<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AKP &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/akp/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Mar 2026 15:16:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>AKP &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ar Damarı Çatlamış Bir Düzen: Yolsuzluk, Pişkinlik ve Çürüme</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ar-damari-catlamis-bir-duzen-yolsuzluk-piskinlik-ve-curume-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ar-damari-catlamis-bir-duzen-yolsuzluk-piskinlik-ve-curume-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 11:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Pişkinlik ve Çürüme]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[yolsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ar-damari-catlamis-bir-duzen-yolsuzluk-piskinlik-ve-curume-2/</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye siyaseti kirlenmişlik o dereceye vardırılmış ki artık “Bu kadarı da olmaz.” dediğiniz bir noktaya geliyorsunuz. O kadar “Olmaz.” dediğiniz yerden bir bakıyorsunuz, olabilirliği olan şeylerle karşılaşıyorsunuz. O kadar açık&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye siyaseti kirlenmişlik o dereceye vardırılmış ki artık <strong>“Bu kadarı da olmaz.”</strong> dediğiniz bir noktaya geliyorsunuz. O kadar<strong> “Olmaz.”</strong> dediğiniz yerden bir bakıyorsunuz, olabilirliği olan şeylerle karşılaşıyorsunuz. O kadar açık bir şekilde yalan üretiliyor, o kadar açık bir şekilde manipülasyon yapılıyor ki kimse dönüp de bunun üzerinde konuşma gücü göremiyor. Eğer konuşabilenler olursa, karşılarında da iktidarın baskı araçlarının devreye girdiğini görüyoruz.</p>
<p>Bu anlamıyla son dönemlerde tartışılan birçok konu aslında tartışılmamak üzere gündeme getirilen konular olarak önümüzde duruyor. Hem gündemi önümüze koyuyorlar hem de “Bunu tartışamazsınız.” diyorlar. “Bizim size sunduklarımızı kabul edeceksiniz, benimseyeceksiniz ve siz de bunları tekrarlayacaksınız.” dayatmasını yapıyorlar. Büyük bir medya ordusuyla, büyük bir trol ordusuyla topluma yanlış bilgi, kirli bilgi pompalanmaya iktidar cephesinden devam ediliyor.</p>
<p>Ne yazık ki Türkiye’nin bugün gelmiş olduğu nokta, <strong>Ar damarı çatlamış bir düzen</strong>. Hiçbir suçun, hiçbir günahın, hiçbir hatanın kabul edilmediği; herkesin gözünün içine baka baka siyasetçilerin özellikle yalan söyledikleri bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti düzeni ile karşı karşıyayız.</p>
<p>Gözümüzün içine baka baka Erdoğan yolsuzluklara dair açıklamalar yapıyor.</p>
<p><strong><em>“Siyasi hayatım boyunca böyle şeylerle hamdolsun karşı karşıya kalmadım.”</em></strong></p>
<p>Bunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Bunu diyen Bilal’in babası Recep! Peki, kamuoyu hiç mi bir yolsuzluk davasıyla, bir rüşvet davasıyla Erdoğan’ı anmadı? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan bugüne kadar siyasi hayatı boyunca yaptığı tüm işlerde yolsuzlukla adı anılan bir şahıs bunu söylüyor.</p>
<p>Bir yüzükle iktidara geldi!<strong> “Bundan fazlasını görürseniz bilin ki Tayyip Erdoğan çalmıştır.”</strong> diyen şahıs, şu anda dünyanın en zengin liderleri arasında sayılıyor. O günkü Recep bugünkü Recepe kendisi <strong>“hırsız”</strong> diyor.</p>
<p>Nasıl bir Cumhurbaşkanı bu kadar rahatlıkla bu yalanları söyleyebiliyor, bu cümleleri kurabiliyor? Cumhurbaşkanı bu cümleleri kurduğu zaman, varın siz düşünün, toplumun diğer kesimleri olaylara nasıl yaklaşabilir ya da olaylar karşısındaki refleksleri nasıl olur?</p>
<p><strong>“Balık baştan kokar”</strong> hikâyesi gibi, bu iktidarın yukarıdan aşağıya kadar silsilesine baktığınızda dehşet bir utanmazlığı, dehşet bir pişkinliği ve aslında bir anlamda da iktidar olmanın sarhoşluğunu görmek mümkün. Sonradan görmüşlüğün dibe vurduğu bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu söylememiz gerekiyor.</p>
<p>Çok zor değil web üzerinden tarayalım, soralım: <strong>Recep Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk ve rüşvet ile anıldığı davalar var mı?</strong> Girin internete, hangi platformu istiyorsanız ordan sorgulayın. Arama motorlarına sorun. Bir kaçını sizin için notlayayım;</p>
<ul>
<li><strong>1994-1998 İBB dönemi</strong>: Belediye ihaleleri, İGDAŞ ve İSKİ dosyaları. Erdoğan’ın isminin yolsuzlukla anıldığı ilk dosyalar.</li>
<li><strong>Deniz Feneri Davası (2008-2011)</strong>: Almanya’daki mahkemelerde açıkça çözüldü. Yolsuzluğun içinde olanlar itirafçı oldu, cezaları aldılar. Bu dava Erdoğan’ın “gemicikler” sürecinin başladığı dönemdir.</li>
<li><strong>İhale ve yandaş sermaye tartışmaları (2000’ler-2010’lar)</strong>: İhalelerin belli iş insanlarına verilmesi, Erdoğan çevresinde havuz medyası ve sermaye grupları oluşturulması.</li>
<li><strong>17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu (2013)</strong>: Erdoğan’ın 4 bakanı istifa etti. Reza Zarrab ABD’ye sığındı, itirafçı oldu. Netflix bu operasyonun belgeselini çekiyor. Meşhur “sıfırlama” tape’leri bu dönemde yayımlandı.</li>
<li><strong>Man Adası belgeleri (2017)</strong>: Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve yakınlarının milyonlarca doları Man Adası’na transfer ettiğini açıkladı.</li>
<li><strong>Malta, Man Adası, Panama belgeleri</strong>: Erdoğan ve ailesinin yurt dışında servet tuttuğu iddiaları. Resmî soruşturma açılmadı.</li>
<li><strong>İmar ve kamu kaynakları iddiaları</strong>: Yol, köprü, havaalanı ihaleleri.</li>
</ul>
<p>Ama Erdoğan ne diyor? <strong><em>“Hamdolsun böyle bir şeyle karşı karşıya kalmadım.”</em></strong></p>
<p>Aklımızla mı dalga geçiyor? Nasıl bir ruh haliyle söylüyor? Ama söylüyor. Çünkü kamuoyunun bu kadar rahat manipüle edilebileceğini görüyor. Bir kesimin bunları benimsediğini ve doğru kabul ettiğini biliyor.</p>
<p>Üzerinde siyaset yaptığı toplumsal yapıyı tanıyor, o yapıya sesleniyor. Muhalif kesimler zaten bu durumu görüyor ve kabullenmiyor. Ama Erdoğan’ın esas aldığı kesim onlar değil, kendisine bugüne kadar destek veren yapılar.</p>
<p>Bugün sosyal medya platformlarına girin: Birçok haber kaldırılmıştır, birçok görüntü sansürlenmiştir. Bilal’in keyif partileri, Erdoğan ile ilgili rüşvet iddiaları, Erdoğan’ın ekibinin adı geçen yolsuzluk hikâyeleri, mafya ilişkileri… Bunların neredeyse hiçbiri bırakılmamıştır. Hepsi yargı eliyle kaldırtılmıştır. Ama Erdoğan’ı öven binlerce trol hesabı rahatlıkla haber akışına devam ediyor. Durmadan cilalayıp parlatıyor.</p>
<p>İşte bu arındırılmış, temizlenmiş ve sadece kendisini övmek üzerine kurulu sistem içinde Erdoğan konuşuyor. <strong>“Hamdolsun böyle bir şeyle anılmadım.”</strong> diyor. Kendi dünyasında söylüyor. Yapılanların hepsi biliniyor.</p>
<p>Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar kamuoyunu manipüle etmeye yönelik oluyor. Mesela, Erdoğan’dan sahte diplomalar açıklaması geliyor:</p>
<p><strong>Erdoğan’ın söylüyor</strong>: <em>“Devletimiz sahte diploma soruşturmasında milletin hakkını yiyen haramzadelere acımamıştır.”</em></p>
<p>Bunu söyleyen diplomasını ibraz edemeyen, kamuoyuna sunamayan, üniversitede okuduğunu ispatlamayan şahıs. Başkalarının var olan diplomalarını kendi yargısı eliyle iptal ettirip, onlara “diplomasız” diyor. Sonra da sahte diploma soruşturmasından bahsediyor. Bu sahtekârlığın, Osmanlı torunları dedikleri insanlara kadar uzanan bir dolandırıcılık hikâyesinin parçası olduğu da ortada. Kendisinin çevresine kadar uzanan bir soysuzluk.</p>
<p>Tüm bunları gözümüzün içine baka baka söylüyor. Onun için diyoruz ki pişkinlik diz boyu, arsızlık had safhada. Türkiye Cumhuriyeti devletinde pişkinliğin, arsızlığın kitabı yeniden yazılıyor. Ve bu, yukarıdan aşağıya doğru sirayet ediyor.</p>
<p>Sadece Erdoğan’la sınırlı değil. Tepeden aşağıya doğru her yerde hukuksuzluk, pişkinlik sürüp gidiyor.</p>
<p>Bakınız, Bayrampaşa Belediyesi’ndeki durum: AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir ne demiş?</p>
<p><strong>“Bayrampaşa’da gördük ki CHP demokrasisi milli şef dönemlerini aratmadı.”</strong></p>
<p>Arsızlık işte budur. Adamlar seçimi Bayrampaşa’da kaybetmişler. Halk bir seçimde iradesini beyan etmiş. Milli irade diyorsanız milli irade. Yerli diyorsanız yerli irade. Halk gitmiş, sandıkta tüm baskılarınıza rağmen oyunu kullanmış. Sen tutuyorsun, o belediye başkanını görevden alıyorsun. Aldığın gerekçelerin hepsinin arkasında muhalefeti tasfiye etmek var.</p>
<p>Sonra belediye meclis üyelerinin bir kısmını tehdit ederek istifa ettiriyorsun. Gerekli sayıyı bulunca da kendi adayını seçtirmeye çalışıyorsun, kimi yerlerde seçtiriyorsunda. Bu, utanmazlığın en açık örneği. Seçimde kazanamadıklarını, halkın vermediği desteği, yargı üzerinden, kolluk kuvvetleri üzerinden almaya çalışan bir saldırganlık var.</p>
<p>Şu anda Türkiye’nin birçok yerinde, seçimde kaybeden AKP, belediyeleri bu şekilde geri alıyor. Yarın öbür gün Erdoğan kürsüye çıkıp rahatlıkla “Bizim şu kadar belediyemiz var.” diyebilir. Ama bu belediyelerin çoğu halkın oylarıyla değil, yargı eliyle alınmış durumda. Yargıya veilen talimatla alınmış durumda.</p>
<p>İstanbul’daki operasyonlara baktığınızda bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Erdoğan kaybetmiştir. Milli irade tarafından seçilmemiştir. Onun adamları seçilmemiştir. Bu yüzden milli iradeye karşı kendi zihniyetini, yolsuzluktan beslenen kadroları öne sürerek geri almaya çalışıyor.</p>
<p>Bu sadece bununla da kalmıyor. Adamlar kalkıyorlar, ekranlarda kendilerine baskı yapıldığını söylüyorlar. “Yapamadık, edemedik.” diye bahaneler üretiyorlar. Peki Recep’e dönüp ne diyecekler? Bayrampaşa’da o kadar hile yaptınız, adamlarınız o kadar oyun çevirdi, ama “Reis biz orayı alamadık, sana teslim edemedik.” mi diyecekler? Onun utancıyla saldırganlığı da kendilerine hak görüyorlar.</p>
<p>Mesela Ali Erbaş’ın kızı Merve Safa Lik’ioğlu, “Benim babam çok iyi bir insandır.” demiş. Haftalarca sosyal medyada Ali Erbaş’ın gidişi konuşuldu.</p>
<p>Ben kesinlikle Ali Erbaş’ın kızı için iyi bir insan olduğunu kabul edebilirim. Recep Tayyip Erdoğan da Bilal için çok iyi bir baba olabilir. Çünkü onların dünyasında zenginlik, lüks yaşam, şatafat var. Bunları sağlayan babadır. Baba Recep’tir, baba Ali’dir. Elbette onlar için iyi insandır. Ama halka karşı durum farklıdır.</p>
<p>Hanımefendiye dönüp söylemek lazım: Altı kere hacca giden, yani bir anlamda Allah’a –haşa– rüşvet vermeye kalkan bir adam, senin için iyi olabilir. Seni ve anneni hacca götürmüş olabilir. Ama bunu hep halkın cebinden yapmıştır. Bizim boğazımızdan kesmiştir. Onun için senin baban sana iyidir, Recep, oğluna iyidir, ama halka karşı kötü bir adamlardır.</p>
<p>Şimdi gelelim Yusuf Tekin’e. Çocuğunun özel okula gittiği ortaya çıktı. İmam Hatipleri övüp dünya modeli diye satarken, çocukları özel okullarda özel eğitimler imkanları kullanıyorlar. Okulun imkanları sayılmış: sabah kahvaltısı, öğle yemeği, ikindi atıştırmalıkları… Bir x platformu paylaşımda şu denilmiş:</p>
<ul>
<li><strong><em>İmam hatipleri destekleyip kendi çocuklarını özel okullara gönderiyorlar.</em></strong></li>
<li><strong><em>Şehitleri övüp çürük raporu alıyorlar.</em></strong></li>
<li><strong><em>Kefenimizi giydik geldik deyip zırhlı araca biniyorlar.</em></strong></li>
<li><strong><em>Fakirlik Allah’a yakın olmaktır deyip dört ayrı yerden maaş alıyorlar.</em></strong></li>
</ul>
<p>İşte utanmazlık budur. Aymazlık, ar damarının çatlaması meselesi budur.</p>
<p>Bu ülkenin insanları neden fakir? Çocuklarımız neden açlığa, eğitimsizliğe maruz bırakılıyor? Veliler varını yoğunu ortaya koyup çocuklarını okutuyor, ama okullar bittiğinde işsiz kalıyorlar. Ama birileri de <strong>“Çocuğumu meclise soktum, vatana hizmet etsin.”</strong> diyebiliyor.</p>
<p>Utanmazlık, siyasetin her alanına sıçramış durumda. Bu aslında toplumsal çürümenin de resmi. Çürütülmüş bir toplum. Bu siyasetçileri seçen toplum da çürümüş demektir. Bunlara ses çıkarmayan kitle çürümüş demektir.</p>
<p>Bu adamlar kimden besleniyor? Yalanlardan, ikiyüzlülükten, pişkinlikten… Hâlâ bizi yönetme pozisyonunda olabilmelerinin nedeni bu. Irkçılıktan, siyasal İslam’dan, düşmanlaştırmadan besleniyorlar. Kürt’e düşmanlık, Ermeni’ye düşmanlık, Alevi’ye düşmanlık üzerinden siyaset kuruyorlar.</p>
<p>Sanki Alevi’yi ortadan kaldırırlarsa karınları doyacak. Sanki Kürt’ü yok ederlerse özgür olacaklar, dünya devleti olacaklar. Böyle bir mantıkla yaşayan, kendi sefaletine ses çıkarmayan kitleler sayesinde, bunlar halkla dalga geçebiliyorlar.</p>
<p>Bugün Türkiye’de artık hak aramanın temsilcisi sokak çeteleri olmuş durumda. Devletin yapmadığını mafyalar yapıyor. Herkes kendi hukkunu kendisi, adaletini kendisi uygulamak istiyor. Çeteler para tahsilatı yapıyorlar, uzlaşmazlıklarda aracı oluyorlar. İnsan öldürmeyi en ucuzundan iş halien getirmiş durumdalar. Hangi çeteden ne kadar destek alırsan o kadar gücün var. Bir çete seni destekliyorsa koruyucun var, desteklemiyorsa evin kurşunlanıyor, işyerin kurşunlanıyor. Ve bunlar günlük hayatın parçası haline geliyor.</p>
<p>Bunun sorumlusu devlettir, iktidardır, iktidarın yaptıklarıdır. Devlet devlet olursa, parlamento parlamentonun gereklerini yerine getirirse, sokaktaki mafyalar da bunu yapamaz.</p>
<p>Adıyaman’da depremzede engelli vatandaş Ali Geçer’in başına gelen olay: İş talebinde bulunuyor. Vali Mahmut Çuhadar’dan olumsuz yanıt alınca, <strong>“Bu engelli maaşıyla bir ay siz geçinin, geçinebiliyorsanız.”</strong> diyor. Sonuç ne? Engelli maaşı kesiliyor.</p>
<p>Bir kişinin engelli maaşı onun hakkıdır. Bir valinin keyfine göre kesilemez. Ama Türkiye’de hak, hukuk, adalet olmadığı için valinin keyfiyeti, devletin hukuku haline geliyor. Erdoğan’ın keyfi, anayasa oluyor.</p>
<p>Bugün Türkiye, hukukun askıya alındığı, yolsuzluğun normalleştirildiği, pişkinliğin ise siyaset kurumu haline geldiği bir düzende nefes almaya çalışıyor. Tepeden tırnağa sirayet eden bu yozlaşma, sadece iktidarın değil, toplumun da çürümesine zemin hazırlıyor. Yalanlarla, manipülasyonlarla, baskılarla sürdürülen bu düzen; halkın iradesini gasp ediyor, adaleti yok ediyor, geleceğimizi ipotek altına alıyor. Gerçek gündeme dönülmedikçe, yani halkın yoksulluğu, adaletsizliği ve eşitsizliği masaya yatırılmadıkça, Türkiye’nin çıkış yolu olmayacak. Çözüm, susmayan, hakikati dile getirmekten vazgeçmeyen, korkunun zincirlerini kıran bir toplumdan geçiyor.</p>
<p>Çünkü unutmayalım: <strong data-start="895" data-end="946">Sessizlik, çürümüşlüğün en büyük destekçisidir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ar-damari-catlamis-bir-duzen-yolsuzluk-piskinlik-ve-curume-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKP’nin Çaresizliği: CHP ve Demokrasi Güçleri</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/akpnin-caresizligi-chp-ve-demokrasi-gucleri-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/akpnin-caresizligi-chp-ve-demokrasi-gucleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2025 13:56:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/akpnin-caresizligi-chp-ve-demokrasi-gucleri-2/</guid>

					<description><![CDATA[Çaresizlik içinde, yenildiğini gören AKP saldırganlaşmış, şiddeti tek çıkar yolu olarak seçmiştir. Bu saldırganlığın arkasında bir bitmişlik, tükenmişlik ve en önemliisi bir ölüm kalım mücadelesi vardır. Başına geleceklerden korkan bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çaresizlik içinde, yenildiğini gören AKP saldırganlaşmış, şiddeti tek çıkar yolu olarak seçmiştir. Bu saldırganlığın arkasında bir bitmişlik, tükenmişlik ve en önemliisi bir ölüm kalım mücadelesi vardır. Başına geleceklerden korkan bir Erdoğan ve etrafında toplanmış, ondan beslenen gruplar vardır. Demokrasi güçlerinin önünde daha fazla imkan ve olanak belirdiği için AKP bu imkanları bastırmaya yönelmiştir. Bu yüzden bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren güçlerin alanı büyümekte, ama aynı zamanda buna karşı iktidar baskısı da artmaktadır.</p>
<p>Bu baskılardan devletin sahibi olduğunu düşünen Kemalistler de nasibini almaya başlamıştır. Kendisini devletin sahibi sanmanın üstenciliğin CHP’yi içine düşürdüğü durum ortadadır. Şaşkınlık ortadadır. İşte tam bu noktada<strong> Kemalistleri koruma görevi artık doğrudan demokrasi güçlerinin omuzlarına yüklenmiştir. </strong>Çünkü Kemalistlerin siyaset yapma, yönetme, sokakta özgürce yürüme imkanları ellerinden alınmıştır. Yavaş yavaş gelen dalgada önce Milletvekilleri dövülmüş, il başkanları darp edilmiş, sokakta linç girişimlerine uğramışlardır. Dönemin Genel Başkanı kameraların önünde yumruklanmıştı. Buna karşı çıkacak refleksi CHP ortaya koyamamıştır. CHP öyle bir siyasal akıl tutulmasına girmiştir ki, bu saldırıları savuşturacak durumda değildir. Bugün iktidar daha da pervasızlaşarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklamaya kadar gitmiş, yetmemiş onlarca belediye başkanı tutuklayarak, birçok belediyeye kayyumlar atamıştır. Kimi belediye başkanları da tehdit ile parti değiştirmek zorunda bırakmıştır. İktidar bunu herkesin gözü önünde yapmıştır. Dolayısıyla bu kendisini devlet sanan Kemalistlerin maruz kaldıkları hukuksuzluğa karşı durma sorumluluğu da demokrasi güçlerinin omuzuna yüklenmiştir. Bu görevi üstlenmek, demokrasi güçlerinin, demokrat olmanın sorumluluğu haline gelmiştir.</p>
<p>Haklı oldukları için değil, maruz kaldıkları hukuksuzluk, adaletsizlik için bu sorumluluk omuzlarımızdadır. Demokrat olmanın bir sorumluluğu olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Bugün Türkiye’de devlet içerisinde bir iç çatışma süreci yaşanıyor. Erdoğan şahsında ve AKP iktidarı üzerinden yürütülen bu savaş, aslında devletin merkezinde planlanmış topyekûn bir kuvvetler arası savaştır. Erdoğan’ın söylemleri, AKP’nin uygulamaları bir kanadın “devlet konsepti” olarak şekillenmiştir. Burada yargının aldığı kararlar, güvenlik bürokrasisinin yeniden dizaynı ve medyanın tamamen iktidar aygıtı haline getirilmesi bunun göstergesidir. AKP’nin kurucu kadroların dışlandığı, Erdoğan’ın etrafında yeni bir uzlaşmayla kurulmuş bir yapı vardır. Menfaat ve çıkar çeteleri vardır.</p>
<p>CHP’de bu savaşın başka bir kanadını temsil ettiği bilinmektedir. Durumu ortadadır. Çok parçalı hale getirilmesi için operasyon başlatılmıştır. İktidara yaklaştığı görülmüştür. Bunun için darbelenmektedir. Demokrasi güçleri ile ortaklaşması Erdoğan cephesinin korkularını artırmaktadır. CHP’nin kazandığı iddia edilen tüm seçimler bu demokrasi güçlerinin birliği ile mümkün olmuştur. Lakin CHP’nin içindeki Erdoğan cephesi sadece devlet refleksiyle değil, ulusalcı-ırkçı yapılardan beslenen damarlarıyla da CHP’yi demokrasi güçleri ile çatışır hale getirilmek istemektedir. Bir taraf olarak gelişmesini istememektedir. Özellikle Kürtlerin başlattığı barış ve demokrasi süreci karşısında, CHP içerisindeki bu damar medya üzerinden bir parçalanmayı dayatmaktadır. Demokrasi güçlerini yan yana tutmak yerine birbirine düşürmeye, güçlendirmek yerine elini kolunu bağlamaya çalışmaktadır. Böylece AKP ve MHP karşısında demokrasi güçlerini yalnızlaştırma çalışmasının bir parçası olarak rol oynamaktadır.</p>
<p>Bu tabloyu güncel gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, belediyelere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları sadece CHP’yi değil, bütün demokrasi güçlerini parçalamayı hedefleyen bir sürecin parçasıdır. Bu böyle okunmuş buna göre demokrasi güçleri pozisyonunu belirlemiştir. CHP yönetimi doğru adımlar atarken, CHP’nin beslendiği iddia edilen medya araçları buna uygun bir tavır göstermemektedir. Her fırsatı Kürtlere saldırmak üzerine kurmuş olan bu yapılar, Erdoğan’ın CHP’yi süreç dışında bırakma çabalarına hizmetten başkaca bir şey yapmamaktadırlar.<br />
Bugün yaşananlar yeni değildir; geçmişte Kürtler bütün bunları çok daha ağır şartlarda yaşadı. Kayyumlar, belediye gaspı, siyasetçilerin tutuklanması, basının susturulması Kürtlerin uzun yıllardır yaşadığı gerçekliktir. Şimdi aynı uygulamalar CHP’nin alanına da yönelince, bunu üstenci bir bakışla değerlendirmek dönemin ruhuna uygun değildir. Selahattin Demirtaş 9 yıl 10 aydır Edirne cezaevinde tutsaktır. Onlarca belediye başkanı Kürt siyasetçi halen içerdedir. Burada kim ne kadar demokrattır tartışması gerekmiyor. Haddini bilmesi gereken bir medya soytarılığı CHP etrafında örgütlendirilmek istenmektedir. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, eşit yurttaşlık temelinde herkesin sahiplendiği bir ülkenin yaratılması demokrasi güçlerinin birliğinde yatmaktadır.</p>
<p>Kürtler her şart altında sorumluluklarına sahip çıkmışlardır. En son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türk siyasetinin yumrukladığı Kılıçdaroğlu’na CHP’nin kalesi denen yerlerden daha fazla oy vermiş, kendi coğrafyasını kırmızıya boyamıştır. Belediyelerin kazanılması durumu ortadadır.</p>
<p>Kürtleri dışlamak, aşağılamak üzerinden siyaset üretilemez. Hele kendine demokratım, sosyal demokratım diyen bir yapı, gazeteci, yazar, sanatçı bunu nasıl yapabilir&#8230;<br />
Unutmamak gerekir ki, AKP artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu, demokrasi güçlerinin önünde büyük bir fırsat da barındırıyor. Demokrasi güçleri bu durumu doğru okumalıdır. Farklılıklarına rağmen bir araya gelmek zorundadır. Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmayı göze almalıdır. Cesaret sadece sokakta değil, örgütlenmede, dayanışmada, hukuk mücadelesinde, siyasette, meşru zeminleri kurmada gösterilmelidir. Bu noktada demokrasi güçlerinin ajandası iktidara güven üzerine değil, kendi mücadelesinin köklü deneyimine dayanmalıdır. Kürt demokrasi güçleri yılların verdiği mücadele tecrübesi, halkına ve kendisini destekleyen bütün demokrasi güçlerine güvenmektedir.</p>
<p>Demokrasi bloğu disiplinli bir birlik kurmak zorundadır. Halkla bağını güçlendirerek meşruiyet zeminini sağlamlaştırmalıdır. Bugün ortak değerler ve ortak taktikler etrafında buluşmak hayati bir görevdir.</p>
<p>İslamcı-faşist bir iktidar bütün baskı araçlarını kullanıyor ve güçlüymüş gibi görünse de, meşruiyetini yitirmiştir. Zorbalaşmıştır. Mafyalaşmıştır, çetelerin cirit attığı bir yapı olmuştur. Demokrasi güçlerinin görevi, bu meşruiyet boşluğunu dolduracak yeni bir güç kurmaktır. Türkiye’nin önündeki yol bellidir: ya otoriterliğin kalıcı hale gelmesi, ya da demokratik yeniden yapılanma.</p>
<p>Karar bizim, sorumluluk bizim, cesaret bizimdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/akpnin-caresizligi-chp-ve-demokrasi-gucleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’nin Krizi, AKP’nin Umudu!</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/chpnin-krizi-akpnin-umudu/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/chpnin-krizi-akpnin-umudu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/chpnin-krizi-akpnin-umudu/</guid>

					<description><![CDATA[AKP iktidarı, CHP&#8217;nin kurultay davasının ertelenmesini kendi lehine bir fırsat olarak görmektedir. Yapılan anketler ya da seçim senaryoları hâlâ muhalefeti birinci parti konumunda göstermektedir. İktidar ise bu tabloyla yarışamayacak bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="181" data-end="657">AKP iktidarı, CHP&#8217;nin kurultay davasının ertelenmesini kendi lehine bir fırsat olarak görmektedir. Yapılan anketler ya da seçim senaryoları hâlâ muhalefeti birinci parti konumunda göstermektedir. İktidar ise bu tabloyla yarışamayacak bir noktadadır. Peki böyle bir durumda ne yapar? Dava sürüncemede bırakılır, tartışmalar diri tutulur, muhalefet kendi içinde bölünür. İktidar da tam bu anı bekler, tam bu kargaşadan beslenir.</p>
<p data-start="659" data-end="1328">Eğer Erdoğan kendisini güçlü hissetseydi, muhalefetin yeterince tepki göstermediğine kanaat getirseydi, en uygun anı yaratır ve seçim sandığını önümüze koyabilirdi. Oysa ki dava erteleniyor. Tartışmaların devam etmesi, muhalefetin kendi içine kapanması, iktidarın ömrünü uzatıyor. İşte kayyumlarla yönetilen belediyelerde gördüğümüz parçalanma, bugün Cumhuriyet Halk Partisi içinde de yeniden üretilmek isteniyor. Bu sadece CHP’ye karşı değil; barolara, sivil toplum kuruluşlarına, Alevi toplumuna karşı da aynı yöntem uygulanıyor. İktidar kendi varlığını ancak muhalifleri böldüğü, birbirine düşürdüğü, enerjilerini tükettirdiği ölçüde güçlendirebiliyor.</p>
<p data-start="1330" data-end="1731">Bu ülkede seçim yapılır mı? Son dönemde art arda gelen zamlar, vergilerdeki düzenlemeler, toplumun alım gücünü eriten kararlar… Bütün bunlar halkın sandığa güvenini azaltmaz mı? Erdoğan ve çevresinde toplanmış yapı, böylesi bir ortamda seçime gitmeyi göze alabilir mi? Görünen odur ki hayır. Tartışmalar uzadıkça, muhalefet birbirini yedikçe, iktidarın günü kurtarma ihtimali artıyor.</p>
<p data-start="1733" data-end="2074">Hukukun üstünlüğünden söz eden bir iktidar, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamıyorsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını hiçe sayıyorsa, nasıl inandırıcı olabilir? Kendi koyduğu yasaları çiğneyen bir iktidarın “hukuk” kelimesini ağzına alması, halkın vicdanında karşılık bulabilir mi?</p>
<p data-start="2076" data-end="2493">İşin acı yanı, bugün yaşananların sorumluluğu yalnızca iktidara ait değildir. Geçmişte Kürt siyasetine yönelik operasyonlar karşısında sessiz kalan muhalefet, “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla bugünkü tabloya zemin hazırlamıştır. O gün görmezden gelinen baskılar, bugün CHP&#8217;nin kapısına dayanmıştır. Zulme sessiz kalan, bir gün o zulmün muhatabı olur.</p>
<p data-start="2495" data-end="2948">Oysa demokrasi, yalnızca işimize geldiğinde savunulacak bir değer değildir. Hukuk, lehimize işlediğinde alkışlanıp aleyhimize işlediğinde reddedilecek bir araç değildir. Hukukun ölçüsü hak, adalet ve vicdan olmalıdır. Bugün adalet saraylarının önünde gözü bağlı, elinde terazi tutan kadın heykeli bulunuyor. Ama ne yazık ki o heykel yalnızca bir süs, bir taş yığını olmaktan öteye gidemiyor. Eşitlik, adalet ve hukuk, bu ülkede sembolden ibaret.</p>
<p data-start="2950" data-end="3425">CHP&#8217;nin kurultay davası da bu çarpık düzenin bir aynasıdır. Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş’ın Sabah gazetesine yaptığı açıklama, iktidar medyasının muhalefet içindeki çatlakları nasıl büyüttüğünü gözler önüne sermektedir. Parti değiştiren, ideolojik bir bağı bulunmayan siyasetçilerin varlığı, CHP’nin en büyük zafiyetlerinden biridir. Bu tablo, AKP’nin saldırılarından çok, muhalefetin kendi örgütlenme biçiminin zaafını göstermektedir.</p>
<p data-start="3427" data-end="3864">Türkiye siyasetinde menfaat ve çıkar üzerine kurulu bir düzen hâkimdir. Belediye başkanlarının satın alınması, muhalefet içinden koparılan isimlerin iktidara geçirilmesi bunun en açık kanıtıdır. Halk sandıkta muhalefete oy verir, ancak seçilen isim ertesi gün iktidar partisine rozet takar. Peki bu durumda temsil edilen oyların, inançların, ideallerin ne anlamı kalır? Seçmen kendi iradesinin böylesine pazarlanmasını sindirebilir mi?</p>
<p data-start="3866" data-end="4429">İktidar var gücüyle saldırganlığını artırırken, muhalefetin birleşmek yerine kendi içinde bölünmesi en büyük tehlikedir. Bir yanda yolsuzluğa, hukuksuzluğa batmış, iktidarı kaybettiği gün hesap vermekten korkan bir yapı var; diğer yanda ise bu saldırganlık karşısında yan yana gelemeyen, kendi içinde didişmekle meşgul bir muhalefet. Oysa halkın adalet arayışı, demokrasinin özlemi, ancak birlik ve dayanışmayla hayat bulabilir. Aksi halde bu düzen, yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de zaafları üzerinden ayakta kalmaya devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/chpnin-krizi-akpnin-umudu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKP’nin Savaş Gündemi: İsrail Retoriğiyle Kürtleri Vurmak</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/akpnin-savas-gundemi-israil-retorigiyle-kurtleri-vurmak-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/akpnin-savas-gundemi-israil-retorigiyle-kurtleri-vurmak-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 13:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/akpnin-savas-gundemi-israil-retorigiyle-kurtleri-vurmak-2/</guid>

					<description><![CDATA[Sonda söyleyeceğimi başta söylemek gerekirse: AKP barışa ayak diretiyor. Son günlerde -AKP’yi destekleyen trol hesapların paylaşımlarında da görüldüğü üzere- İHA’lar, SİHA’lar, füzeler, savaş gemileri ve “savunma sanayii” başlığı altında “kimsenin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonda söyleyeceğimi başta söylemek gerekirse: AKP barışa ayak diretiyor.</p>
<p>Son günlerde -AKP’yi destekleyen trol hesapların paylaşımlarında da görüldüğü üzere- İHA’lar, SİHA’lar, füzeler, savaş gemileri ve “savunma sanayii” başlığı altında “kimsenin karşısında duramayacağı bir Türkiye” propagandası öne çıkarılıyor. Oysa kavganın temelinde, savunma sanayii üzerinde kimin hâkimiyet kuracağı tartışması yatıyor. İktidar ve “damatlar” ihaleleri almış durumda. Rakip şirketlere bilgi sızdırma ya da casusluk gibi suçlamalarla operasyonlar düzenleniyor; şirketlerin nasıl el değiştirdiğine tanık oluyoruz. Türkiye’nin en büyük gelir kalemlerinden birinin silah ticareti hâline gelmesi ve tedarikçiler arasında ülke adının ciddi biçimde anılmaya başlanması tesadüf değil.</p>
<p>Bu savaş stratejisinin sürdürülebilmesi için toplumda “tehdit” algısının sürekli yükseltilmesi gerekiyor. Son günlerde özellikle İsrail üzerinden yürütülen propaganda bunun bir parçası. Fakat gerçeklik şunu söylüyor: Türkiye, İsrail’le ilişkilerini ekonomik olarak en üst düzeyde sürdürmeye devam ediyor. Karşılıklı sert açıklamalar, bu ticari ilişkinin üzerini örtmeye yarıyor. Buna ek olarak Rojava’daki Kürtlerin tehdit edilmesi için İsrail’in Suriye’deki varlığı gerekçe gösteriliyor. Türkiye’nin Suriye’yle doğrudan karşı karşıya gelebilecek güç ve imkâna sahip olmadığı ortadayken, propaganda ve ırkçı söylemlerle toplum konsolide edilmeye çalışılıyor.</p>
<p>İran’a yönelik saldırı sürecinde yaşananlar da bu zafiyeti gözler önüne serdi. İki ihtimalden söz edildi: Ya Türkiye, İsrail’e hava sahasını açtı ve İsrail bu sayede İran’ı vurdu; ya da İsrail uçakları Türkiye hava sahasını tespit edilmeden kullandı. Her iki durumda da ortada ciddi bir açık var. Propaganda, bu zafiyeti gizleyemiyor.</p>
<p>Suriye üzerine kurulan cümlelerde hedefe bakınca tablo daha netleşiyor. Söylemler görünürde İsrail’e yönelmiş gibi dursa da asıl hedef Kürtler ve Rojava. “İsrail’e haddini bildireceğiz” denilirken, hedefe Rojava’daki Kürtlerin konulduğunu görüyoruz. Bu söylemlerle Rojava’ya olası bir operasyonun propagandası önceden yapılıyor. Kürtlere vurulacak darbe, içeride “İsrail’e karşı atılmış bir adım” gibi satılmaya hazırlanıyor. Trol ağları da tam da bu amaçla devreye giriyor.</p>
<p>Türkiye’de demokrasiye atılacak adımlar devletin ve halkın lehinedir; ancak mevcut iktidar yapısının lehine değildir. Çünkü bu yapı demokrasiden değil, gerginlikten ve savaştan besleniyor. Bugünkü barış sürecinin önündeki en temel engellerden biri budur. Dış politikada “gerekçe yaratma” mantığı sürdürülüyor. “Suriye’ye geçer, iki roket atar, savaşı başlatırım” anlayışı geçmişte nasıl dillendirildiyse bugün de benzer gerekçeler üretiliyor.</p>
<p>Erdoğan’ın onayı olmadan konuşmadığı bilinen kalemler, “SDG silah bırakmazsa Türkiye’nin desteğiyle yeni Suriye yönetimi askeri operasyon yapacak” tezini dolaşıma sokuyor. “Yeni Suriye yönetimi” denilen yapının HTŞ olduğu açık. Oysa bugün Suriye’de SDG’nin silah bırakması; Kürtler, Ermeniler, Êzidiler, Aleviler ve seküler Araplar açısından açık bir intihar olur. Bunu bile bile mesele, sanki Türkiye’nin son dönemde içine girdiği barış sürecinin bir parçasıymış gibi pazara sürülüyor. Olmayacağını bildikleri bir talep üzerinden saldırganlıklarını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. İşi yokuşa sürüyorlar. SDG’nin varlığı, bölgedeki insanların yaşam güvencesidir. HTŞ’nin geçmişi ve bugünü katliamlarla kayıtlıdır; bu görüntülerin çoğu bizzat kendi kanallarından yayılmıştır.</p>
<p>Türkiye’nin Suriye’de halklara reva gördüğü şey, HTŞ yönetimidir. SDG’den silah bırakmasını istemek, Suriye halklarına düşmanlıktır. Bu düşmanlık içeride de siyasetin “normaliymiş” gibi pazarlanıyor. Sonuç, birlikte yaşama umuduna yönelmiş açık bir saldırıdır. İnsanlar barış için büyük riskler alıp mücadele ederken, iktidar etrafında çöreklenmiş savaş lobisi bu umudu boğmanın hazırlığını yapıyor. Bu çerçevede Abdülkadir Selvi’nin yazdıkları, Suriye’de insanlığın baskılanmasına hizmet eden araçlardan biridir. Yalnızca bir yazıdan ibaret değildir; arkasında AKP’nin hizaladığı bir medya–siyaset mekanizması vardır. “AKP barışa ayak diretiyor” derken kastımız tam da budur.</p>
<p>Yandaş kalemlerin “silah bırakıldı mı, bilinmiyor” gibi muğlak cümlelerle mevzuyu salt silah bırakma tartışmasına indirgemesi de dikkat çekici. Oysa sorun demokratik siyasetin önünün kapalı olmasıdır. Demokratik siyasetin olduğu yerde savaş olmaz; alanlar konuşur, sandık konuşur. Buna rağmen adım atılmıyor. “Kürtler silahı bıraksın, sonrası bakılır” gibi boş laflar dolaşıma sokuluyor.</p>
<p>Son dönemde savunma sanayii paylaşımları “nasıl vururuz, nasıl öldürürüz” söylemiyle utanç verici bir hal aldı. Yaşatma fikrine dair en küçük bir niyet yok. “İsrail’i ezer geçerim, Suriye’de Kürt’ü öldürürüm, İran’ı ve Irak’ı dağıtırım, Yunan’ı ezerim” türünden söylemlerle övünülüyor. “Bu toprakları cennete çeviririz” demek yerine “cehenneme çeviririz” iddiasıyla insanları arkasına topluyorlar. Bu hal, 100 yıllık cumhuriyetin beslediği ırkçı, faşist, siyasal İslamcı harmanın bugünkü sonucudur.</p>
<p>DEM Parti’ye oy veren milyonlara yönelik hakaretler, “güçsüzün değil, güçlünün yanında” durmayı siyaset sanan anlayışın göstergesidir. Oysa insanlık, güçsüzün hakkını savunmaktır. Buna rağmen “kuzu kestiririm” övünçleriyle, “kızımı halka hizmet için meclise koydum” söylemleriyle oyalanıyoruz. Cumhur İttifakı olmasa görünmez olacak isimlerin savaş diliyle gündemde tutulduğu bir iklimdeyiz. Bu dil, iktidar etrafında toplanmış ırkçı–faşist yapılanmanın parçası olarak barışı boğuyor. İçeride gerilim ve düşmanlaştırma sıradanlaştırılıyor. Rojava’daki yapı yokluk içinde ayakta kalmaya çalışırken, onu İsrail’le ilişkilendirip “İsrail’e kafa tutuyormuş” havasıyla Kürt varlığını ve demokrasi güçlerini tasfiye etmeye niyetleniyorlar. Trol ağları da bunun için çalışıyor.</p>
<p>TBMM’de yapılan bazı konuşmalarda dile getirildiği gibi, bir yanda “İsrail’e katil” diyen söylemler, mitingler ve gösteriler; diğer yanda Gazze’de kullanılan teçhizatı üreten şirketlerle ortaklık ilişkileri… Bu, yalnızca ikiyüzlülük değil, mezar soygunculuğudur. “İHA’yla, SİHA’yla büyüğüm” deyip aynı zamanda İsrail’le iş yapan küresel şirketlerin ortağı olmak, sonra da “Gazze’deki mazlumlar” üzerinden şov yapmak kabul edilemez. Bunlar için Gazze, samimi bir dert değildir.</p>
<p>“İsrail uçaklarının hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz” denilirken, uçuş trafiği verileri ve sahadan gelen görüntüler aksini işaret ediyor. Yine, “İsrail’le ticareti kestik, limanlarımızı kapattık” iddiaları dolaşırken, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret akışının sürdüğü, Azerbaycan petrolünün İsrail’e taşınmaya devam ettiği yönündeki bulgular ortaya kondu. Türk bayraklı gemilerin bayrak değiştirerek ya da ara limanlar üzerinden aynı rotayı sürdürdüğüne dair paylaşımlar hafızalarda taze. Bu tablo, halkın gözünün içine baka baka söylenen yalanları işaret ediyor. Gazze’ye sivil konvoylarla gitmek isteyen gemilere Türkiye’den izin verilmemesi ise iktidarın İsrail’le gerçek anlamda karşı karşıya gelmek istemediğinin açık göstergelerinden biridir. Sahada güç yetmeyen şey, içeride propaganda ile kapatılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Kısacası Suriye’de hızla bir felakete gidiliyor ve bu felaketin önünü kesmesi gereken Türkiye, bizzat felaketin parçası hâline geliyor. Enflasyon dünyada ilk sıralara tırmanmışken, yoksulluk derinleşmişken, iktidar “Suriye’yi düzeltme” iddiasında bulunuyor. Oysa bugün Suriye’deki cinayetlerin, Alevi ve Dürzi katliamlarının arkasında kimlerin durduğunu, IŞİD’in işlediği suçlarla kimlerin işbirliği yaptığını herkes biliyor.</p>
<p>Savunma sanayiine övgüler dizilip “destan yazıyoruz” denilirken bu, gerçekte belirli ailelerin zenginleşme propagandasına dönüşüyor. Halkın hayat koşulları ortada: kira, pazar, fatura, maaş, emekli aylığı… “Destan” denen şey, geniş halk kesimlerine yoksulluk olarak geri dönüyor. “Bu yüzükten başka bir şeyim yok” diyerek yola çıkıp bugün dünyanın en zenginleri arasına katılan bir aile hikâyesi, destan değilse nedir; ama bu destanın bedelini kim ödüyor?</p>
<p>Kısaca, AKP barışa ayak diretiyor. Barışı ötelemek için her manevra deneniyor. Türkiye yeni bir seçim sürecine girmiş görünüyor. Seçim hesaplarını gerilim üzerine kuran Erdoğan, toplumu bilinçli olarak çatışma ortamına sürüklüyor. “Erdoğan sonrası kim?” tartışmaları yapılırken, kanaatimce Erdoğan, erken bir seçimle kendi konumunu güçlendirip ardından “mirasçısını” -muhtemelen Bilal’i- devletin başına yerleştirmeyi hedefliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/akpnin-savas-gundemi-israil-retorigiyle-kurtleri-vurmak-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilik doğru yerde durabilmektir</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/alevilik-dogru-yerde-durabilmektir/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/alevilik-dogru-yerde-durabilmektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2024 09:17:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[alevi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi korku siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Mahzuni]]></category>
		<category><![CDATA[barış süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[birlik ve beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[cemevleri açılışı]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi süreci]]></category>
		<category><![CDATA[demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru temsiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Y.]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel dövmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Parkı olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Güngören saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[halkın talepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kazlıçeşme]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalist iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi aile]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[orantısız şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ötekileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[polis müdahalesi]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal İslam]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal tahrik]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset ve ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal değişim]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal gerginlikler]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[yaz festivalleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/alevilik-dogru-yerde-durabilmektir/</guid>

					<description><![CDATA[“İçi yalan dışı yalan Her bakışı binbir plan Gül boyanmış kara yılan Abur cubur Adam Etme dedim tutma dedim Dostluğu unutma dedim Sana verdiğim lokmayı Çabuk biter yutma dedim” (Aşık&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“İçi yalan dışı yalan</em><br />
<em> Her bakışı binbir plan<br />
Gül boyanmış kara yılan<br />
Abur cubur Adam<br />
Etme dedim tutma dedim<br />
Dostluğu unutma dedim<br />
Sana verdiğim lokmayı<br />
Çabuk biter yutma dedim” </em><strong>(Aşık Mahzuni)</strong></p>
<p>Yaz geldi. Büyük şehirlere sıkışan, sıkıştırılan insanların memleketlerine akışı da başladı. Festivaller, şenlikler organize edilmeye, köylerde cemevleri açılmaya başlandı. Bazı yerlerde temellerin atılması için hazırlıklar yapıldı. “Ya haq” diyerek bu yazın gönüllerdeki gibi geçmesini diliyorum&#8230;</p>
<p>Gönül isterdi ki bu yazımızda dergahlarımıza akan bizlerin ruh halini yazalım. Atılacak temellerin ebedi olmasını temenni edip, “hizmetiniz haq’a yazıla” dileyelim. Ama gelin görün ki gerginlikler yaratan, tahrik eden, saldırtan siyasal iktidar yaşama dair kaygılarımızı artırmıştır. Geleceğe dair güzel şeyler düşünmemizi engellemektedir. Toplumun kendisini ifade etmesini, tarihi, kültürel varlığını sürdürebilmesini tehdit etmektedir. Başbakan ve AKP şahsında tekleştirme hareketi yeni bir şekil almışa benzemektedir. Kemalist iktidar tiplemesinden, siyasal İslam iktidarı tiplemesine geçilmiştir. Kemalist vatandaşlıktan sonra şimdi de siyasal İslam vatandaşlığı yaratılmıştır. Siyasal İslam’ın vatandaşı olmayanlara bu ülkede nelerin yapılacağının resmi de Gezi Parkı olayında ortaya konmuştur. Farklılıkların nasıl algılanacağı da bir kez daha toplumun tüm kesimlerine gösterilmiştir.</p>
<p>Bu durum sokakta yeni çatışmaların doğmasına zemin hazırlamaktadır. Tam da barışa dair, demokratik değişim sürecine dair umutlar gelişmişken ve bunun için Kürtler büyük fedakarlıklarla adımlar atarken, siyasi iktidarın savaşa hazırlanır gibi tüm kesimleri tahrik etmesi anlaşılır değildir. Sonuçları da kimsenin altından kalkamayacağı yaralara vesile olabilir. Yaşam üzerinde siyaset yapılmasına tahammül etmez. Edemez. Sayın başbakan Kazlıçeşme’de gövde gösterisi yaparken, Taksim’deki vatandaşlarına orantısız ve haksız şiddet uygulamıştır.</p>
<p>Bu ‘münferit’ olaylardan bir tanesinin hedefi İstanbul, Güngören’de Kürt Alevi aile olmuştur. Geçtiğimiz Pazar günü 70 yaşındaki Elif  Y. AKP’nin gerdiği, saldırganlaştırdığı ve tahrik ettiği “dindar insanlar” tarafından saldırıya maruz kalmıştır. “Mahallemizde Hıristiyan istemiyoruz” diye sloganlar atıp, mahalleliye de tempo tutturan saldırganlar, ellerini kollarını sallayarak oradan ayrılmışlardır. Kürt kadınlarının geleneksel dövmelerini diğer saldırganlara göstermek isteyen bir kadın saldırgan, Elif Y.’nin elbiselerini parçalayarak kolundaki artı şeklindeki -ki Elif  Y. “uçak gibi olsun dövmem diye bunu yaptırmıştım” diyor- bir dövmeyi göstererek “Ben size demedim mi bunlar Hıristiyan, bunlar gavur, bunları mahallemizde istemiyoruz” diyor. İşyerlerinin içine giren onlarca saldırgana bu “tespit edilmiş Hıristiyanlık” karşısındaki tavrı vahametin boyutunu gösteriyor. Saldırganlara tempo tutuluyor. Alkışlar eşliğinde saldırganların gazası kutlanıyor. Aklıselim bir iki kişinin araya girmesiyle olay son buluyor. Çağrılan polis ise her zamanki gibi saldırganların dağılmasından sonra gelebiliyor.</p>
<p>Böylesine kendisinden olmayana saldırma hakkını kendisinde gören anlayış demokrasi ve barış sürecini ne kadar hazmedebilir ki. Böyle bir kitle üzerinde siyaset yapmayı temel bir ilke haline getiren başbakan toplumun ötekilerine ne kadar güven verebilir. Kürtlere, Alevilere böyle fütursuzca saldırma hakkını kendinde görenler bu ülkenin nesidirler? Bu ülkenin ötekileştirilenlerine, renklerine, kültürlerine düşman olanları koruyan ve kollayan kolluk kuvvetleri kimin, neyin güvenliğini sağlıyorlar? Böylesine utanç resimlerinin doğması yaygınlaşması ve doğallaşması toplumu ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Birlikte yaşama arzusunu öldürmekte, şiddetin ise doğallaşmasına vesile olmaktadır.</p>
<p>Sayın başbakan kendi deyimiyle yüzde ellinin oyunu arkasına almış birisidir. Yüzde ellinin oyunu alabilmek siyasi bilgi ve birikim işidir. Cehalet ile izah edilecek bir durum değildir. Eğer gerçekten gelişen bir Türkiye, demokratikleşen bir Türkiye yaratılmış iddiasında isek, nasıl bu kadar sorumsuzca adımlar atabiliriz. Ortada bir cehalet yok ise bir niyet vardır. Bu niyet sokakta iyi bir niyet olarak okunmamaktadır. Sokağın görebildiğini, hissettiğini başbakan göremiyor, hissedemiyor diyemeyiz. Öyle ise geriye niyet meselesi kalıyor. Başbakanın niyeti kötüdür&#8230;</p>
<p>Alevilerin bugün korku siyasetine başbakan tarafından terk edilmesi, hatta bilinçli olarak oraya doğru yönlendirilmesi gibi bir durum da söz konusudur. Alevileri korkutarak, hayatlarına müdahale ederek CHP’de toplamaya çalışmak başbakanın neden temel bir siyasi hareket tarzı oluyor. CHP’yi güçlendirmek, Alevileri orada toplamak Sayın Başbakan’a ne gibi bir artı getirecek? Sokaktaki insanların birbirine düşürülmesi, Sünnilerin Alevilere saldırması, Türklerin Kürtlere saldırması üzerinden nasıl bir siyaset yapılması düşünülebilir? Bunun hiçbir ahlaki yanı olamaz. Kirli siyaset dedikleri bu olsa gerek. Siyasetin temizlenmesi, demokrasinin geliştirilmesi hedefi ile iktidara gelen AKP şimdi bunu kendisinin yapmasına nasıl izin verecektir? Yalan sahibini bulur.</p>
<p>Biz Aleviler açısından sürecin doğru okunması büyük bir önem arz ediyor. AKP’nin yalan siyaseti CHP’nin inkarcı ve imha siyaseti arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz. Asimilasyonun biçimleri arsındaki fark, yanlışın yanlışla beslenmesidir. Doğru yerde durabilmek Aleviliktir. Yanlışla, başka bir yanlış düzeltilemez. Yanlışlar doğrularla düzelir. O zaman kendi doğrularımızla var olmak kaçınılmazdır. Doğru olan, hak olan, hakikat olan, halkın duruşu, talebi ve temsiliyetidir. Bu temsiliyet, yürekte birliği arzulayabilmektir. Alevilerin arzusu da budur&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/alevilik-dogru-yerde-durabilmektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
