarda oturuyorlar ya! “Yani ne oldu” diyorlar?</p>
<p class="x_MsoNormal">Yezit neyi teklif etmişti Hüseyin’e? “Davandan dön” demişti, “sana Şam valiliğini bırakcam” demişti, “sana iktidar, servet verecem” demişti. İşte Hz. Hüseyin bu iktidarı, bu serveti elinin tersiyle iterek, kimin mirasına sahip çıktı! Atasının mirasına, babasının mirasına sahip çıktı. Çünkü Hz. Ali buyurmuşlardır ki; <b><i>“Haksızlığa boyun eğmeyin, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz<span class="x_apple-converted-space"> </span></i></b><b><i>”</i></b> demişti. İşte bugün bu topluluğun onuru hasiyeti ve şerefi o gün Kerbela’da dimdik bir şekilde o ordulara karşı durdu.</p>
<p class="x_MsoNormal">Kerbela’ya davetiye çıkaranlar kimlerdi. “Buyur gel, biz senin aile efradının yanındayız, seni bu zalimlere karşı koruruz” diyenler kimlerdi? Küfeliler. Küfeliler ne dediler “Buyur gel efendim dediler, biz seni burada koruruz” dediler. Sonra ne yaptılar iktidar için, saltanat için ve en kötüsü korkudan, korktuklarını iddia ettiler, zalimlerden korktuklarını iddia edip Hz. Hüseyin’i Kerbela’da yalnız bıraktılar. Peki, ne oldu Hüseyin’in başını bedeninden ayırdılar Şam’a ziyafet için gönderdiler. Bunun sorumlularından bir tanesi de o Küfe’deki zihniyettir. O ihanetçilerin içimize saldıkları korkudur.</p>
<p class="x_MsoNormal">Hüseyin o küfenin ihanetini ve korkusunu da yenen bir zaferin sahibidir.</p>
<p class="x_MsoNormal">O ne güzel, ne kutlu bir kadındır ki; Hz. Zeynep Kerbela’da yaşananları bir bir başı dik bir şekilde ve o Yezit’in kendi suratına karşı diklenerek, bütün dünyaya ve bugün bize aktaran kişidir.  Kerbela’da neyin yaşandığını bize aktaran kahraman Hz. Zeynep’in kendisidir.</p>
<p class="x_MsoNormal">Ve bizi bugün Küfelilerden ayıran en temel nokta nedir? Kerbela’da bizler Hz. Hüseyin ile birlikte, onu yalnız bırakmayanların, kısacası Hüseyin bendesinin parçasıyız. Kendimiz biz öyle kabul ederiz. Peki, Küfeliler kimdir? İhanet edenlerdir. Zeynep’in lanetiyle lanetli olanlardır. Ve Zeynep onlar için öyle bir lanet okumuştur ki; “kendiniz dövün, bedeninizde kan kalmayıncaya kadar dövün”. “Çünkü siz öyle bir ihanet ettiniz ki, bu topluma böyle bir acı yaşattırdınız” demiştir. Onun içindir ki; biz TV ekranlarında bazılarının Hz. Hüseyin aşkıyla kendilerini dövdüklerini düşünürüz. Hüseyin’in aşkıyla değil, Zeynep’in lanetiyle kendilerini döverler. Biz kendimizi dövmeyiz, neden dövmeyiz, çünkü biz Hz. Hüseyin ile o meydanda olduğumuza inanırız.</p>
<p class="x_MsoNormal">Kerbela’da Hüseyin, Hüseyin evlatları katledildikten sonra ne yapıldı. Kadınlarımız, çocuklarımız çıplak develerle bindirilerek şama götürüldüler. Köle pazarlarına götürüldüler. Bize bunu yaşattılar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Peki, bu resim bugün bizden çok mu uzak. Daha dün Şengal’de ne yaptılar! Şengal’de, Yezit zihniyetinin evlatları, onun mirasçıları, erkeklerin, yaşlıların, çocukların kafalarını kesip, esir aldıkları kadınları köle pazarında satılar. Bu zihniyetin o zihniyetten farkı neydi? Demek ki, nasıl ki, mazlumla zalimin savaşı binlerce yıldır devam ediyor ise zalimlerinde miracıları var, mazlumlarında mirasçıları var. Hainlerinde…</p>
<p class="x_MsoNormal">Biz her Kerbela’yı yad edişimizde mazlumun mirasçıları olduğumuzu tekrar tekrar dile getirmek ve hatırlamak isteriz. Onun için o acıyı en derinden yaşarız. Bizler kerbelada mazlumu anar iken zalime de lanet okuruz. Bin kere lanet olsun onlara.</p>
<p class="x_MsoNormal">Şengal’den koptuk Kobani’ye geldik. Hiçbir fark gözetmeksizin ne Müslüman, ne Alevi, ne Ezidi, ne Hirsitiyan nede başka bir inançtan, fark gözetmeksizin insanların kafasını kesip, kestikleri kafalar üzerinden medya aracılığıyla, utanmadan sıkılmadan bunları gözümüzün içine sokanlar, günümüzün dünyasında yaşıyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Onları kimler besliyor; bu topraklarda, bizin bu topraklarda, bizim vergilerimiz, bizim emeklerimiz üzerinden, biz çocuklarımıza gelecek bir refah için, birlik beraberlik için, birlikte yaşama kültürü, edebi, erkânı için burada çabalanırken, bizim verdiğimiz paralarla, bizim devletimizin içi silah dolu tırları sınırlarda yakalanıyor. O canilere, o katillere bizim sınırlarımızdan silah gönderiyorlar. Niycin gönderiyorlar, daha çok kafa kesinler diye. Niycin gönderiyorlar; orada Kürtler öldürülsün diye, Niycin gönderiyorlar; orada Aleviler öldürülsün diye. Niycin gönderiyorlar orada Hıristiyanlar öldürülsün diye. Bizleri öldürmek üzerine bir siyaset üretiyorlar. Sonrada bize “sessiz olun” diyorlar. “Sesinizi yükseltmeyin” diyorlar. “Sesinizi yükselttiğiniz zaman biz size zulmün en derinini yaşatırız” diyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Vay kako, Sivas’tan, Maraş’tan kaçtık. Dedik büyük şehirlere gidelim. Gittik İstanbul’a, İzmir’e, Hatay’a, Eskişehir’e… Bizi burada da öldürdüler. Bizim peşimizi bırakmadılar. Hz. Hüseyin çok mu savaşmak istiyordu? Hayır. Savaşmamak için Mekke’yi, Medine’yi, Küfe’yi yol edindi. Ama zalimler buna fırsat ve aman vermediler. Onun için Suruç’daki, Ankara’daki katliam bizlere yönelik bir katliamdır. Ardımızı bırakmayan Yezit’in katliamıdır.</p>
<p class="x_MsoNormal">Gezi olayları olduğu zaman güya havaya kurşun sıkıyorlardı. Havaya sıkılan kurşunlarla altı tane Alevi çocuğu öldürdüler. Elma mı, portakal mı seçiyor bu eller! Hepsi bizi seçiyorlar. Mazlumu seçiyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Gezi’ye değinilmeden geçemeyiz. Biz hep gençlerimizden şikâyetçiyiz. “Cemevine gelmiyorlar, kendi kültürlerini öğrenmiyorlar, bunlara inancımızı nasıl öğreteceğiz” diye hayıflanırız. Alevilik öğretilmez, Alevilik hissedilir. Eğer Hüseyin’in acısını hissediyor isek biz Aleviliğimizi hissederiz. Ve Alevileşiriz. Bizim çocuklarımız Gezi’de “dört tane ağaç kesiliyor” diye kıyameti kopardılar. Geziye Alevi örgütlerimi çağırdı, sol örgütler mi çağırdı, Kürt örgütlerimi çağırdı da bizim gençler Gezi’ye çıktılar. Hayır. Dört ağaç kesiliyor diye bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz kıyameti kopardılar. Çünkü o dört ağaç dediğimiz bizim ziyaretimizdir. Bizim kutsalımızdır. Siz o ağacın nefesini keserseniz, bizim nefesimizi kesersiniz. Çok büyük mü bir tesadüftü Alevi çocuklarının da Suruç’a gitmesi? Neden Alevi çocukları da Suruç’taydılar çünkü orada Mazlumlar katlediliyordu. Orada yerle bir edilmiş bir kent vardı. Oradaki çocuklara yardım götürüyorlardı, oyuncak götürüyorlardı. Yardım etmesini bizim çocuklarımız iyi bilirler. Kimsenin bizim çocuklara bunu öğretmesi gerekmiyor. Barış diyorlar değil mi? Barışı biz biliriz. Barışı biz severiz. Dervişleri, evliyaları güvercin donunda diyardan diyara gezdiririz. Ve biz barış için Ankara’ya da gideriz.</p>
<p class="x_MsoNormal">İşte orada katledilenlerin içinde bizimde olmamızın sebebi, bizim onların acısını hissediyor ve biliyor olmamızdan kaynaklanıyor. Bunun için bize kimsenin terbiye vermesi gerekmiyor, kimsenin bize bir şey anlatması gerekmiyor, işte Alevilik böylesine güzel bir şeydir. Onun için biz başı dik bir şekilde, ardımızda Hüseyin’in direniş, mazlumdan yana olan tavrı ile çocuklarımızla birlikte haksızlıklara karşı direnmeye devam edeceğiz. Nerede bir haksızlık var ise ona karşı bedenimiz dâhil her şeyimizi siper edeceğiz.</p>
<p class="x_MsoNormal">Hak ile hakikat makamında buluşmuş olanların kervanındaki yerimizi alacağız. Aşk olsun Hüseyin gibi duranlara, aşk olsun onun bendesinden gelip, soframıza mihman olanlara.</p>
<p>12.11.2015</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
