<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdullah Öcalan &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/tag/abdullah-ocalan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Feb 2025 18:54:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>Abdullah Öcalan &#8211; Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Büyük Savaş’tan önceki son çıkış; Abdullah Öcalan</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/buyuk-savastan-onceki-son-cikis-abdullah-ocalan-4/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/buyuk-savastan-onceki-son-cikis-abdullah-ocalan-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 18:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/buyuk-savastan-onceki-son-cikis-abdullah-ocalan-4/</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın iki önemli şehrinde büyük etkinlikler gerçekleştirildi. Biri Paris’te, diğeri ise Strasbourg’ta oldu. Paris’teki yürüyüş, katledilen Kürt siyasetçilerin yıldönümü anmasına yönelikti. Bu devasa katılımlı etkinlikte dikkatimi çeken en&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın iki önemli şehrinde büyük etkinlikler gerçekleştirildi. Biri Paris’te, diğeri ise Strasbourg’ta oldu. Paris’teki yürüyüş, katledilen Kürt siyasetçilerin yıldönümü anmasına yönelikti. Bu devasa katılımlı etkinlikte dikkatimi çeken en önemli detay, katılımcıların çoğunun gençlerden oluşuyor olmasıydı. Yürüyüşte, boyunlarına poşiler sarmış olan bu gençler müzikle uyum içinde dans ederken, poşilerinin rüzgarda dalgalanışı adeta aslan yelesi gibi havalanıyor, klasik Kürt halayı figürleriyle dans ediyorlardı. Ancak, bu görüntülerin yanında, yüzlerindeki gerginlik ve yere sertçe vurdukları adımlar, içlerinde biriken öfkenin, geçmişin izlerinin ve yeni bir neslin doğuşunun açık bir göstergesiydi. Gençlerin içinde birikmiş bu öfke, tıpkı bir halay gibi, hem bir gelenekselliğin hem de modern bir tepkinin birleşimiydi. Bu yürüyüş, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez gibi Kürt kadın siyasetçilerinin anısına yapılıyordu. Bu isimler, Kürt özgürlük mücadelesinin simgeleri haline gelmişti ve her birinin hayatı, katılımları, mücadelesi bu genç neslin bilincinde derin izler bırakmıştı.</p>
<p>İkinci etkinlik ise Strasbourg’ta gerçekleştirildi. Burada toplanan kitle, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın olası bir açıklamasını bekliyordu. 15 Şubat’ta yapılması beklenen bu açıklama, katılımcılar arasında büyük bir beklenti yaratmıştı. Strasbourg yürüyüşüne katılanların büyük bir kısmı, Paris’teki etkinlikten farklı olarak, daha yaşlı bir nüfusa sahipti. Gençlerin oranı neredeyse yarının altındaydı. Bu, Strasbourg yürüyüşünün, Kürt toplumunun geleceği için birlikte yaşamı hedefleyen bir birikimi ve ideolojik duruşu yansıttığını gösteriyor. PKK’nin kuruluş ideolojisinin yansımasıydı bu.</p>
<p>Kürt siyasetinin ilk yıllarında, daha çok Kürt kimliğini var etme mücadelesi ön plandaydı. Bu mücadelenin temelinde, komşularla ortaklaşmayı ve birlikte yaşamayı esas alan sosyalist bir bakış açısı vardı. İlk dönemin genç kadroları, bu sosyalist mücadele içinde Kürt özgürlük hareketinin bir parçası oldular. PKK kurucuları ve ideologları arasında <strong>Haki Karer, Kemal Pir</strong> gibi Türk devrimcileri vardır. Bu isimler, aynı zamanda devrimci hareketinin ideolojik çizgilerinden beslenmiş ve Kürt özgürlük mücadelesini küresel bir perspektife taşımışlardır. <strong>Abdullah Öcalan</strong>&#8216;a yoldaşlık yapmışlardır. Hayatlarını bu uğurda ortaya koymuşlardır. O dönemin genç kadroları, hem Kürt özgürlüğü hem de sosyalist devrim mücadelesi için bir araya gelerek ortak bir hedef doğrultusunda birleşmişlerdi. Ancak bugünün gençleri, savaşın içinde büyüyen bir nesil olarak daha farklı bir yerde duruyorlar. Onlar için mesele, geçmişteki gibi sosyalist bir birliktelik kurmaktan çok, kimliklerini sorgulamadan doğrudan bir mücadele yürütmektir. Kan ve gözyaşı ile yaratılmış bir kimlikleri vardır. Bu da, gençler arasında milliyetçi eğilimlerin artmasına neden olmuştur.</p>
<p>Bugün Kürt siyasetinin liderliğini elinde bulunduran birinci kuşak kadrolar, birlikte yaşama fikrini hâlâ güçlü bir şekilde savunmaktadırlar. Bu kadroların varlığı, büyük bir barışın inşası için önemli bir fırsat sunmaktadır. Barış, onların fikriyatında var ve bu ortak yaşam kültürünü oluşturmak, ancak onların liderliğinde mümkün olabilir. Bu yüzden, barış ihtimali hâlâ masadaysa, bu onların siyasetteki etkinliğini koruyor olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki barış için en büyük şans, hâlâ onların siyasette söz sahibi olmasıdır. <strong>Abdullah Öcalan</strong>’ın, <strong>“Büyük Savaş’tan önceki son çıkış”</strong> olduğu söylenebilir. Çünkü Öcalan, Türkler, Kürtler başta olmak üzere tüm halkların birlikte yaşayabileceğini savunuyor ve Ortadoğu’daki çatışmaları durdurabilecek adımların atılmasının anahtarı hâlâ onun elinde. Bu sadece Kürt halkı için değil, Türkiye ve tüm bölge halkları için bir fırsattır.</p>
<p>Eğer bu fırsat doğru değerlendirilmezse, önümüzde duran büyük ihtimal büyük bir savaş olacaktır. Bu, Kürt gençlerinin yıllardır büyüyen öfkesinin çok daha şiddetli bir direnişe dönüşmesine yol açabilir. Kürt siyasetinin savaş hukuku çerçevesinde kalmasının en büyük sebebi, birinci kuşak kadroların hâlâ müdahil olmasıdır. Ancak bu nesil değiştiğinde ne olacağı belli değildir. Kimse hiçbir şeyin garantisini veremez.</p>
<p>İmralı’dan beklenen açıklama kritik önemde. Geleceğe dair umutların tükenmemesi, birlikte yaşama kültürünün güçlenmesi, sosyalist bir bakış açısıyla ortak bir yaşamın örgütlenmesi gerekmektedir. Eğer bu süreci sadece Kürt siyasetinin geri adımı olarak okursak, büyük bir hata yaparız. Bu yeni nesil, uluslararası dengelerin sunduğu fırsatları da değerlendirerek Türkiye’de büyük bir kırılmaya neden olabilir. Türkiye’de yıllardır bir travmaya dönüşen “bölünme korkusu”, Kürt gençliğinin bugünkü ruh haliyle birleştiğinde, çatışmaların çok daha sert bir hal alması mümkün. Bu gençlik eskisi gibi değil; ayrılığı önemsiyor, farklılığı derinleştiriyor ve bu da savaşın hukukun dışına taşmasına sebep olabilir.</p>
<p>Bugün Kürt siyasetinin elinde, bu kopuşu engelleyecek bir mekanizma bulunmaktadır. Ancak gençlerin kendilerini şiddetle ifade etme isteği, Kürt kimliğinin ispatlanması için bir araca dönüşebilir. Bu da, Türkiye’de savaşla beslenen siyasal ve ekonomik yapıların işine gelmektedir. Kürtlerin bugün her alanda varlık göstermesi, Kürtçe isimlerin daha fazla duyulması, inkârın artık mümkün olmadığını gösteriyor. Bu yüzden Kürt halkı, kazanımlarını toplumsal barışa ve ortak yaşama çevirmek zorundadır.</p>
<p>Türkiye, Kürt siyasetinin Öcalan liderliğinde atacağı adımı doğru okumalıdır. Bunu birlikte yaşamak için bir fırsata dönüştürmeli ve güven ortamını sağlayacak mekanizmaları oluşturmalıdır.</p>
<p>Ancak Türkiye siyasetçileri, özellikle de iktidarın dili, bu çağrının karşılığını vermiyor. Bugüne kadar şiddet ve inkâr üzerinden var olmuş bir siyasetin, gerçek bir çözüm iradesi göstermesi kolay değildir. Ama Kürtler alternatifsiz değildir ve Türkiye Cumhuriyeti de bunu biliyor. O yüzden olası bir açıklamaya “evet” deme refleksi gösteriyor. Öte yandan, Türkiye’de savaş ekonomisiyle güçlenen ve zenginleşen bir yapı var. Çete ilişkileri, rant ve silah ticaretiyle savaşın sürmesini isteyen bir kesim vardır ve bu yapının barış sürecine ikna edilmesi de zaman alacaktır.</p>
<p>Türkiye’de halkların tarihsel olarak uzun yıllara dayanan bir birlikteliği vardır. Devlet, iktidar ve onların menfaatleri için uygulanan siyaset ise halkları birbirine düşürmüştür. Ama halkların birbirleriyle bir sorunu yoktur. Bu yüzden barış her zaman mümkündür. Mesele, barış siyasetini örgütleyecek siyasi aktörlerin eksikliğidir. Kürt siyasetinin yıllardır süren barış çağrıları ve çatışmasızlık süreçleri, bugün bir barış masası kurulması için en büyük zeminlerden birini oluşturuyor.</p>
<p>Devlet Bahçeli’nin yaptığı son çağrı da bu yüzden önemli. Bahçeli gibi savaş yanlısı bir figürün böyle bir çıkış yapması, devletin derinliklerinde bu sürecin tartışıldığını gösteriyor. Bahçeli’ye böyle bir çağrı yaptırılması, devlet içindeki bazı yapıların süreci yeniden değerlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Bu çağrı, iki yolu açıyor: Ya büyük bir savaşın fitili ateşlenecek ya da barış süreci örgütlenecek. Bu kararın kritik noktası, Kürt siyasetinin öncü kadrolarının hâlâ ayakta olması ve süreci yönlendirebilme gücüne sahip olmasıdır. Ama bugünü değil, yarını da düşünmek gerekiyor. Birinci kuşak siyasetçilerin olmadığı bir Kürt siyasi yapısı, çok daha büyük krizler doğurabilir. O yüzden bu şansı kaçırmamalıyız.</p>
<p><strong><em>&#8220;En kötü barış, savaştan iyidir&#8221;</em></strong> (Desiderius Erasmus)</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/buyuk-savastan-onceki-son-cikis-abdullah-ocalan-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış mı, Savaş mı?</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2025 16:08:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[Barış mı]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu&#8217;nun temel gündem maddesini savaş ve Suriye&#8217;deki durum oluşturuyor. Bunun yarattığı sonuçlar ve burada yaşayan Alevilerin, Hristiyanların, Kürtlerin, Asurilerin, Ermenilerin geleceğine dair kaygılar tartışılıyor. Bu tartışmalar, Türkiye&#8217;nin nereye doğru evrileceğinin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu&#8217;nun temel gündem maddesini savaş ve Suriye&#8217;deki durum oluşturuyor. Bunun yarattığı sonuçlar ve burada yaşayan Alevilerin, Hristiyanların, Kürtlerin, Asurilerin, Ermenilerin geleceğine dair kaygılar tartışılıyor.</p>
<p>Bu tartışmalar, Türkiye&#8217;nin nereye doğru evrileceğinin de resmini ortaya koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin vatandaşları olarak büyük savaştan yana mı tavır takınacağız, yoksa barışın inşasında, birlikte yaşama alanlarını yaratma konusunda mı bir karar vereceğiz?</p>
<p>DW&#8217;in bir haberi şöyle diyor: &#8220;Türkiye&#8217;de terörden aranan kaç HTŞ&#8217;li ve El Kaideli var? Yargı kararlarında nelerle anılıyorlar? Aranan IŞİD&#8217;çiler HTŞ saflarına katılabilir mi?&#8221; Suriye’de tutuklanan IŞİD’liler Türkiye&#8217;ye iade edilmek istediklerini söylemişlerdi. Neden? Çünkü Türkiye yargısı bunları ödüllendiriyor.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle Rojava’da geliştirdiği savaş, IŞİD’e karşı mücadeleyi sekteye uğratıyor. Türkiye geçtiğimiz günlerde &#8220;Bunları bize teslim edin.&#8221; dedi. Peki, bu suç mekanizmaları Türkiye’ye teslim edildiğinde ne oluyor? Sözde Suriye Milli Ordusu (SMO) ya da eski Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi çete grupları sahneye çıkıyor.</p>
<p>Suriye’deki gelişmelerden Türkiye’nin pay almak istediği açık. Cihatçı grupların yürüttüğü savaş ve katliamların desteklendiği biliniyor. İç politikada büyük hayaller beslenirken, dış politikada itibarsızlık devam ediyor. Bunun en somut örneği: Avrupa’da Suriye’nin geleceğine dair yapılan toplantıya ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya katılırken, Türkiye davet edilmedi.</p>
<p>Suriye’de Aleviler için ciddi bir tehdit var. Katliam görüntüleri gelirken Türkiye medyası bu durumu görmezden geliyor, aksine destekleyici bir propaganda yürütüyor. Alevileri &#8220;Baas rejiminin destekleyicileri&#8221; olarak göstermek için çalışıyor. Suriye’de Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar ve Ermeniler kendi geleceklerini şekillendirmeye çalışırken, Türkiye bu halkların üzerine savaş yürütüyor.</p>
<p>Peki, bu savaş kimin çıkarına? Kim zenginleşiyor? Türkiye’nin vergileriyle finanse edilen savaşın sonunda hangi çeteler büyüyor? Halkın paraları eğitime, sağlığa veya refaha değil, savaş sektörüne ve silah sanayisine aktarılıyor. Türkiye’deki savunma sanayi şirketleri ve iktidara yakın gruplar büyük kazanç sağlarken, vatandaş yoksullaşıyor.</p>
<p>Özellikle Türkiye’deki silah sektörü, iktidar çevresine yakın sermaye gruplarıyla büyüyor. Büyük ihaleler belirli şirketlere gidiyor ve savaşın devam etmesi, bu yapıların güçlenmesini sağlıyor. Halk için bu savaşın hiçbir getirisi yok. İşgal edilen bölgelerde Türkiye vatandaşlarının refahı artmıyor; aksine, savaş ekonomisi iç pazarı da olumsuz etkiliyor. Fakirleşmeyi derinleştiryor.</p>
<p>Medya, halkın bu savaşlardan kazançlı çıkacağını öne süren propagandalar yapıyor. Oysa savaş, yalnızca iktidara yakın sermaye gruplarını ve silah tüccarlarını zenginleştiriyor. Savaşın mali yükü ise milyonlarca vatandaşın sırtına yükleniyor. Erdoğan’ın damadı dünya milyarderler listesine giriyor. Türkiye insanı fakirleşirken, nasıl oluyor da iktidara yakın kişiler hızla zenginleşiyor?</p>
<p>Deniyor ki: &#8220;Silah üretiliyor. İran’da, Rusya’da, Amerika’da, İsrail’de de üretiliyor.&#8221; Peki, bu ülkelerde silah üreten şirket sahiplerinden hangisi birkaç yıl içinde milyarderler listesine giriyor? Türkiye’de halkın sefalet içinde yaşadığı bir dönemde, iktidara yakın isimlerin büyük sermaye birikimi yapması, çarpıcı bir gerçekliktir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yalan üzerine kurulu bir siyaset izliyor. Halk, Suriye’de zafer kazanıldığını sanıyor. Diyelim ki Suriye’de toprak kazandın, zafer kazandın, orayı Türkiye’ye kattın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kazancı ne olacak? Hiçbir şey. İşgal edilen bölgelerde halkın cebine giren bir şey var mı? Hayır. Hırsızların, silah tüccarlarının, mafyanın cebine gidiyor.</p>
<p>Mafya ve çete grupları, Türkiye içinde de birer cinayet şebekesi olarak çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını sokak ortasında vuruyorlar. Kendi ülküdaşlarını bile hedef alıyorlar. Türkiye, savaşın yıkıcı sonuçlarıyla iç içe bir geleceğe sürükleniyor. Kürtlere, Hristiyanlara, Ermenilere, Süryanilere karşı yürütülen savaşın halklara ne faydası var? Hiçbir faydası yok.</p>
<p>Gerçekleri görmek zorundayız. Propaganda merkezlerinin yalanları yerine gerçeğe odaklanmalıyız. Türkiye’de bağımsız medya yok denecek kadar az. Devletin resmi yayın organlarının söyledikleri, yalnızca manipülasyona hizmet ediyor. Erdoğan bile itiraf ediyor: &#8220;Türkiye genç ve nitelikli nüfus bakımından kan kaybediyor.&#8221; Peki, neden? Çünkü Türkiye’de hukuk yok edildi. Adalet yok edildi. İnsan onuruna yakışır bir yaşam mümkün değil.</p>
<p>Erdoğan sürekli &#8220;müjde vereceğim&#8221; diyor. Herkes merak ediyor: Acaba savaş mı bitecek, ekonomik kriz mi çözülecek? Ama sonunda &#8220;kaç çocuk doğurmanız gerektiğini&#8221; söylüyor. Halk, tek adam rejiminin dayattığı hayatı yaşamak istemiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları savaşa gönderilerek öldürülüyor. Erdoğan “Şehitler Tepesi boş kalmayacak” derken, kendi ailesini güven içinde tutuyor.</p>
<p>Bir zamanlar “Bu yüzüğümden başka malım yok” diyen adam, şimdi dünyanın en zengin liderleri arasında gösteriliyor. Devletin büyük ihaleleri, vergileri Erdoğan ve çevresine çalışıyor. Orman yangınları çıkıyor. Hemen &#8220;PKK yaktı&#8221; deniyor ama yanan yerlere yapılan otellerin sahipleri AKP’liler çıkıyor. Türkiye, uzun yıllardır planlı bir şekilde yakılıyor.</p>
<p>Savaş mı istiyoruz, barış mı? İşte temel soru bu. Savaş, açlık, yoksulluk, yıkım ve daha fazla sefalet demektir. Savaş, yalnızca iktidara yakın bir avuç insanı zenginleştirirken, milyonları sefalete sürüklüyor. Türkiye mafya devleti hâline gelmiş durumda. Suç çeteleri, uyuşturucu ticareti, kara para aklama düzeni büyüyor. Cahillik, yolsuzluk ve katliamlar besleniyor.</p>
<p>Savaş, bir avuç sermayedarın servetini artırırken, milyonları yoksulluğa, acıya ve belirsizliğe mahkûm ediyor. Barış ise, savaştan ve yıkımdan en fazla etkilenen halkların, birlikte ve eşit koşullarda yaşayabileceği bir geleceği mümkün kılıyor. Bu nedenle, <strong>Abdullah Öcalan</strong> şahsında gelişen “barış” umudu, yalnızca belirli bir kesimi değil, Ortadoğu ve Türkiye’de yaşayan milyonların geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p>Bu yüzden temel soruyu tekrar soruyoruz: Savaş mı istiyoruz, barış mı? Türkiye ve Ortadoğu halkları, savaşın gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmemelidir. Savaşın kimleri zenginleştirdiği, kimleri yok ettiği açıktır. Eğer halklar, gerçek bir adalet ve özgürlük içinde yaşamak istiyorsa, barışın inşasına sahip çıkmalıdır. Ancak bu şekilde, bu topraklarda yaşayan herkes için umut dolu, adil ve barışçıl bir gelecek inşa edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/baris-mi-savas-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt-Alevi Açılımı</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 07:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[1920'ler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[acılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi dedeler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Şan]]></category>
		<category><![CDATA[Bahri]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[büyük eylem]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[darbe sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[değişim süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Erivan Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişin inkarı]]></category>
		<category><![CDATA[haykırdık]]></category>
		<category><![CDATA[kaset]]></category>
		<category><![CDATA[kelepçeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt-Alevi açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe ezgiler]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal düzenlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[mağaralar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[radyoda Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[sustuk]]></category>
		<category><![CDATA[talepler]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımızın büyük bölümü bizim olmayan &#8220;bildiklerimiz&#8221; ve yalan üstüne kurulmuş bir tarihin gölgesinde geçti. Çocuk gözlerimizle izledik; ateş kusan &#8220;ejderhaların&#8221; dağlarımızı, mağaralarımızı ateşe verdiğini. Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, akrabalarımızın kollarına kelepçe takılarak götürüldüklerini. Ölüm haberlerini. Alevi dedelerin sırtına binilip sakallarının kesilerek eğlence haline getiriliklerini, gördük, yine, yine gördük. Önce korktuk, utandık, sustuk. Sonra fısıldadık, konuştuk ve yıllar sonra haykırdık. Artık yeter!</p>
<p>Haykırmak daha çok acı demekti.</p>
<p>Yıllar acıları artırdı. Ağrıları kesinleştirdi. Acılarla gerginleşen yüzler, ateşe pervane olmuş kelebekler gibi büyük buluşmalarla harlandı boylandı. Bugüne geldik. Kaybolan yıllar ve biriken acılar tek kelimelik cümlelerde ifadesini buldu ve acılı yüzlerde bir tebessüm belirdi.</p>
<p>Birinci tebessüm benim yıllar önce dere yatağında bulduğum bir kasetti. Darbe sonrası yıllardı. Bize dair ne varsa yok edilmiş, toplatılmış ve yasaklanmıştı. Üstünde hiç bir yazı, etiket olmayan ve kopya olduğu anlaşılan bu kasette, Pir Sultan Abdal&#8217;a ait deyişler vardı. Büyük bir zevkle dinlemiştik. Kopyasını yapıp köye dağıtmıştık. Bizim için büyük &#8220;bir eylem&#8221;di. <strong>&#8220;Gelin canlar bir olalım&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Alevi Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>İkinci tebessüm bir koğuşun üst katına açılan merdivenlerindeydi. Yılların içerde kamburlaştırdığı Bahri&#8217;nin elindeki radyoda saklıydı. Kanaldaki ses Türkçe değildi. Ama tanıdıktı, bildikti, anlaşılırdı. &#8220;Ben bunu anlıyorum&#8221; demiştim Bahri&#8217;ye. O gülümseyerek &#8220;Tabi anlayacaksın Kürtçe söylüyor, sen Kürt değil misin?&#8221; demişti. Erivan Radyosu Kürtçe servisinde yanık bir kadın sesi. Yıllar sonra tahmin ettim ki Ayşe Şan&#8217;mış söyleyen. On altı yaşındaydım. Köydeki kadınların ağıtlardan sonra kulağıma müzikle birlikte düşen ilk Kürtçe ezgiydi bu. <strong>&#8220;Zimanê Kurdî zimanê me ye&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi artık &#8220;Kürt Açılımı&#8221; olarak resmediliyor.</p>
<p>1920&#8217;li yıllarda yapılması gerekenler şimdi yapılmak &#8220;isteniyor&#8221;. Geçmişin inkarcı ve yok sayan zihniyeti yerini kabullenme, birlikte yaşama yollarını aramaya bırakmış görünüyor. Durum göreceli olarak böyle gelişiyor ve bunun adımları &#8220;Kürt Açılımı&#8221; , &#8220;Alevi Açılımı&#8221; , olarak şimdi önümüzde duruyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan bu durumu &#8220;Bu sürecin Cumhuriyet’in kurulması kadar derin sonuçları olacaktır. Ben Cumhuriyet’in kazanımlarını göz ardı etmiyorum ama Cumhuriyet şimdi demokratikleşecek, Cumhuriyet’in tüm olumlu yanları, kazanımları yeni döneme taşırılacak. Geç oldu ama iyi olacak. 1920’lerde yapılması gereken şimdi yapılacak.&#8221; diye özetliyor. Kaçınılmaz olarak kendisini dayatan değişimin Cumhuriyetin kuruluşu kadar derin sonuçları olacağına dikkat çekerek, süreci ne kadar önemsediğini de açıkça belirtmiş oluyor.</p>
<p>Peki bu kadar tarihi öneme sahip bu değişim sürecinde &#8220;Kürt Alevi&#8221;leri nerede? Ne yapıyorlar? Ne düşünüyorlar? Süreci götürmek isteyenler örneğin &#8220;Alevi Çalıştayı&#8221;na Kürt Alevilerini davet ettiler mi? Görüşlerine başvurdular mı? Yine &#8220;Demokrasi Açılımı&#8221; yapanlar Kürt Alevi kurumlarından kimlerin görüşlerini aldılar? Bu kesimlerin bu sürece katkı sunacağı hiç bir şeyleri yok mu? Soruları çoğaltmak mümkün. Fakat görülen o ki; bu konuda en çok çaba harcaması gerekenler, değişim süreçlerinde dahi görülmek istenmeyenler olmakta. Bu kesimler kendilerini sürece bir şekliyle katmak zorundadır. Değişim sürecinde kendileri için taleplerini dile getirmelidirler. Bunun için gerekli kurumsal düzenleme ve çalışmaları bir an önce hayata geçirmelidir ki; &#8220;Kürt-Alevi&#8221; açılımı anlamlı olsun.</p>
<p>Nov 2009</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurt-alevi-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
