<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aleviler &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/aleviler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 07:37:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>Aleviler &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kaygı Ortaksa Cephe de Ortaktır</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kaygi-ortaksa-cephe-de-ortaktir/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kaygi-ortaksa-cephe-de-ortaktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:37:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi ve diğer inançlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[kimlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kaygi-ortaksa-cephe-de-ortaktir/</guid>

					<description><![CDATA[Yüz yıllık cumhuriyet demokrasiyi hiçbir zaman kuramadı. Bu demokrasi açığının en derin iki yarası kimlik ve inanç oldu. Bütün halkların direnci Kürtler şahsında, bütün inançların direnci ise Aleviler şahsında yükseliyor&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yüz yıllık cumhuriyet demokrasiyi hiçbir zaman kuramadı. Bu demokrasi açığının en derin iki yarası kimlik ve inanç oldu. Bütün halkların direnci Kürtler şahsında, bütün inançların direnci ise Aleviler şahsında yükseliyor ve bu iki yara çoğu zaman aynı bedende açılıyor. Yara ortak olunca mücadele de ortaklaşıyor. Bugün bu ortaklığı dağıtmak isteyenler Alevilerin kaygılarını istismar ediyor. Onları besleyen cepheyi de tanıyoruz. Yüz yıllık inkarcı gelenek, devlet ve onun klikleri. Asıl soru bizim nerede durduğumuz. Demokrasi cephesinin içinde olup mücadeleye yön mü vereceğiz, yanında durup yapılanı onaylamakla mı yetineceğiz, yoksa farkında olmadan onu yalnızlaştıranların hesabına mı yazılacağız?</strong></p>
<p>Açık ve net söyleyeyim. Alevilerin hangi tarafta durması gerektiği tartışma konusu bile değil. Tarihleri, acıları ve beklentileri onları her zaman demokrasi mücadelesine götürdü. Çünkü Alevilerin geleceği, demokratik bir ülkenin kurulmasındadır. Eşit yurttaşlığın, inanç özgürlüğünün ve farklılıkların güvence altına alındığı bir ülke kurulmadan Alevilerin de özgür bir geleceği olamaz. Demokrasi güçleri neredeyse Aleviler de oradadır.</p>
<p>Ne var ki &#8220;orada olmak&#8221; tek bir anlama gelmiyor. Bir cephenin içinde olmak başka, yanında durmak başka şeydir. Yanında duran, yapılana &#8220;seninleyim&#8221; der ama sözü başkasına bırakır. İçinde olan ise mücadeleye müdahale eder, yönünü belirler, talebini masaya koyar. Dönemin en keskin sorusu tam da budur. Hangi cephede yer alacaksınız, o cephede nasıl yer alacaksınız ve ne talep edeceksiniz? Bu soruya cevap vermeyen, cevabını başkalarının vermesine razı olmuş demektir.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Bu sorunun keskinliği yüz yıllık bir geçmişten geliyor. Bu cumhuriyet, Osmanlı&#8217;dan devraldığı hastalıkları tedavi etmek yerine onları sırtlandı, ağırlaştırdı ve günümüze kadar taşıdı. Sorunları çözmek yerine bastırmayı, yok saymayı ve ertelemeyi tercih etti. Demokrasi bu cumhuriyetin hiçbir zaman kurucu ilkesi olmadı. Farklı olanı tanımayan, eşit yurttaşlığı kuramayan, toplumu tek tipe indirgeyen bir anlayış hakim oldu. Taşınan bu hastalıkların başında da iki büyük yara geliyor. Kimlik ve inanç.</p>
<p>Kimlik yarasının taşıyıcısı Kürtlerdir. Ancak Kürt meselesine yalnızca bir halkın meselesi olarak bakmak eksik kalır. Bu yara bu topraklarda pek çok halkın bedeninde açıldı ve bugün hala kanıyor. 1915&#8217;te yurdundan koparılan Ermeniler, 6-7 Eylül&#8217;de evleri ve dükkanları yağmalanan Rumlar, Seyfo&#8217;nun acısını hala taşıyan Süryaniler ve Asuriler, köylerinden sürülen Ezidiler, Trakya&#8217;dan göçe zorlanan Yahudiler, dilleri okullardan ve sokaklardan silinen Lazlar, Çerkesler, Abhazlar ve Gürcüler, varlığı yok sayılan Araplar, Pomaklar ve Hemşinliler, yüzyıllardır dışlanan ve hala mahallesinden, işinden, okulundan itilen Romanlar bu yarayı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor<strong>. &#8220;Vatandaş Türkçe konuş&#8221;</strong> kampanyalarından Varlık Vergisi&#8217;ne, zorunlu iskandan soyadı dayatmasına kadar hepsi aynı tek tipleştirme aklıyla karşılaştı. Bu akıl bugün de yerinde duruyor. İnkar edilen, eritilmek istenen, dili ve kültürü yasaklanan bütün bu halkların özgürlük ve var olma direnci Kürtler şahsında ifadesini buluyor. Bu yüzden Kürt mücadelesi yalnızca Kürtlerin değil, kimliği yüzünden bedel ödeyen herkesin mücadelesidir.</p>
<p>İnanç yarasının taşıyıcısı ise Alevilerdir. Tek tip bir din anlayışının dayatıldığı bu ülkede Koçgiri&#8217;den Dersim&#8217;e, Maraş&#8217;tan Çorum&#8217;a, Sivas&#8217;tan Gazi&#8217;ye kadar katledilen, cemevleri bugün hala ibadethane sayılmayan, çocukları zorunlu din derslerinde kendi inançlarına yabancılaştırılan Aleviler bu yaranın en derin izini taşıyor. Ama yara yalnızca onların bedeninde değil. Kiliseleri kapatılan, mülklerine el konulan, Malatya&#8217;da ve Trabzon&#8217;da öldürülen Hristiyanlar, sinagoglarında saldırıya uğrayan Yahudiler, inançları yüzünden hem devletin hem çevresinin baskısını yaşayan Ezidiler, varlığı görmezden gelinen Nusayriler ve Caferiler, resmi din anlayışına uymayan her inanç ve inançsızlık aynı dayatmayla karşılaştı. Bu dayatma bugün de yerinde duruyor. Kendi inancını özgürce yaşayamayan bütün bu toplulukların direnci bugün Aleviler şahsında yükseliyor. Bu yüzden Alevi mücadelesi yalnızca Alevilerin değil, inancı yüzünden baskı gören herkesin mücadelesidir.</p>
<p>Kısacası Kürtler şahsında bütün halkları, Aleviler şahsında bütün inançları okumak gerekiyor. Ama bu ayrımı iki ayrı topluluk gibi okumak da yanlış olur. Kimlik ile inanç bu topraklarda çoğu zaman aynı insanda, aynı köyde, aynı ailede buluşur. Kürt Alevileri bunun en canlı örneğidir. Koçgiri&#8217;de ve Dersim&#8217;de yaşananlar, iki yaranın aynı bedende nasıl açıldığını gösterir. Devlet orada hem Kürt olana hem Alevi olana saldırdı. Bu yüzden Kürtlerle Alevileri birbirinin karşısına koymaya çalışanlar, aslında aynı insanı kendi kendisine düşman etmeye çalışıyor.</p>
<p>Kimlik ve inanç meseleleri bu şekilde iç içe geçtiği için Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük düğümü birlikte oluşturuyor. Düğüm aynıysa, onu çözecek ellerin de yan yana gelmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu kesimleri birbirinden ayırmak yalnızca bir dayanışmayı bozmak anlamına gelmez. Cumhuriyeti dönüştürme ve demokratikleştirme mücadelesini, ortak yaşamı ve birlikte bir gelecek kurma planlarını da ortadan kaldırır. Çünkü ayrışmanın faturası her zaman ayrıştırılanlara kesilir.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Bu iki yarayı açan ve yüz yıl boyunca kanatan, devletin kendini üzerine kurduğu zemindir. Türk-İslam sentezi. Bu devlet bir yüzyılı bu sentezin üzerinde geride bıraktı ve bugün yaşadığımız pek çok şey bu tercihin sonucudur.</p>
<p>Bu sentez toplumu ikiye böldü. Bir yanda Türklüğü ve Sünni İslam&#8217;ı tek meşru kimlik sayan bir zihniyet kuruldu. Öbür yanda bu kalıba sığmadığı için yok sayılan, eritilmek ya da ortadan kaldırılmak istenen Kürtler, Aleviler ve daha nice topluluk bırakıldı.</p>
<p>Elbette bu haksızlık sessizce kabul edilmedi, her dönem ona itiraz edildi. Koçgiri&#8217;den Şeyh Said&#8217;e, Ağrı ve Zilan&#8217;dan Dersim&#8217;e uzanan süreçte Kürtler, Koçgiri ve Dersim&#8217;de ise Kürtlerle birlikte Aleviler, varlıklarını korumaya ve demokratik bir ortak yaşamda kendi taleplerini dile getirmeye çalıştılar. Ama devletin cevabı hiç değişmedi. İnkar, baskı ve kıyım. Yüz yıllık iktidar pratiği bu siyasetin üzerine kuruldu ve bugüne kadar geldi.</p>
<p>Bugün karşımızda duran cephe de bu geleneğin mirasçısıdır. Yüz yıllık inkarcı gelenekle üretilmiş bir iktidar var, arkasında devlet ve devletin içindeki klikler var. Bu cepheyi tanımak için tahmin yürütmeye gerek yok, yüz yıllık bir sicili var.</p>
<p>Bunu hatırlatmamın sebebi geçmişi deşmek değil. Bugün karşımızdaki tablo bu geçmişin üzerine kuruluyor ve onu doğru okuyabilmek için neyin üzerinde durduğumuzu bilmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Bugünkü tabloyu farklı kılan şey, bu eski sorunların yeni bir dünya düzeninin içine düşmesidir. Dünyada yeni bir konseptin oluştuğu açıkça görülüyor. Büyük güçler kendilerini yeniden konumlandırıyor, ırkçılık ise neredeyse bütün ülkelerde yükseliyor. Bu ikisi birleşince dünyaya yeni bir siyaset dayatılıyor. Kimileri bunu kapitalizmin girdiği yeni çıkmazın resmi olarak okuyor. Kimileri Üçüncü Dünya Savaşı&#8217;nın başlangıcı, hatta kendisi olarak görüyor.</p>
<p>Adına ne derseniz deyin, sonuç değişmiyor. Uluslararası güçlerin ve yerel işbirlikçilerinin Ortadoğu için öngördüğü düzen baskıcı ve dayatmacı bir düzen. Bu düzenin hedefinde de demokrasi güçlerini tümüyle tasfiye etmek var.</p>
<p>Bunun en somut örneğini Suriye&#8217;de görüyoruz. Daha dün orada farklı isimlerle onlarca örgüt vardı. Kimi merkezi iktidara karşıydı, kimi onunla birlikteydi, kimi de tarafsız duruyordu. Bugün ise hepsi zorla aynı devlet çatısının altına toplanıyor. Dün &#8220;tehdit&#8221; diye adlandırılan, güya savaşılan yapılar bugün iktidara taşınıyor. El-Kaide artıkları, DAİŞ artıkları, Türkiye&#8217;nin desteklediği gruplar ve Ortadoğu gericiliğine karşı mücadelenin simgesi Kürt güçleri tek bir çatı altında birleşmeye zorlanıyor. Böylece siyasetin bundan sonra o çatı üzerinden üretileceği bir döneme giriyoruz.</p>
<p>Suriye tek örnek de değil. İran&#8217;daki durum ortada, Irak&#8217;taki ve Yemen&#8217;deki gerginlikler de ortada. Bunların hepsi aynı siyasetin hayata geçirilmesinin farklı yüzleri. Nitekim &#8220;devlet dışı güçlerin ortadan kaldırılması&#8221; artık saklanmadan, açıkça dile getirilen bir hedef. Bu yüzden önümüzdeki dönemin sert geçeceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.</p>
<p>Türkiye de bu tablonun dışında durmuyor. Süreci kendi lehine kullanmaya, onu Ortadoğu&#8217;da kendi siyasetini hakim kılmanın aracına dönüştürmeye çalışıyor. Bunu da görmek gerekiyor.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Bu kadar sert bir düzenin hedefinde olan Kürtler ise bir yol ayrımında duruyor. Kazanımlarını korumaya ve önlerindeki dönemi karşılayacak yeni bir düzenlemeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bunu bir geri çekilme olarak okuyanlar yanılıyor. Bu, dayatılan düzene karşı bir set çekmek ve direnişi yeni koşullarda yeniden örgütlemektir.</p>
<p>Çünkü direniş güçleri için mesele bugünü kurtarmak değil, yarını kurabilmektir. Kendi örgütlenme biçimlerini ve taleplerini yaşatmaya, gelecekte daha güçlü ya da farklı bir güç olarak var olmaya çalışıyorlar. Bu ise ancak demokrasi güçlerinin bir araya gelmesiyle mümkün. Bütün demokrasi güçlerini yan yana getirdiğinizde yeni bir mücadele ve direniş alanı yaratırsınız. Kürt siyaseti de bugün yönünü tam olarak bunun üzerinden belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Bu yeni alan, içine girenlerin biçimlendireceği bir alandır. Kimin talebi o alanda söz bulacaksa, o alanın içinde olan olacaktır. Dışarıda kalan ya da sadece kenarından destek veren, başkalarının çizdiği sınırlara razı olmak zorunda kalır.</p>
<p>Öte yandan bu süreçte masada yalnızca Kürtler yok. Devlet ve devlet destekli unsurlar da sürecin içine girmiş durumda. Çözümsüzlüğün sonucu olarak, Ortadoğu&#8217;daki gelişmelerin bir parçası olarak ve uluslararası güçlerin öngördüğü yapılanmanın gereği olarak girdiler. Ama sürecin içinde olmaları, bunu gerçekten istedikleri anlamına gelmiyor. Bazı şeylerin artık onları da aştığını görmek ve söylemek gerekiyor.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>İşte tam bu noktada, yani Kürtler demokrasi güçleriyle yeni bir alan açmaya çalışırken, devletin içinden ve çevresinden bu ortaklaşmayı dağıtmaya yönelik saldırılar başladı. Kimi milliyetçi söylemle geliyor, kimi güya demokrat ve sol bir dille, kimi de Aleviliği kalkan yapıyor.</p>
<p>Görünüşleri farklı olsa da hedefleri aynı. Kürt siyaseti. Bu ortak hedef, bu seslerin nereden beslendiğini de gösteriyor.</p>
<p>O halde şunu açıkça söylemek gerekiyor. Türkiye&#8217;deki sorunların çözülmesini gerçekten istiyorsanız muhatap bellidir, o da devlettir. Dönüşümün, demokratikleşmenin ve sorunların çözümünün önündeki engel ve muhatabı devlettir. Buna rağmen Kürtleri muhatap ilan etmek, sanki sorunların kaynağı onlarmış ya da çözümü engelleyen onlarmış gibi davranmak, klasik devlet aklının yüz yıldır tekrarladığı hamlenin yeni bir versiyonudur.</p>
<p>Bu hamlenin son dönemdeki en dikkat çekici biçimi, Alevilerin hassasiyetleri üzerinden yapılıyor olması. Alevilerin kaygılarını dile getirme adı altında Kürt siyasetine karşı bir düşmanlık örgütleniyor. Oysa bu, eski ve bildik Kürt düşmanlığının yeni bir kılıfından başka bir şey değil. Üstelik bu düşmanlığın Alevilik kisvesiyle örgütlenmesi, Alevilerin önemli bir kısmının da Kürt olduğu gerçeğini görmezden geliyor.</p>
<p>Kaldı ki kaygıdan söz edilecekse, en büyük kaygıyı Kürtler taşıyor. Kürt özgürlük mücadelesi, Kürt siyasi partileri, sol ve sosyalistler, Aleviler ve Türkiye&#8217;deki bütün demokrasi güçleri aynı kaygıyı taşıyor. Bundan daha doğal bir şey olamaz, çünkü karşımızda güvenilmesi mümkün olmayan bir siyasetin temsilcileri duruyor. Kaygı ortaksa yan yana durmanın gerekçesi de ortaktır. Bu yüzden ortak kaygıyı ayrışmanın gerekçesine çevirmek masum bir hata değildir.</p>
<p>Burada bir ayrımı da yapmak gerekiyor. Bu kaygıları taşıyan her Alevi, bu düşmanlığın örgütleyicisi değildir. Aleviler yüz yıldır aldatıldıklarını bildikleri için temkinlidir ve bu temkin anlaşılır bir şeydir. Ama bu anlaşılır kaygı, başkalarının elinde demokrasi cephesini yalnızlaştırmanın aracına dönüşebilir. İnsan farkında olmadan da yanlış bir hesabın parçası olabilir. Asıl tehlike budur.</p>
<p>Ama bu düşmanlığı örgütleyenlerin masum olmadığı, yazılarında açıkça görülüyor. Bu yazıları kimin yazdığı, hangi kanallarda boy gösterdikleri ve geçmişte nerede durdukları ortada. Kürt siyasetiyle konuşmanın bütün kanalları sonuna kadar açıkken, onu kamuoyu önünde hedef tahtasına oturtmayı seçiyorlar. Amaç da belli. demokrasi güçlerinin yan yana gelmesini ve yeni bir cephenin örgütlenmesini baltalamak.</p>
<p>Bunu ilk kez de görmüyoruz. HDP&#8217;nin kuruluş yıllarında aynı zihniyet ve aynı çevreler HDP&#8217;yi hedef almıştı. Ama HDP&#8217;nin seçimlerde ortaya koyduğu tavır ve yarattığı sinerji o saldırganlığı püskürttü. Önümüzdeki dönemde de aynısının yaşanacağına inananlardan biriyim. Devlet merkezli bakışı hakim kılmaya çalışan bu ayrıştırıcı yapının eninde sonunda deşifre olacağını biliyorum. Geçmişte gördük, gelecekte de göreceğiz.</p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Bu saldırılarda Aleviliğin kalkan olarak kullanılması, Alevilere de özel bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü Alevi meselesi köklü bir meseledir. Kürt meselesiyle ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle aynı tarihsel yapının içinde, aynı mağduriyetlerin içinden geçmiştir. Koçgiri&#8217;de de, Dersim&#8217;de de, Maraş&#8217;ta da, Sivas&#8217;ta da aynı akıl vardı. Bu aklın bugün Alevilerin kaygılarını kendi hesabına kullanmasına izin vermek, o acıların üzerine bir kez daha basmak demektir. Bu yüzden Alevilerin bu dönemde yapması gereken şey başkalarının adımlarını izlemek değil, kendi taleplerini yükseltmektir.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;de devletin yeniden düzenlenmesi, çözüm süreci ve demokratikleşme tartışılıyor. Ama bu tartışmada herkes aynı şeyi istemiyor. Devlet bu dönemden kendisini güçlendirerek, yüz yıllık aklını yeni bir kılıfla sürdürerek çıkmak istiyor. Demokrasi güçleri de buna ancak kendilerini güçlendirerek karşılık verebilir. Sürecin sonunda nasıl bir ülkenin kurulacağını, masaya kimin hangi güçle ve hangi taleple oturduğu belirleyecek. Bu yüzden Aleviler ne istediklerini açıkça ortaya koymak ve bu talebi taşıyacak gücü örgütlemek zorundadır. Talebi olmayan bir güç masada oturamaz. Gücü olmayan bir talep de masada karşılık bulamaz.</p>
<p>Alevilerin talebi de yalnızca Alevilerin talebi değildir. İnanç yarasının taşıyıcısı Alevilerse, bu yaranın iyileşmesi için dile getirilecek talep de bütün inançların talebidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, zorunlu din dersinin kaldırılması, Diyanet&#8217;in tek bir mezhebin kurumu olmaktan çıkarılması, devletin bütün inançlara eşit mesafede durması. Bunlar Alevilerin istediği şeyler, ama aynı zamanda Hristiyanın, Ezidinin, Yahudinin, inançsız olanın da istediği şeyler. Kimlik yarasının iyileşmesi için Kürtlerin dile getirdiği anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi talepleri de bütün halkların talebidir. Bu iki talep birleştiğinde demokratik bir ülkenin çerçevesi ortaya çıkar. Birbirinden koparıldığında ise ikisi de eksik kalır.</p>
<p>Burada mesele kimin ne yaptığı değil. Kimin neyi örgütlediği, kimin neyi değiştirip neyi değiştirmediği de değil. Asıl sorular şunlar.</p>
<p>Senin talebin ne? Ne istiyorsun? Geleceğe dair planın ve projen ne? Kimlerle birlikte, nasıl bir yol yürüyeceksin?</p>
<p>Tartışma bu sorular üzerinden yürümeli. Çünkü kendi varlığını ve geleceğini başkalarının yaptıkları ve yapmadıkları üzerinden hesaplamaya kalkıyorsan, belirleyici bir özne değilsin. Başkalarının senin hakkında karar verdiği bir mekanizmanın parçası olmaktan öteye geçemezsin. Bu mekanizmanın bir parçası olmak, bazen hiçbir şey yapmadan da mümkündür. Sessiz kalan, bekleyen, &#8220;önce onlar ne yapacak görelim&#8221; diyen, farkında olmadan kendisi hakkındaki kararı başkalarına bırakmış olur.</p>
<p>Demokrasi cephesinin yanında durmak, Alevileri bu mekanizmanın dışına çıkarmaz. Yanında duran, alkışlar ama karar vermez. Yalnızlaştıranların safında olmak ise o mekanizmanın en işe yarar parçası olmaktır. Belirleyici bir özne olmanın tek yolu cephenin içinde olmaktır. İçinde olmak, cepheye kendi rengini katmak, kendi talebini cephenin talebi haline getirmek, cephenin yönünü birlikte belirlemek demektir. HDP deneyimi bunun mümkün olduğunu gösterdi. Aleviler, Kürtler, sosyalistler, kadınlar, emekçiler aynı çatı altında kendi sözleriyle yer aldığında o cephe hem güçlendi hem de saldırıları püskürttü. İçinde olmak da somut olarak çözüm konuşulan yerde, yani masada olmaktır…</p>
<p>Bu yüzden geleceğe dair yürütülecek her çalışmada Aleviler mutlaka yerlerini almalı. Kendilerine sormaları gereken soru &#8220;ne kaybederiz&#8221; değil, &#8220;bu masanın neresinde oturacağız&#8221; sorusudur. Hangi komisyonda, hangi taleple, hangi sözle orada olacağız? Masanın bir köşesinde misafir gibi mi oturacağız, yoksa masanın kurucularından biri olarak mı? Bu sorunun cevabını bulmalı ve bu talebi yüksek sesle dile getirmeliyiz.</p>
<p>Bu masa hangi gerekçeyle kurulmuş olursa olsun, ister silahların susturulması için, ister devletin bölgedeki yeni hesapları için, ister yüz yıllık çözümsüzlüğün artık taşınamaz hale gelmesi yüzünden, o masada bu ülkenin geleceği konuşuluyor. Masayı kimin, neden kurduğu belirleyici değil. Belirleyici olan, o masadan nasıl bir ülkenin çıkacağıdır. Devlet o masayı kendi yüz yıllık aklını yeniden kurmanın aracı yapmak istiyor. Bizim görevimiz ise onu demokratikleşmenin masası haline getirmektir. Bu da ancak demokrasi güçlerinin gücüne güç katarak mümkündür. Masada devletin karşısında ne kadar güçlü durulursa, o masadan çıkacak ülke de o kadar demokratik olur. Alevilerin orada olması, yalnızca kendi taleplerini taşımak değil, demokrasi cephesinin gücünü büyütmek demektir. Bu yüzden talebimiz açık ve nettir. O masada olmak. Misafir olarak değil, kurucu olarak. Başkalarının adına değil, kendi adımıza. Ve yalnız değil, bu topraklarda kimliği ve inancı yüzünden bedel ödeyen herkesle birlikte.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kaygi-ortaksa-cephe-de-ortaktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devletin Alevi Operasyonu ve Medyanın Sözcülüğü</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/devletin-alevi-operasyonu-ve-medyanin-sozculugu-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/devletin-alevi-operasyonu-ve-medyanin-sozculugu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 07:53:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya Operasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/devletin-alevi-operasyonu-ve-medyanin-sozculugu-2/</guid>

					<description><![CDATA[Milliyet yazarı Zafer Şahin’in 9 Eylül 2025 tarihli yazısı, “Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Gerekli Adımlar” başlıklı rapora övgüler diziyor. Oysa ortada bir çözüm arayışı yok; devletin uzun süredir yürüttüğü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyet yazarı Zafer Şahin’in 9 Eylül 2025 tarihli yazısı, <strong>“Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Gerekli Adımlar”</strong> başlıklı rapora övgüler diziyor. Oysa ortada bir çözüm arayışı yok; devletin uzun süredir yürüttüğü Aleviliği kontrol altına alma politikasının yeni bir kılıfı var. Türkiye’de devletin Alevilerle kurduğu ilişki hiçbir zaman eşit yurttaşlık temelinde olmadı.</p>
<p data-start="786" data-end="1367">1990’larda Sivas Katliamı’nın ardından Alevi toplumu kitlesel biçimde görünür hale geldi ama devletin yaklaşımı güvenlikçi oldu, talepler kriminalize edildi. 2000’lerin başında AB uyum süreciyle birlikte Alevilerin talepleri yeniden gündeme geldi, fakat bu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının baskısıyla oldu. Kararlar hâlâ uygulanmadı, uygulanmıyor. 2009–2010 Alevi Çalıştayları ise Erdoğan hükümeti döneminde Alevilerin resmi muhatap gibi gösterildiği ama sonunda <strong>“cemevlerine ibadethane statüsü verilmez” </strong>denilerek en temel talebin reddedildiği <strong>bir operasyon</strong> olarak tarihe geçti.</p>
<p data-start="1369" data-end="2030">Bugün Şahin’in övgüyle bahsettiği rapor, işte bu çizginin devamıdır: hakları tanımayan, Aleviliği devletin bürokratik mekanizmasına sıkıştıran bir plan. Şahin yazısında Alevilerin siyasal iradesini küçümseyerek “Aleviler Sünni korkusu pompalanarak memleketin sözde laik partisini desteklemeye yönlendirilmiştir” diyor. Bu söz Alevilerin demokratik tercihlerini yok sayıyor, onları kandırılmış kitleler olarak gösteriyor. Oysa Alevi kurumlarının yönelimi yıllardır taleplerinin kim tarafından duyulup duyulmadığına göre şekillenmiştir. Devletin bu tercihi “manipülasyon” diye yaftalaması, Alevilerin bağımsız iradesinden duyduğu rahatsızlığı açığa vurmaktadır.</p>
<p data-start="2032" data-end="2535">Zafer Şahin’in aktardığı öneri, devletin Aleviliğe bakışını ve yapmak istediğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: <strong>“2 bin 105 Alevi-Bektaşi Cemevi önderinin ataması yapılmalı.”</strong> Bu ifade başlı başına bir hakarettir. Alevilikte dedeler, pirler, yol önderleri devletin memuru değildir, olamaz. Onlar ocak sistemi üzerinden, soy silsilesiyle ve en önemlisi taliplerin rızasıyla görev alır. Devletin kalkıp <strong>“ben dede atıyorum”</strong> demesi, inancı kontrol altına alma operasyonunun en açık göstergesidir. Saldırısıdır.</p>
<p data-start="2537" data-end="3115">Bugün yaşananlar aslında yeni değildir. Osmanlı’dan bu yana devletin Aleviliğe yönelik stratejisi hep aynı oldu: bağımsız örgütlenme zeminlerini dağıtmak, inancı kendine bağlamak. Hacı Bektaş Dergâhı üzerinden yaşanan müdahale bunun somut örneğidir. II. Bayezid döneminde Balım Sultan’ın dergâhın başına getirilmesi, Alevi-Bektaşi yolunun devlet eliyle dönüştürülmesidir. O günden itibaren Bektaşilik saraya bağlanmış, ocakların özerk yapısı törpülenerek, tüm Alevi ocakları buraya bağlanmaya çalışılmıştır. Bugün de aynı yöntem sürüyor; Aleviliği kendi iç örgütlenmesinden koparıp resmî bir forma sokma projesi yürürlüktedir.</p>
<p data-start="3117" data-end="3569">Aleviler tarih boyunca baskıya, katliamlara, sürgünlere rağmen varlıklarını korudular. Bunun en önemli nedeni kendi kurumlarına sahip çıkmaları ve ocak sistemini rızalıkla yaşatmalarıdır. Bugün devletin hedef aldığı tam da bu direnç noktasıdır. Cemevleri ve dedelik bağımsız kaldığı sürece Alevilik asimilasyona direnebilecektir. “Atama” adı altında yürütülen proje, Alevilerin hafızasına, kurumlarına ve hakikatine yönelmiş stratejik bir saldırıdır.</p>
<p data-start="3571" data-end="3985">Devletin bu yönelimi inancı tanıma değil, dönüştürme girişimidir. Alevilik hiçbir zaman sarayın, devletin ya da iktidarın memurluğunu yapmamıştır; yapmayacaktır. “Dede ataması” adı altında yürütülen bu girişim, tarihten bugüne uzanan sistematik bir kontrol ve asimilasyon politikasıdır. Alevilerin buna karşı durması sadece bir inanç mücadelesi değil; tarihsel kimliklerini ve özgürlüklerini savunma meselesidir.</p>
<p data-start="3987" data-end="4511">Raporda “Aşura gününün resmi tatil olması” ya da “cemevlerinin elektrik faturasının ödenmesi” gibi maddeler yer alıyor. Bunlar iktidarın gözünde bir jest olabilir ama Alevilerin temel mücadelesi bu değildir. Gerçek talepler nettir: cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, anayasal güvenceyle eşit yurttaşlık sağlanması, devletin inançlar arasında ayrım yapmaktan vazgeçmesi. Şahin’in yazısı ise bu talepleri ya yok sayıyor ya da iktidarın lütuflarıyla üzerini örtmeye çalışıyor.</p>
<p data-start="4513" data-end="4923">Şahin’in “Bugün atılan adımları karalayanların, devletin Alevileri neden yok saydığına dair özeleştiri yapmaları gerekmez mi?” sorusu ise iktidarın klasik stratejisinin ifadesidir. “Geçmişte kimse bir şey yapmadı, biz yapıyoruz” diyorlar. Oysa yapılan hakların tanınması değil, taleplerin tasfiyesidir. Alevi kurumlarının buna itiraz etmesi de hemen “yok sayma” ya da “engel çıkarma” olarak yaftalanmaktadır.</p>
<p data-start="4925" data-end="5566">Zafer Şahin’in yazısı bir gazetecilik ürünü değil; devletin Aleviliği denetim altına alma projesine meşruiyet sağlayan bir propaganda metnidir. Yazı boyunca Alevi kurumları itibarsızlaştırılırken, iktidarın yıllardır sürdürdüğü asimilasyon politikası “çözüm” kılıfıyla parlatılmaktadır. Gerçek çözüm ise devletin Aleviliği yeniden tanımlamasında değil, Alevilerin kendi kurumları, kendi inanç önderleri ve kendi iradesiyle eşit yurttaşlık temelinde muhatap alınmasındadır. Bugün gündeme getirilen rapor bu yolu kapatmakta, Aleviliği resmî ideolojiye tabi kılmaya çalışmaktadır. Şahin’in yazısı bu operasyonun medya ayağıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/devletin-alevi-operasyonu-ve-medyanin-sozculugu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aleviler Esad’ın Artıkları Değil, Mağdurlarıdır!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2025 08:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[colani]]></category>
		<category><![CDATA[Esad]]></category>
		<category><![CDATA[mazlum abdi]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[sdg]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu, tarih boyunca mezhepsel ve etnik çatışmaların yaşandığı, birçok gücün çıkar hesapları yaptığı bir coğrafya olmuştur. Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş, sadece askeri ve siyasi dengeleri değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu, tarih boyunca mezhepsel ve etnik çatışmaların yaşandığı, birçok gücün çıkar hesapları yaptığı bir coğrafya olmuştur. Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş, sadece askeri ve siyasi dengeleri değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda toplumsal yapıyı da derinden sarsmıştır. Bu süreçte en çok zarar gören kesimlerden biri de Aleviler olmuştur. Alevileri Esad rejiminin bir uzantısı olarak görmek ve onlara bu bağlamda suçlar yüklemek büyük bir haksızlıktır. Bu tür bir yaklaşım, sadece mezhepsel nefreti körüklemekle kalmıyor, aynı zamanda bölgede süregelen katliamcı zihniyetlerin eline bir “meşruiyet” -ki hiç değildir- argümanı da sunuyor. Bu bakış art niyetli cihanist-selefist bir yaklaşımdır. Aleviler, Esad rejiminin mağdurlarıdır, Ortadoğu coğrafyasının yetimleridir!</p>
<p>Suriye’deki Baas rejiminin politikaları, sadece belli bir mezhebi veya etnik grubu temsil eden bir yönetim anlayışından ibaret değildi. Siyasi ve askeri stratejiler, iktidarı elinde tutmak isteyen bir yapının ürünü olarak şekillenmişti. Bu noktada, rejimin işlediği suçları Alevilere yüklemek büyük bir çarpıtmadır. Manüpilasyondur. Türkiye’deki siyasl islamcılarda Kemalistlerin işlemiş olduğu suçları Alevilere havale etmek sureti ile “katli vacip gördükleri” Alevileri hedefe oturmaktadır. Türkiye’de ulusalcı-kemalistlerin işlediği suçları Alevilere mal etmek ne kadar ahmakca kötü niyetli bir yaklaşım ise Suriye’de Baas iktidarının suçlarının hesabını Alevilerden sormaya kalkmak, Alevi düşmanlığı ile örülmüş bir bakış açısının üründür.  Tarihi olaylar, etnik ya da mezhepsel gruplara değil, onları yöneten iktidarlara bağlıdır. Aleviler, Esad rejiminin bir parçası değil, onun otoriter yapısının baskısı altında yaşamış ve mağdur olmuş bir topluluktur.</p>
<p>Mazlum Abdi’nin, geçici Şam yönetimi ile yapmış olduğu anlaşmaya dair kaygıların olması çok doğaldır. Özellikle bu savaşta en büyük bedelleri ödeyen Kürtler ve diğer inanç grupları için bu endişeler daha da derindir. Suriye&#8217;deki iç savaş sürecinde bugünkü Şam rejiminin -HTŞ- geçmişi ve yaptığı hamleler ortadadır. Ancak uluslararası güçler tarafından desteklenen, savaş sahasında ise başta Türkiye ve bölgedeki gerici rejimlerin desteğiyle hareket eden silahlı grupların oluşturduğu katliam mekanizmasının durdurulmasının tüm yükünü Kürtlere ve SDG&#8217;ye havale etmek adil değildir. Bu noktada, esas olan bölgedeki tüm halkların güvenliğini sağlamak, seküler ve demokratik bir yönetim anlayışını güçlendirmektir.</p>
<p>Mazlum Abdi şahsında Kürtler, dün Suriye&#8217;de bir kimliğe sahip değilken, bugün Suriye&#8217;nin yeniden kurulmasında asli bir unsur olmanın anlaşmasına imza atmışlardır. Bu anlaşma, Alevilere yönelik cihatçı çetelerin saldırılarına karşı da bir kalkan oluşturacak mahiyettedir. SDG, Alevilerin temel haklarının korunması ve anayasal teminat altına alınmasının masadaki veya masada olamayan demokrasi güçlerinin güçlü bir temsilcisidir. SDG güçleri, Suriye&#8217;nin geleceğinde seküler yaşamın örgütlenmesi ve inançların, halkların eşitlikçi bir anayasa oluşturmasının temsilcisidir. Bu artık uluslararası güçler tarafından ve Suriye’nin geleceği şimdilik teslim edilen Şam yönetimi tarafından da yapılan anlaşma ile deklare edilmiştir.</p>
<p>Suriye’de Esad devri artık bitmiştir. Mevcut gerçeklikler, yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Bu çerçevede, Mazlum Abdi’nin Alevi katliamlarıyla ilgili yaptığı açıklamalar da zaten bu meselenin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Bölgedeki haber kaynaklarının büyük bir kısmı, zor koşullarda çalışan ve hatta Türk SİHA’ları tarafından hedef alınarak öldürülen gazetecilerden gelmektedir. Bu yüzden, yaşanan olayları değerlendirirken, doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Ortadoğu, dinamikleri gereği sürekli değişen bir yapıya sahiptir ve burada seküler güçlerin varlığı bölge için hayati önem taşımaktadır. SDG, bu bağlamda sadece askeri bir güç olarak değil, aynı zamanda Suriye&#8217;nin geleceği için masada olması gereken bir aktör olarak da değerlendirilmelidir. Uluslararası güçler için yeni bir Afganistan yaratmak bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak, bölgedeki toplumsal dinamikleri ve özellikle kadınların güçlü bir şekilde yer aldığı bir yapının bu duruma karşı koymaması düşünülemez. SDG’nin içinde barındırdığı çeşitli etnik ve mezhepsel grupların varlığı, bölgenin geleceğini şekillendirecek önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada artık şunu söyleyebiliriz: SDG aklı ve silahlı güçleri, Suriye sahil bölgeleri başta olmak üzere tüm Suriye’de sorumluluk almalıdır.</p>
<p>Riskler büyük olsa da, asıl odaklanılması gereken nokta mezhepsel ve etnik temelli suçlamalar yerine, <strong>bölgedeki seküler ve demokratik</strong> yapıların güçlendirilmesidir. Mevcut durumu bir fırsata çevirerek, halkların birlikte yaşayabileceği bir yönetim modeli geliştirmek mümkündür. Bugün asıl yapılması gereken, suçlayıcı bir dil yerine, ortak bir çözüm arayışına girmektir. Sorunlarla yüzleşmek yerine, bölgeyi daha fazla karanlığa sürüklemek kimseye fayda sağlamayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/aleviler-esadin-artiklari-degil-magdurlaridir-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişirken değişmeyenler!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 10:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi temsiliyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[ayrıştırıcı güç]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[dengeler]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[devlet inşası]]></category>
		<category><![CDATA[dünya düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gerici]]></category>
		<category><![CDATA[ilerici]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insani ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[karikatür]]></category>
		<category><![CDATA[kılık kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[kutsallık]]></category>
		<category><![CDATA[modern Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[perspektiv]]></category>
		<category><![CDATA[potansiyel suçlu]]></category>
		<category><![CDATA[şapka devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[temsil mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/</guid>

					<description><![CDATA[Her şey hızla değişiyor. Yaşam bizden alıp hep kendisine yontarak, ileriye doğru evriliyor. Eskiden yüz yıllara yayılan değişikler, aylara sığdırılıyor. Dün kimsenin hayal edemediği, hatta en küçük bir değişikliğin kıyamet&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey hızla değişiyor. Yaşam bizden alıp hep kendisine yontarak, ileriye doğru evriliyor. Eskiden yüz yıllara yayılan değişikler, aylara sığdırılıyor. Dün kimsenin hayal edemediği, hatta en küçük bir değişikliğin kıyamet gerekçesi sayıldığı günlerin yerini bugün, insanlar hayal gücünü de zorlayarak dünyayı değiştirmek ve yeni bir şeyler bulmak için harcıyor. Artık her şey herkesi ilgilendiriyor.</p>
<p><strong>“Dünyanın çivisi” yerinden oynuyor.</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerden tutalım insani ilişkilere kadar dengeler yeniden kurulmaya, dünya yeniden organize edilmeye başlanıyor. Tek tek devletçiklerin yerini dev birlikler almaya hazırlanıyor. Devletin kutsallığının yerine insanın kutsal değerlerinin yerleştirilmeye başlandığı ve ortak kabul gördüğü günümüzde değişmeyenler de var, değişmek istemeyenler de. Tarihin bir yerinde takılıp kalanlarımız.</p>
<p>***</p>
<p>Bir arkadaş “On altı yıl öncesinden” kalma olduğumu söylemişti. Aklıma cumhuriyet gelmişti. “Koca cumhuriyet 90 yıl öncesinden kalmalar tarafından idare ediliyorsa durumumuz daha iyi” demiştim.</p>
<p>Başbakanın eşini “türbanlı” diye resepsiyona davet etmeyecek kadar şapka “devrimi”nden kalma değişmeyenlerimizle, şeriat kanunlarıyla devlet idare etme emelleri taşıyan, değişmeyenlerimiz arasında ne fark olduğunu halen anlamış değilim. İkisinin de değişen dünyanın değişmeyenleri olmaktan öteye bir şey ifade ettiklerini sanmıyorum. Kafanın üstünde ne olduğuna değil, içinde ne olduğuna bakılan bir süreçten geçiyor dünya. Kılık ve kıyafete bakarak yargılara ve kararlara varmanın modern Türkiye esperisine hiç bir katkısı olmadığını artık herkes biliyor. Bu durum olsa olsa günümüzde espri konusu olabilir.</p>
<p>İşte bu günlerde bizdeki değişmeyenlerin karikatürü çiziliyor. Karelerden gelecekle, geçmişin resimlerinin yerli yerince oturtulmasına çalışılıyor. Doksan yıllık saplantı ve korkuların esiri olmuş durumdayız. Korkular üstüne devlet inşa edenler ve bu ülkenin insanını potansiyel suçlular olarak gören, güvenmeyen zihniyetin kuşatması altında biz Aleviler kendimiz olmaktan uzağız. Bugün bu gerçekliği daha iyi görüyoruz. İlerici ve gerici kavramları yeni yeni yerine oturmaya başlamaktadır. Bu değişimin bir parçası olarak giderek toplum içinde yaygınlaşmaktadır. Dünün gericileri, değişim koltuğunda yerini alırken, “modern Türkiye” sloganın arkasına sığınan gericiler artık gün yüzüne çıkmaktalar. Son yaşanan tartışmalar, kavgalar bunun dışavurumu kavgasıdır. Kürt siyasetinin ayrıştırıcı gücünün tüm alanlara yansımasıdır.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde Alevi kesmi içinde de bu tartışma korkularının ötesine çıkmış perspektivlerle tartışılacaktır. Alevilerin de kendilerini arama ve temsil etme mücadelesi gelişmiştir. Bu temsiliyetteki yerimizi alma zamanındayız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/degisirken-degismeyenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi vicdanı ve açlık grevleri</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/alevi-vicdani-ve-aclik-grevleri-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/alevi-vicdani-ve-aclik-grevleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[açlık grevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi asimilasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi vicdanı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi yüreği]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Bozatlı Hızır Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Çıra Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Alevi Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Divriği Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İmranlı-Der]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[itikad]]></category>
		<category><![CDATA[Kalender Celebi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nurhak dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Ocaxe Bake Alevi Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Demokratik Alevi Geliştirme ve Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Demokratik Alevi Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal Yeşilkent Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Sevdilli ve Çevre Köyleri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Sünni Şeyh Bedrettin]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfikar Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/alevi-vicdani-ve-aclik-grevleri-2/</guid>

					<description><![CDATA[“Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem” (Nesimi) Her inanç için vicdan, kalp temizliği önemlidir. İnsanı kutsayan Aleviler içinse temel bir ayraç, itikadın ve inancın&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Cümlenin rızkını veren </em><em>ol gani settar iken</em><em><br />
</em><em>Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem” </em><strong>(Nesimi)</strong></p>
<p>Her inanç için vicdan, kalp temizliği önemlidir. İnsanı kutsayan Aleviler içinse temel bir ayraç, itikadın ve inancın temel kuralıdır. Rıza şehrine açılan kapı vicdandan geçer. Yıllar, Alevilerin vicdanlarıyla hesaplaşması, yürekleriyle karar vermesi üzerinden Alevi yolu bugüne gelmiştir. Hakkın insanda tecelli ettiğine hükmederek, insanlık tarihinin birçok değerine kendi değeriymiş gibi sahip çıkmıştır. Hak ile hak olanlar; Sünni Şeyh Bedrettin’in direnişinde olduğu gibi, onun sancağı altında, “yarin yanağından gayri her şeyi” eşitçe bölüştürmek adına canını feda etmekten çekinmemişlerdir.</p>
<p>O önderlerin, yol erenlerinin varlığıdır ki; bugün Alevilik ve Aleviler tüm zulme baskıya inat ayaktadır. Yol önderlerinin, pirlerin, dedelerin, zakirlerin bize bıraktığı miras budur. Hz. Hüseyin’in Kerbela direnişi, zalimin zulmüne karşı, mazlumun binlerce yıllık bir zaferidir. Bu zafer mazlumun kendi kanıyla kazanmış olduğu bir zaferdir. Bu zafer düşmanın bile boynunu büken ve utancını yüzüne vuran tarihi bir mirastır. O Kalender Celebi’dir ki; Nurhak dağlarında şahadetin onurunu tatmış ama vicdanından ödün vermemiştir.</p>
<p>Her zaman doğrunun yanında, mazlumun yanında yer almasını bilen Aleviler hiç kuskusuz 50. gününe dayanan açlık grevleri karşısında sessiz kalamaz. Bedenini iradesiyle terbiye eden ulular, izdivaca çekilmiş dervişler gibi bedeni açlığa yatıranlar, hak ile hak olmuşlardır. Hak olan Aleviler bu yolda atılmış olan adımlara kayıtsız olamaz. Barış için, ölümlerin son bulması, insan yaşamının kutsal dokunmazlığının ebedileşmesi adına yapılması gereken ne varsa yapılmalıdır. Aleviler olarak bizlerin sorumluluk almamız ve barış sürecinin bir parçası olmamızın vakti gelmiştir. Daha ne kadar insan ölümlerine seyirci kalabiliriz ki&#8230;</p>
<p>Her ölüm Aleviliğin ölmesidir. Her ölüm Alevilerin ölmesidir. Ölümlere sessiz kalmak klasik anlamda söylersek, ölümlere ortak olmaktır. Alevi vicdanı Alevi yüreği bunu kaldıramaz. Eğer değerlerimizden kopar, onun gereklerine sadık kalmaz isek, Alevilik iddiasında bulunmak, yol önderlerine, cemimize, deyişimize büyük bir saygısızlıktır. Bu saygısızlık Alevi asimilasyonunun derinleşmesidir. Aleviliğin kendi değerlerinden koparılmasıdır. Tanınmaz, tanımlanamaz kılınmasındır.</p>
<p>Biline ki, vicdanı olmayanlar, hak ile hakkı bilmeyenler meydanda duramazlar. Dursalar dardan inemezler, inseler Alevi olarak inemezler&#8230; Onun içindir ki; bizler artık 50. gününe varan açlık grevlerine vicdanımız ve kalplerimizle bakma cesaretini göstermeliyiz.</p>
<p>Açlık grevlerine ilişkin “Sessizliğe, vicdanımızın sesiyle seslenelim” diye açıklamada bulunan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Hubyar Sultan Alevi kültür Derneği, Bozatlı Hızır Derneği, Özgür Demokratik Alevi Hareketi, Özgür Demokratik Alevi Geliştirme ve Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Yeşilkent Cemevi, Divriği Kültür Derneği, Ocaxe Bake Alevi Kültür Derneği, İmranlıVe Köyleri Derneği İmranlı-Der, Sevdilli ve Çevre Köyleri Derneği Sev-Der, Demokratik Alevi Derneği, Çıra Kültür Merkezi, Zülfikar Gazetesi’nin sesine ses katmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/alevi-vicdani-ve-aclik-grevleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk olsun Hüseyin gibi duranlara</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 07:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kobani]]></category>
		<category><![CDATA[Küfeliler]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Şengal]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suruç]]></category>
		<category><![CDATA[Yezit]]></category>
		<category><![CDATA[Zalimler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/</guid>

					<description><![CDATA[Muharrem matemini geride bırakan Aleviler, aşure aşlarının pişirmeye, dağıtmaya başladılar. Alevi Kurumları Üst Koordinasyonu’nun çağrısına istinaden aşureler bu yıl Ankara’da katledilenlere adandı. Lokmalar onlarının hürmetine, pişirilip, dağıtıldı. Türkiye’nin dört bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="x_MsoNormal">Muharrem matemini geride bırakan Aleviler, aşure aşlarının pişirmeye, dağıtmaya başladılar. Alevi Kurumları Üst Koordinasyonu’nun çağrısına istinaden aşureler bu yıl Ankara’da katledilenlere adandı. Lokmalar onlarının hürmetine, pişirilip, dağıtıldı. Türkiye’nin dört bir yanında Aleviler Ankara’daki katliamı lanetleyerek, Hüseyin için akıttıkları gözyaşlarını bu yıl Şengal, Kobani, Diyarbakır, Suruç ve Ankara şehitleri için dökülen yaşlarla yıkadı. Gülbanklar, nefesler ve deyişler Kerbela meydanındaki gibi huşuyla dile geldi. Aleviler beklide uzun yıllardır unuttukları kendileri olma özlemini ilk kez bu kadar derinden yaşadı, yaşattı ve Kerbela onların gözlerini bir kez daha açtı.<br />
<b></b></p>
<p class="x_MsoNormal">Şimdi birileri kalkıp diyor ki, “Kerbela’da Hüseyin, Yezit’in teklifini kabul etseydi ne olurdu?” Şimdi birileri gidip bazı sofralarda oturuyorlar ya! “Yani ne oldu” diyorlar?</p>
<p class="x_MsoNormal">Yezit neyi teklif etmişti Hüseyin’e? “Davandan dön” demişti, “sana Şam valiliğini bırakcam” demişti, “sana iktidar, servet verecem” demişti. İşte Hz. Hüseyin bu iktidarı, bu serveti elinin tersiyle iterek, kimin mirasına sahip çıktı! Atasının mirasına, babasının mirasına sahip çıktı. Çünkü Hz. Ali buyurmuşlardır ki; <b><i>“Haksızlığa boyun eğmeyin, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz<span class="x_apple-converted-space"> </span></i></b><b><i>”</i></b> demişti. İşte bugün bu topluluğun onuru hasiyeti ve şerefi o gün Kerbela’da dimdik bir şekilde o ordulara karşı durdu.</p>
<p class="x_MsoNormal">Kerbela’ya davetiye çıkaranlar kimlerdi. “Buyur gel, biz senin aile efradının yanındayız, seni bu zalimlere karşı koruruz” diyenler kimlerdi? Küfeliler. Küfeliler ne dediler “Buyur gel efendim dediler, biz seni burada koruruz” dediler. Sonra ne yaptılar iktidar için, saltanat için ve en kötüsü korkudan, korktuklarını iddia ettiler, zalimlerden korktuklarını iddia edip Hz. Hüseyin’i Kerbela’da yalnız bıraktılar. Peki, ne oldu Hüseyin’in başını bedeninden ayırdılar Şam’a ziyafet için gönderdiler. Bunun sorumlularından bir tanesi de o Küfe’deki zihniyettir. O ihanetçilerin içimize saldıkları korkudur.</p>
<p class="x_MsoNormal">Hüseyin o küfenin ihanetini ve korkusunu da yenen bir zaferin sahibidir.</p>
<p class="x_MsoNormal">O ne güzel, ne kutlu bir kadındır ki; Hz. Zeynep Kerbela’da yaşananları bir bir başı dik bir şekilde ve o Yezit’in kendi suratına karşı diklenerek, bütün dünyaya ve bugün bize aktaran kişidir.  Kerbela’da neyin yaşandığını bize aktaran kahraman Hz. Zeynep’in kendisidir.</p>
<p class="x_MsoNormal">Ve bizi bugün Küfelilerden ayıran en temel nokta nedir? Kerbela’da bizler Hz. Hüseyin ile birlikte, onu yalnız bırakmayanların, kısacası Hüseyin bendesinin parçasıyız. Kendimiz biz öyle kabul ederiz. Peki, Küfeliler kimdir? İhanet edenlerdir. Zeynep’in lanetiyle lanetli olanlardır. Ve Zeynep onlar için öyle bir lanet okumuştur ki; “kendiniz dövün, bedeninizde kan kalmayıncaya kadar dövün”. “Çünkü siz öyle bir ihanet ettiniz ki, bu topluma böyle bir acı yaşattırdınız” demiştir. Onun içindir ki; biz TV ekranlarında bazılarının Hz. Hüseyin aşkıyla kendilerini dövdüklerini düşünürüz. Hüseyin’in aşkıyla değil, Zeynep’in lanetiyle kendilerini döverler. Biz kendimizi dövmeyiz, neden dövmeyiz, çünkü biz Hz. Hüseyin ile o meydanda olduğumuza inanırız.</p>
<p class="x_MsoNormal">Kerbela’da Hüseyin, Hüseyin evlatları katledildikten sonra ne yapıldı. Kadınlarımız, çocuklarımız çıplak develerle bindirilerek şama götürüldüler. Köle pazarlarına götürüldüler. Bize bunu yaşattılar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Peki, bu resim bugün bizden çok mu uzak. Daha dün Şengal’de ne yaptılar! Şengal’de, Yezit zihniyetinin evlatları, onun mirasçıları, erkeklerin, yaşlıların, çocukların kafalarını kesip, esir aldıkları kadınları köle pazarında satılar. Bu zihniyetin o zihniyetten farkı neydi? Demek ki, nasıl ki, mazlumla zalimin savaşı binlerce yıldır devam ediyor ise zalimlerinde miracıları var, mazlumlarında mirasçıları var. Hainlerinde…</p>
<p class="x_MsoNormal">Biz her Kerbela’yı yad edişimizde mazlumun mirasçıları olduğumuzu tekrar tekrar dile getirmek ve hatırlamak isteriz. Onun için o acıyı en derinden yaşarız. Bizler kerbelada mazlumu anar iken zalime de lanet okuruz. Bin kere lanet olsun onlara.</p>
<p class="x_MsoNormal">Şengal’den koptuk Kobani’ye geldik. Hiçbir fark gözetmeksizin ne Müslüman, ne Alevi, ne Ezidi, ne Hirsitiyan nede başka bir inançtan, fark gözetmeksizin insanların kafasını kesip, kestikleri kafalar üzerinden medya aracılığıyla, utanmadan sıkılmadan bunları gözümüzün içine sokanlar, günümüzün dünyasında yaşıyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Onları kimler besliyor; bu topraklarda, bizin bu topraklarda, bizim vergilerimiz, bizim emeklerimiz üzerinden, biz çocuklarımıza gelecek bir refah için, birlik beraberlik için, birlikte yaşama kültürü, edebi, erkânı için burada çabalanırken, bizim verdiğimiz paralarla, bizim devletimizin içi silah dolu tırları sınırlarda yakalanıyor. O canilere, o katillere bizim sınırlarımızdan silah gönderiyorlar. Niycin gönderiyorlar, daha çok kafa kesinler diye. Niycin gönderiyorlar; orada Kürtler öldürülsün diye, Niycin gönderiyorlar; orada Aleviler öldürülsün diye. Niycin gönderiyorlar orada Hıristiyanlar öldürülsün diye. Bizleri öldürmek üzerine bir siyaset üretiyorlar. Sonrada bize “sessiz olun” diyorlar. “Sesinizi yükseltmeyin” diyorlar. “Sesinizi yükselttiğiniz zaman biz size zulmün en derinini yaşatırız” diyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Vay kako, Sivas’tan, Maraş’tan kaçtık. Dedik büyük şehirlere gidelim. Gittik İstanbul’a, İzmir’e, Hatay’a, Eskişehir’e… Bizi burada da öldürdüler. Bizim peşimizi bırakmadılar. Hz. Hüseyin çok mu savaşmak istiyordu? Hayır. Savaşmamak için Mekke’yi, Medine’yi, Küfe’yi yol edindi. Ama zalimler buna fırsat ve aman vermediler. Onun için Suruç’daki, Ankara’daki katliam bizlere yönelik bir katliamdır. Ardımızı bırakmayan Yezit’in katliamıdır.</p>
<p class="x_MsoNormal">Gezi olayları olduğu zaman güya havaya kurşun sıkıyorlardı. Havaya sıkılan kurşunlarla altı tane Alevi çocuğu öldürdüler. Elma mı, portakal mı seçiyor bu eller! Hepsi bizi seçiyorlar. Mazlumu seçiyorlar.</p>
<p class="x_MsoNormal">Gezi’ye değinilmeden geçemeyiz. Biz hep gençlerimizden şikâyetçiyiz. “Cemevine gelmiyorlar, kendi kültürlerini öğrenmiyorlar, bunlara inancımızı nasıl öğreteceğiz” diye hayıflanırız. Alevilik öğretilmez, Alevilik hissedilir. Eğer Hüseyin’in acısını hissediyor isek biz Aleviliğimizi hissederiz. Ve Alevileşiriz. Bizim çocuklarımız Gezi’de “dört tane ağaç kesiliyor” diye kıyameti kopardılar. Geziye Alevi örgütlerimi çağırdı, sol örgütler mi çağırdı, Kürt örgütlerimi çağırdı da bizim gençler Gezi’ye çıktılar. Hayır. Dört ağaç kesiliyor diye bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz kıyameti kopardılar. Çünkü o dört ağaç dediğimiz bizim ziyaretimizdir. Bizim kutsalımızdır. Siz o ağacın nefesini keserseniz, bizim nefesimizi kesersiniz. Çok büyük mü bir tesadüftü Alevi çocuklarının da Suruç’a gitmesi? Neden Alevi çocukları da Suruç’taydılar çünkü orada Mazlumlar katlediliyordu. Orada yerle bir edilmiş bir kent vardı. Oradaki çocuklara yardım götürüyorlardı, oyuncak götürüyorlardı. Yardım etmesini bizim çocuklarımız iyi bilirler. Kimsenin bizim çocuklara bunu öğretmesi gerekmiyor. Barış diyorlar değil mi? Barışı biz biliriz. Barışı biz severiz. Dervişleri, evliyaları güvercin donunda diyardan diyara gezdiririz. Ve biz barış için Ankara’ya da gideriz.</p>
<p class="x_MsoNormal">İşte orada katledilenlerin içinde bizimde olmamızın sebebi, bizim onların acısını hissediyor ve biliyor olmamızdan kaynaklanıyor. Bunun için bize kimsenin terbiye vermesi gerekmiyor, kimsenin bize bir şey anlatması gerekmiyor, işte Alevilik böylesine güzel bir şeydir. Onun için biz başı dik bir şekilde, ardımızda Hüseyin’in direniş, mazlumdan yana olan tavrı ile çocuklarımızla birlikte haksızlıklara karşı direnmeye devam edeceğiz. Nerede bir haksızlık var ise ona karşı bedenimiz dâhil her şeyimizi siper edeceğiz.</p>
<p class="x_MsoNormal">Hak ile hakikat makamında buluşmuş olanların kervanındaki yerimizi alacağız. Aşk olsun Hüseyin gibi duranlara, aşk olsun onun bendesinden gelip, soframıza mihman olanlara.</p>
<p>12.11.2015</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ask-olsun-huseyin-gibi-duranlara-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aleviler her yerde seçim listelerinde olmalıdır!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/aleviler-her-yerde-secim-listelerinde-olmalidir-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/aleviler-her-yerde-secim-listelerinde-olmalidir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 17:29:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aabk]]></category>
		<category><![CDATA[ABF]]></category>
		<category><![CDATA[ADFE]]></category>
		<category><![CDATA[AKD]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[hbvakv]]></category>
		<category><![CDATA[PSAKD]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/aleviler-her-yerde-secim-listelerinde-olmalidir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Aleviler arasında her seçim öncesi üretilen bir tartışma var. “Alevi kurum yöneticileri Milletvekili olmak istiyorlar, bunu için Alevi kurumlarını sıçrama tahtası olarak kullanıyorlar” diye.  Bu tartışma yürütülürken, siyaset yapmanın doğru&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Aleviler arasında her seçim öncesi üretilen bir tartışma var. “Alevi kurum yöneticileri Milletvekili olmak istiyorlar, bunu için Alevi kurumlarını sıçrama tahtası olarak kullanıyorlar” diye.  Bu tartışma yürütülürken, siyaset yapmanın doğru olmadığı ön kabulü üzerinden acımasızca eleştiriler gündeme getiriyorlar.</strong></h4>
<p>Bu durum yıllarını Alevi kurumlarında Alevi haklarının kazanılması mücadelesi veren insanları rencide ederken, onların Alevi hak mücadelesinde geriye çekiyor. Bunun sonucu; Alevilik hak mücadelesi çalışmalarına katkısı olmayan, desteklemeyen, Aleviliklerini seçimden seçime bazen hatırlayan “Alevi kökenli” siyasetçilerin arkasında dizilen bir toplumsallık yaratmış bulunuyor.</p>
<p>Aslında bunu tam tersinin olması gerekiyor. Alevi kurumlarının yönetici pozisyonda olan tüm insanların siyaset ile her zamankinden daha fazla ilgilenmesi, baskı uygulaması gerekiyor. İmkanları dahilinde, mümkün olduğu kadar da siyasetin en etkili olduğu mecliste temsiliyetin yaratılması için tüm siyasi yapılara baskı yapması gerekiyor. Ne kadar çok temsiliyetimizi yaratırsak, o kadar etkin bir şekilde sorunlarımıza çözüm üretebiliriz.</p>
<p>Türkiye yeni bir yüz yılını organize ediyorken, yeni bir anayasa, toplumsal sözleşmeden bahsedilirken Alevilerin bir kıyıda beklemesi düşünülemez. Siyasetten uzak duruma lüksü söz konusu olamaz. Hatta siyaset alanları, siyasi partiler Alevileri engelliyorsa -ki istedikleri budur- onları kapıdan sokmuyorlarsa pencereden, pencereden sokmuyorsa bacadan girmelidir. Her imkânı kullanmalıdır. Demokratik siyasetin tüm damarlarına müdahale edip, kendilerini en iyi izah ettikleri yapılar içerisinde, üzerinde baskı kurup kendi taleplerini onlara kabul ettirmelidir.</p>
<p>Alevilerin temel sorunları siyaseten çözülecek meselelerdir. Onun içindir ki; Aleviler siyasi örgütlenmeler, partiler, sivil toplum kuruluşları içerisindeki yöneticilerinin elini güçlendirmek için elinden geleni yapmak zorundadırlar.  Siyasi partilerdekilerin önünü sonuna kadar açmalıdırlar. Alevi kurum temsilcileri de emekçileri de bu yönde adımlar atarak toplumun gerçeklik ile yüzleşmesinin sorumluluğunu üstlenmelidirler. Öncülük yapmalıdırlar.</p>
<p>Geleceğimizi, varlıklarını yokluğumuz üzerine kurmuş olanların insafına bırakamayız. Yıllardır Alevi kurumlaşmasına emek vermiş, hak mücadelesinde yer alarak Alevi toplumu tarafından kabul görmüş kurumların temsilcileri en kötü şartlarda bile Alevileri en doğru şekilde temsil edeceği bilinmelidir. Bu konu arka bahçe, ön bahçe, yan bahçe meselesi değildir. Alevi kurumları, yöneticileri gittikleri yerde Alevilerin sorunlarını sırtlayacaklardır. Sırtladıkları, hayatlarının temel mücadelesi haline getirdikleri değerleri, sorumlulukları ile birlikte o siyasal partileri zorlayacaklardır.</p>
<p>Böylesine kritik bir süreçte nasıl ki devlet bütün ekipleri, gizli açık elemanları, sağdaki soldaki bütün unsurlarıyla bu seçime yüklenmişse demokrasi güçleri de aynı şekilde tüm güçleriyle bu seçimlere yüklenmek zorundadırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri tabii ki önemli, lakin Türkiye Cumhuriyeti gelecek yapılanmasında meclise bir rol biçecekse -ki öyle iddia ediliyor millet ittifakı cephesinden de- o zaman parlamentoya güçlü bir şekilde Yeşil Sol Parti ve Emek ve Özgürlük blokunun gitmesi gerekiyor. Yeni, adil, demokratik bir toplumsal sözleşmenin sağlanabilmesi için bu bir zorunluluktur.</p>
<p><a href="https://alevigazetesi.com/yazarlar/sukruyildiz/yalniz-olumun-kenti-maras/" target="_blank" rel="noopener">Alevilerin</a>, Kürtlerin, Emekçilerin, Kadınların ve ezilen bütün halkların kendilerini özgürce ifade ettikleri tek siyasal yapılanma Emek ve Özgürlük ittifakıdır. Bu ittifak gelecekte birlikte yaşamanın teminatı olan siyasetin merkezidir. Onun için Meclise güçlü bir şekilde gitmesi şarttır. Cumhurbaşkanlığında Kılıçdaroğlu şahsında Erdoğan-Bahçeli çeteleşmesine karşı durmak ne kadar hayati ise, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve yeni eşitlikçi bir anayasanın hazırlanması için Yeşil Sol Parti’nin güçlü temsiliyeti elzemdir.</p>
<p>Alevi kurumları amasız fakatsız buradaki yerini almalıdır. Bu milletvekili olmanın ötesinde bir kader meselesidir. Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde sorunlarının çözümü için ağırlığını koymasıdır. Beklentilerini, geleceğe dair sözünü söyleme alanıdır. İstisnasız tüm kurumları gerekirse başkanları, temsilcileri ve aday olarak destekledikleri adayları ile seçilip seçilmemesine bakmaksızın büyük bir enerji ortaya koymaları gerekiyor. Ufukta Alevilerin yaşam tarzını hedefleyen, ortadan kaldırmak isteyen, Alevilerin yaşam hakkını gasp eden bir devlet var. Sadece bir siyaset değil, sağı, solu, içi, dışı ile bir devlet bakışı var. Tek bir milletvekilinin seçilmemesine vesile olabilecek bir siyasal yaklaşım, bir tavrın devlete hizmet eden bir tavır olduğunu söylemek lazım. Karşısında durmak, vekillerimizi çoğaltarak süreci karşılamak lazım.</p>
<p>Onun için depremdeki kurumsallığın başarılı ve anlımızın akı ile sorunlara müdahil olan yapılanmasının kıymeti doğru değerlendirilmelidir. Birlikteliğin nasıl umuda dönüştüğü görülmelidir. Bölgede yalnız bırakılan köylerimize ilk giden kurumlarımızı ve başkanlarımızı doğrusu, yanlışı, eksiği ile takdir etmek gerekiyor. <a href="https://alevilerinsesi.eu/" target="_blank" rel="noopener">AABK</a> Eşit Başkanı <strong>Hüseyin Mat</strong>, ABF Başkanı <strong>Mustafa Aslan</strong>, HBVAKV Başkanı <strong>Ercan Geçmez</strong>, PSAKD Başkanı <strong>Cuma Erçe</strong>, AKD Başkanı <strong>İsmet Kurt</strong>, ADFE Başkanı <strong>Celal Fırat</strong>, DAD Eşbaşkanları <strong>Musa Kulu</strong>, <strong>Kadriye Doğan</strong>, AABK Eski Başkanı <strong>Turgut Öker</strong>, PSAKD Eski Başkanı <strong>Gani Kaplan</strong>, Alevi Milletvekilleri <strong>Kemal Bülbül</strong>, <strong>Zeynel Özen</strong>, <strong>Ali Kenanoğlu</strong> toplumu onurlandırmışlardır. Topyekûn ayağa kalkan Alevi hareketi herkesin örnek gösterdiği bir çalışmaya imza atmışlardır. Kimsenin bunu gölgelemesi doğru da mümkün de değildir. Kurumlarımız ve yöneticileri Alevi toplumunu laiki ile temsil etmişlerdir.</p>
<p>Bu sinerji seçimlere yansıtılmalıdır. Alevi kurumlarımızın temsilcileri Alevileri temsil etmeyi hak etmiş isimlerdir. Hepsi amasız, fakatsız bu kritik eşikte sorumluluk almalıdır. Emek ve Özgürlük irtifakında Alevileri temsil etmek için siyasete girmeli, mümkünse milletvekili olmalıdırlar. Alevilerin siyasetteki gücünü sorunların çözümünde nasıl birleştirici bir rol oynadığını tüm kamuoyuna göstermelidirler.</p>
<p>Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmeye bir Alevi dokunuş lazımdır. Bir Alevi bakışı lazımdır. Bunu da yapacak olan Alevi kurumlarıdır. Bu anlamı ile listelerin başına altına, seçilip seçilmemeye bakmaksızın, geleceğimizi garanti altına almak için, hangi tarafta olduğunu gösteren, yangını söndürmek için sırtında su taşıyan karınca gibi Alevi kurumları temsilcileri de her yerde listelerde yer almalıdır. Bunu zorlamalıdır.</p>
<p>Geleceğimizin tartışıldığı bugün, geleceğimize sahip çıkalım…</p>
<p>Aşk ile..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/aleviler-her-yerde-secim-listelerinde-olmalidir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
