<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Hüseyin &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/imam-huseyin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Aug 2024 12:50:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>İmam Hüseyin &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Aç kal, alçalma’ &#124; Alevi Gazetesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 12:45:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin ve Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin'in şehadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin’in konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela savaşının detayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela’daki haksızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumun gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Murtaza Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Şahı Şehidan Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Alevi figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yas-ı Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid ve İbn-i Ziyad]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep bin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/</guid>

					<description><![CDATA[“Pir Sultan Abdal tut damenin anın Düşmanına düşman ol hanedanın Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın Erenler hünkârı İmam Hüseyin” Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Pir Sultan Abdal tut damenin anın<br />
</em></strong><strong><em>Düşmanına düşman ol hanedanın<br />
</em></strong><strong><em>Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın<br />
</em></strong><strong><em>Erenler hünkârı İmam Hüseyin”</em></strong></p>
<div>
<p>Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza Ali evladı, Peygamber torunu İmam Hüseyin’in huzurundayız. Her muharrem kendimizi Kerbela’da sorguladığımız ve haksızlıklar karşısında “neredeyiz” diye kendimize sorduğumuz günler içindeyiz.</p>
<p>Bu sorgulama her gün biraz daha canımızı acıtarak kendisini bizlere hissettirmektedir. Aynı Kerbela acısı gibi karşımızda durmaktadır. Yüzümüz yerde, özümüzü dara çekmektedir. Hakikate bizleri davet etmektedir. Hüseyin Kerbela çölünden “sen neredesin” diye bizlere seslenmekte, bizi bizlere hatırlatmaktadır.</p>
<p>Her atılan adımda bizi sorgulamaktadır. “Biz dedeler” derken, “dedelere aylık” derken, devlet kapısında pasaport, yol harçlığı sırasına girerekten, o “aç kal, alçalma” diyerek bizleri uyarmaktadır. Kendi bedenini ölüme yatırıp, haksızlıklar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini pratiğiyle göstermektedir. Aması, fakatı olmadan, kirli olan her şeye kafa tutmaktadır. Haksızlık ve vahşet ne kadar güçlü olursa olsun mazlumun hakkının asla teslim alınamayacağını dünyaya ispatlamaktadır. Binlerce yıldır dilden dile aktarılarak unutulmayan, İmam Hüseyin’in direnişi, bizlerin yol süreğimizin izi olmaya devam etmektedir. Bu iz açlıkla terbiye edilmiş bir beden değildir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-4385 " src="https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2024/08/huseyin_dogan_dede.jpg" alt="" width="605" height="402" data-recalc-dims="1" /></p>
<p>Bu oruç bir iradenin tecilli ve Şahı Şehidan Hüseyin’in acısının ilklerine kadar hissedilmesidir. Mazlumun kendisini ifade etmesi ve bununla da hak ettiği gibi kendisini yüceltmesidir. Hüseyin direnişi, mazlumun haksızlıklara karşı gücüdür. Emeğidir. Yas-ı Muharrem orucu işte bu emeğin tüm ezilen, mazlum kesimlerce ortaklaştırılması, sahiplenilmesidir. Kerbela’daki zaferin taçlandırılması, miras olarak alınması ve gelecek nesillere bırakılmasıdır. Alevi felsefesinin özü burada oluşmuştur. Şekil kazanmıştır, kendisini ifade edecek temsilcisine kavuşmuştur. Hiç kimse Aleviliği Hüseyin kadar temsil edemez.</p>
<p>Öyle ki; “Tarih, Hicret’in 61. yılını, yani 10 Ekim 680’i gösteriyordu. Yezid’in valisi İbn-i Ziyad’ın 30 bin kişilik orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.</p>
<p>Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikârdı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terk edip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.</p>
<p>Ertesi sabah Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki, Yezid’in generallerinden Hûr, devasa düşman ordusunu terk edip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı. İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları dövüştüler. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı.</p>
<p>Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.</p>
<p>Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti. Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa’d’ın ordusu Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin’in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi’l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin’i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.</p>
<p>Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid’in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.</p>
<p>Bununla birlikte Kerbelâ’dan Kûfe’ye ve Kûfe’den Şam’a yapılan yolculuklarda Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep bin Ali ve oğlu Zeynelabidin her fırsatta Yezid’in neler yaptığını ve Kerbela’da işlenen suçları Müslümanlara anlattılar. Yezid’in mahkemesine çıkarıldığında Zeynep büyük bir cesaret örneği sergileyerek Yezid’in halifeliğinin geçersiz olduğunu ilan etti.”</p>
<p>gündem</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma-alevi-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi asimilasyonu devam ediyor</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/alevi-asimilasyonu-devam-ediyor/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/alevi-asimilasyonu-devam-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 10:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4 eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi asimilasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi beklentileri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Bektaşi Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dedeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dernekler Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi halkları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürel sansür]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kurum ve kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kurumlarının kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi örgütlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi özgünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[alevi sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasal haklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çorum]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlikçi yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[Garip Dede Dergahı]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[inançsal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Celal Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ve siyasal yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Sünni söylemler]]></category>
		<category><![CDATA[teolojik Alevilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/alevi-asimilasyonu-devam-ediyor/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Pir Sultan’ım eydür şunda çok keramet var insanda o cihanda bu cihanda Ali’ye saydılar bizi&#8221; (Pir Sultan Abdal) Alevi kurumlarının kongreler sürecine girdiğini ve kendilerini yenilediklerini geçen yazılarımda vurgulamıştım. 11&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Text">
<p style="text-align: left;"><em>&#8220;Pir Sultan’ım eydür şunda<br />
çok keramet var insanda<br />
o cihanda bu cihanda<br />
Ali’ye saydılar bizi&#8221; </em><strong>(Pir Sultan Abdal)</strong></p>
<p style="text-align: left;">Alevi kurumlarının kongreler sürecine girdiğini ve kendilerini yenilediklerini geçen yazılarımda vurgulamıştım. 11 Nisan’da Alevi dernekler Federasyonu (ADF) ve 25 Nisan’da ise Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) kongreleri var. Bu kongre sürecinin başarılı geçtiğini söylemek mümkün değil. Alevi toplumu içerisinde dahi gözden ırak geçen bu kongrelerin sadece başkan kim olacak üzerinden yürütülmesi ve Alevi toplumunun beklentilerinin tartışıldığı platformlardan uzak hale gelmesi; Alevi kurumlarımızın çıkmazı olmaktadır. Bu süreçlerin yoğun tartışmaların yapıldığı, toplumun tüm kesimlerine mesaj verecek etkinliklere dönüştüğü kongreler olması gerekir. Sessiz sedasız geçiştiriliyor olmaları, “Bu kurumlarımızın toplumsal beklentilerimizden ne kadar uzaklaştıkları” biçiminde okunmalıdır. Tartışmayan, konuşmayan ve süreçleri, değişimleri okuyamayan bir Alevi kurumu olamaz, olmamalıdır. Bu hafta Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat’ın Alevi örgütlenmesinin temel sorunları ve çözüm önerilerini içeren yazısını sizinle paylaşmak istiyorum:</p>
<p>“Aslında bu soru şöyle sorulmalı; Alevilerin yüzyıllardır çözülen sorunu var mı? Ya da hangi yüzyılda Alevilerin sorunu olmadı? Buna direkt şöyle cevap verebilirdim, biz Alevilerin yüzyıllardır çözülen hiçbir sorunu olmadı. Hatta sorunlarımız çığ gibi büyümeye devam ediyor. Kabul görmeyen tarihsel gerçekliğimiz üzerinde asimilasyon, teolojik olarak Sünni söyleme dayandırılmaya çalışılan Alevilik, ve sosyal alandaki yaşam alanlarımızın daraltılması.</p>
<p>Alevi bilim insanları, araştırmacıları, tarihçileri Alevi tarihine bilimsel yaklaşmak zorundalar. Çünkü her tarihi dönüşüm biz Alevilerin kıyımıyla noktalanmıştır. Bu kıyımların hesabını veremeyen sistemden çözüm beklemek ütopyadır.</p>
<p>Aleviliğin tarihsel tanımı, farklı coğrafyalarla, farklı kültürlerle ilişkilendirilerek bugüne kadar geldi. Aleviliğin tarihsel gerçekliğini kendi sünni kaynaklarına dayandıran araştırmacılar, tarihçiler oldu. Çünkü Aleviliğin sözlü geleneği her dönemde saldırıya maruz kaldı ve hızla asimilasyona uğratıldı.</p>
<p>“Kızılbaş tayfasının katli vaciptir!” fetvaları, derisi yüzülen Nesimi’ler, asılan Pir Sultan’lar, Yavuz’un, Kuyucu Murat’ın katliamlarını meşrulaştırdı. Bu alışkanlık yakın tarihimizde hafızalarımızda derin ve unutulmaz acılar bırakan; Sivas, Maraş, Çorum, Malatya, Gezi, Gazi katliamlarını doğurdu.</p>
<p>Kısacası kendi toplumsal kuram ve kurallarını korumaya çalışan güç, toplum ateşini ölçmek için önce termometreyi bizim üzerimizde denedi. Bu termometre ile haklarını talep eden tüm halkları da sindirmiş oldu. Çünkü Alevilik kimliğimiz, Alevice yaşamamız haksızlıklara karşı duvar örmeyi temel alır. Yapılan her haksızlık karşısında bizi ayakta tutan ve farklı kılan tek şey İmam Hüseyin’in onuru ve cesaretidir.</p>
<p>Teolojik Alevi tanımında ise yine aynı değerde baskı görmüş ve sindirilmiştir. Hepimiz biliriz ki; Alevilik; etnik ve inançsal tüm kültürleri ve farklılıkları bünyesinde barındıran kaynağını Güruh-i Naci’den alan kendi sosyal ve siyasal yapısını oluşturmuş. Ve insanı merkeze koyan bir rızalık kapısıdır.</p>
<p>Aleviler nerede olursa olsun adalet ve insan sevgisi özelliğini asla kaybetmezler. Bu özellik Hz. Ali’nin Anadolu’ya hayat veren sevgisidir. Derin felsefedir. Özgündür, bağımsızdır.  Teolojik tanım içinde inancımızda kendine göre özgündür, şekilcilikten çok özü esas alır. Biçimsel değil, özüdür.</p>
<p><strong>‘Örgütlenmemiz engellendi’</strong></p>
<p>Geleneksel anlamda Ocak- Dede-Talip ilişkisini bu sistemin kendi içinde sağladığı sosyal kontrol mekanizmasını; içi boş tanımlarla işlevsiz hale getirdiler. Örneğin; Alevi dedeleri bilgisiz, cahil sayıldı. ‘Dedelik Alevilik içinde bir kurumdur’ algısı yok edildi. Onlara göre “Bir Alevi dedesinin kentlerde Aleviliği sürdürmesi imkansızdı.” Çünkü kentlerde “yüksek kültür” vardı! Dede ancak cenaze kaldırabilir, nikah yapabilir ya da kısa yapılan eğitim cemlerini sürdürebilirdi. Alevi dedeleri de bu sosyal kurmacayı benimsedi. Ve Sünni inancına dayandırılan bir kişilikle karşımıza çıktı. Ocaksız Alevi dedelerini doğuran bu asimilasyonla, sürekli yorumlanan ve tanımlanan bir Alevilik kafamızı karıştırdı. Bizi tuhaf ve alışık olmadığımız ve alışamayacağımız bir tanıma sürüklemeye çalıştılar. Bu devam etmektedir.</p>
<p><strong>‘Çocuklarımızı Alevi kültürü ile yetiştirmemiz engellendi’</strong></p>
<p>Tüm bu baskılar Aleviliği işlevsiz hale getirmiş, dengesiz temelsiz ve Sünnilik ilkesine dayandırmıştır. Özellikle 4+4+4 sistemiyle aynı bahçede oynayan çocukları ayırıp, çocuk imam yetiştirmeyi hedefleyen sistem çocuklarımızı yaşam alanında fişlemiş sosyal hayat içinde telafisi olmayan yaralar açmıştır.</p>
<p>Bilge ve mürşitlerimizin öğreti ve hikmetleri edebi olarak modern ve seküler dünya algılayışının üzerinde olmasına rağmen, sistemin dayattığı ve örgütlediği yapay algıyla, Alevilik  yorumlayarak çoğulcu anlayış ortadan kaldırılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Türkülerimiz, deyişlerimiz, duvaz-ı imamlarımız sürekli sansürlendi. İçeriğinin boşaltılması ve anlamsızlaştırılması için her türlü yöntem denendi. Fakat Aleviler bu asimilasyon politikalarına direnmesini öğrendi ve kendisini yeniden var etme sürecine girdi.</p>
<p>Bu sürecin tek çözümü tüm haksızlıklara uğrayan halklarla beraber ortak hareket etmek , eşitlikçi, ilerici ve barıştırıcı, Anayasal haklara eşit şekilde bakan bir yönetim şeklinin oluşmasını sağlamaktır.</p>
<p>Bunun için öncelikle Alevi kurum ve kuruluşlarının oluşan sosyal ve siyasal yapı içinde kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. Yöneticilerin sorumluluk ilkesiyle hareket etmesi ve yapılan tüm katliamların hesabını sorması yanında; inançsal gerçekliğimizi de kabul ettirmesi gerekir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/alevi-asimilasyonu-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Aç kal, alçalma’</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 08:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi İnançları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin ve Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin'in şehadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin’in mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hüseyin’in konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela savaşının detayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela’daki haksızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumun gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Murtaza Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Şahı Şehidan Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Alevi figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yas-ı Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid ve İbn-i Ziyad]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep bin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Pir Sultan Abdal tut damenin anın Düşmanına düşman ol hanedanın Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın Erenler hünkârı İmam Hüseyin&#8221; Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Pir Sultan Abdal tut damenin anın</em></strong><br />
<strong><em>Düşmanına düşman ol hanedanın</em></strong><br />
<strong><em>Nur-ı çeşmidürür Şah Murtaza’nın</em></strong><br />
<strong><em>Erenler hünkârı İmam Hüseyin&#8221;</em></strong></p>
<p>Yas-ı Muharrem’deyiz. İyinin kötüye ka4rşı tarihi bir duruşun nasıl olması gerektiğinin resmedildiği Kerbela darındayız. Sayıları on binler olan vahşet ordularına karşı, 73 aile efradıyla başkaldıran “haksızlık karşısında eğilmeyiniz, eğilirseniz hakkınızla birlikte, şerefinizi de kaybedersiniz” diyen Şahı Murtaza Ali evladı, Peygamber torunu İmam Hüseyin’in huzurundayız. Her muharrem kendimizi Kerbela’da sorguladığımız ve haksızlıklar karşısında “neredeyiz” diye kendimize sorduğumuz günler içindeyiz.</p>
<p>Bu sorgulama her gün biraz daha canımızı acıtarak kendisini bizlere hissettirmektedir. Aynı Kerbela acısı gibi karşımızda durmaktadır. Yüzümüz yerde, özümüzü dara çekmektedir. Hakikate bizleri davet etmektedir. Hüseyin Kerbela çölünden “sen neredesin” diye bizlere seslenmekte, bizi bizlere hatırlatmaktadır.</p>
<p>Her atılan adımda bizi sorgulamaktadır. “Biz dedeler” derken, “dedelere aylık” derken, devlet kapısında pasaport, yol harçlığı sırasına girerekten, o “aç kal, alçalma” diyerek bizleri uyarmaktadır. Kendi bedenini ölüme yatırıp, haksızlıklar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini pratiğiyle göstermektedir. Aması, fakatı olmadan, kirli olan her şeye kafa tutmaktadır. Haksızlık ve vahşet ne kadar güçlü olursa olsun mazlumun hakkının asla teslim alınamayacağını dünyaya ispatlamaktadır. Binlerce yıldır dilden dile aktarılarak unutulmayan, İmam Hüseyin’in direnişi, bizlerin yol süreğimizin izi olmaya devam etmektedir. Bu iz açlıkla terbiye edilmiş bir beden değildir.</p>
<p>Bu oruç bir iradenin tecilli ve Şahı Şehidan Hüseyin’in acısının ilklerine kadar hissedilmesidir. Mazlumun kendisini ifade etmesi ve bununla da hak ettiği gibi kendisini yüceltmesidir. Hüseyin direnişi, mazlumun haksızlıklara karşı gücüdür. Emeğidir. Yas-ı Muharrem orucu işte bu emeğin tüm ezilen, mazlum kesimlerce ortaklaştırılması, sahiplenilmesidir. Kerbela’daki zaferin taçlandırılması, miras olarak alınması ve gelecek nesillere bırakılmasıdır. Alevi felsefesinin özü burada oluşmuştur. Şekil kazanmıştır, kendisini ifade edecek temsilcisine kavuşmuştur. Hiç kimse Aleviliği Hüseyin kadar temsil edemez.</p>
<p>Öyle ki; “Tarih, Hicret’in 61. yılını, yani 10 Ekim 680’i gösteriyordu. Yezid’in valisi İbn-i Ziyad’ın 30 bin kişilik orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.</p>
<p>Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikârdı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terk edip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.</p>
<p>Ertesi sabah Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki, Yezid’in generallerinden Hûr, devasa düşman ordusunu terk edip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı. İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları dövüştüler. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı.</p>
<p>Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.</p>
<p>Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti. Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa’d’ın ordusu Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin’in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi’l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin’i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.</p>
<p>Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid’in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.</p>
<p>Bununla birlikte Kerbelâ’dan Kûfe’ye ve Kûfe’den Şam’a yapılan yolculuklarda Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep bin Ali ve oğlu Zeynelabidin her fırsatta Yezid’in neler yaptığını ve Kerbela’da işlenen suçları Müslümanlara anlattılar. Yezid’in mahkemesine çıkarıldığında Zeynep büyük bir cesaret örneği sergileyerek Yezid’in halifeliğinin geçersiz olduğunu ilan etti.”</p>
<p>gündem</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ac-kal-alcalma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
