<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şükrü YIldız</title>
	<atom:link href="https://sukruyildiz.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<description>Sukru Yildiz&#039;s official website</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 20:04:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://sukruyildiz.de/wp-content/uploads/2023/08/cropped-received_m_mid_1396101098491_07bd5610136b03ce02_0-32x32.jpeg</url>
	<title>Şükrü YIldız</title>
	<link>https://sukruyildiz.de</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tankın Altına Yatmak</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/tankin-altina-yatmak/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/tankin-altina-yatmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 20:20:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[nesrin]]></category>
		<category><![CDATA[Norveç]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/tankin-altina-yatmak/</guid>

					<description><![CDATA[88-89 yıllarıydı. Norveç&#8217;teydik. Nesrin isminde İranlı komşumuz vardı. İran Kürtlerindendi. Eşi doktordu. En azından memleketteyken doktorluk yapıyormuş. Norveç&#8217;te ise bir sığınmacı. Kocasıyla zaman zaman oturur, savaşı konuşurduk. O konuşmalarda bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>88-89 yıllarıydı. Norveç’teydik. Nesrin isminde İranlı komşumuz vardı. İran Kürtlerindendi. Eşi doktordu. En azından memleketteyken doktorluk yapıyormuş. Norveç’te ise bir sığınmacı. Kocasıyla zaman zaman oturur, savaşı konuşurduk. O konuşmalarda bir yerde hep o ağırlık vardı, bırakıp gitmek zorunda kalmış insanların sesi. Bir gün Nesrin bir şey anlattı, yıllar geçti ama o söz hiç çıkmadı içimden.</p>
<p>Komşusunun oğlu savaştan dönmemişti. Cenazesi geliyordu. Onu karşılayışını, nasıl uğurlandığını, nasıl öldüğünü anlattı. Genç asker bataklık bir bölgedeymiş. İran’ın tankları geçmesi gerekiyor, tank kıymeti, zemin çamur, paletler tutunamıyor. O bölgede ne yapılmış? Askerler tankların palet izlerine yatmış. Tank geçsin diye. Kendilerinin de şehit olduğuna inanarak.</p>
<p>Durdum. Uzun süre bir şey söyleyemedim. Nasıl yani…</p>
<p>O yıllarda İran-Irak savaşının dengeleri çok açıktı. Irak büyük bir destek alıyordu Batı’dan, petrol parasıyla, her taraftan. Teknik üstünlük Irak’taydı, uçaklar, tanklar, kimyasal silahlar. İran ise yeni bir iç kaostan çıkmıştı. “Devrimi” henüz sindirememişti, ordusu dağınıktı, teknolojisi eskiydi, üstüne üstlük her taraftan yalnız bırakılmıştı. Ambargo vardı.</p>
<p>Bu eşitsizliği nasıl kapattılar?</p>
<p>İnsanla kapattılar.</p>
<p>Tankın altına yatarak, mayınlı tarlalara çocuk göndererek, dalga dalga cepheye sürerek. Bu savaşta İran’ın silahı inançtı, inancın bedenle buluştuğu yer ise ölümdü. Şehadet bir son değil, bir araçtı. Bu araçla teknik üstünlüğü dengelediler. Uzun yıllar dengelediler.</p>
<p>İran aynısını yapmak istiyor. Göğüs göğüse gel, savaşı karaya çek, teknik üstünlüğü insanla dengele. Sekiz yıl Irak’a karşı bu hesapla dayandılar. Şimdi ABD-İsrail koalisyonuna karşı aynı hesabı masaya koyuyor.</p>
<p>ABD-İsrail koalisyonunun hava üstünlüğü tartışmasız. F-35’ler, insansız hava araçları, uydu güdümlü sistemler karşısında İran bu alanda yarışmaya çalışmıyor. Hesabı başka, tünel ağları, sürü taktiği, yıllarca örgütlediği vekil güçler. Hizbullah bu modeli Lübnan’da uyguladı. Husiler Yemen’de uyguluyor. Ama bu modelin yakıtı insandır. Tankın altına yatmak değişmiş olabilir, biçim değişir, mantık aynı mantık.</p>
<p>Ama şunu da sormak gerekiyor, O bataklığa kim sürükledi onları?</p>
<p>1980’de Irak, İran’a saldırdı. Bu saldırı Batı’nın teşvikiyle, Batı’nın desteğiyle gerçekleşti. İran’ın bölgede güçlenmesi Batı’yı rahatsız ediyordu, Saddam bu rahatsızlığın tetikçisi yapıldı. Sekiz yıl sürdü o savaş. Irak’a kimyasal silahı kim verdi? Amerika verdi. Almanya verdi. Saddam o silahı kendi halkına ve İranlı askerlere karşı kullandı, Batı baktı, sustu, hesap sormadı. Çünkü İran’ın zayıflaması işlerine geliyordu. İki taraf da kanamaya devam etsin, ikisi de güçlenmesin, hesap buydu. O savaşta ölenlerin sayısı bir milyona yaklaştı. Bir milyon insan. Ve bunu mümkün kılan silah akışı, teknik destek, istihbarat paylaşımı büyük ölçüde Batı’dan geldi.</p>
<p>İran bu saldırı dalgasına 8 yıl insan gücü ile dayandı. Sonrasında Saddam’ın hikayesi biliniyor, kullanım süresi bitince onu da Amerika astı.</p>
<p>İran köklü bir tarihe ve savaş geleneğine sahip. Teknik üstünlüğe karşı insanı kalkan yapabilen bir kültür, aynı zamanda insanı kalkan olmaya razı eden bir kültürdür. Bu iki şey birbirinden ayrılmaz. Ve bu ayrılmazlık içinde en büyük soru şu, O tankın altına yatan asker ne için yatıyordu? Ülkesi için mi, halkı için mi, yoksa kendisini Tanrı’nın yerine koyarak hüküm biçen bir rejim için mi?</p>
<p>Nesrin bize o soruyu sormamıştı. Ama anlatırken kocasının gözleri yaşardı, ikisi de sustular…</p>
<p>Nesrin çoktan hayatını kurmuştu orada. Ama anlattığı hikayeyi yanında taşıyordu. Bir insanın kendini bir tankın altına yatırabilmesi için nelere inanmış, nelerden umudunu kesmiş, neye o kadar bağlanmış olması gerektiğini soruyordu. Cevap vermemişti.</p>
<p>Ben de hala cevabı yok…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/tankin-altina-yatmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Amerika katil katil”</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 20:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/</guid>

					<description><![CDATA[Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu&#8217;da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum. O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu’da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum.</p>
<p>O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin kasetlerine ulaşmak şans gibi bir şeydi. Herkeste bulunmaz, el altından dolaştırılırdı. Bulması zor, bulsan bulundurulması suçtu. Memleketlim ve arkadaşlarımdan biri “Bende Mahzuni’nin bir kaseti var” demişti. Abisinin gizli zulasından almıştı. Vermişti. Bir kaset bazen bir okuldan daha öğretici, bir kürsüden daha hakikatli olabiliyordu. Açıp tekrar tekrar dinliyordum ilk parçayı.</p>
<p><strong><em>“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil katil.”</em></strong></p>
<p>Sofrada taze fasulye var. Yan odadayım, “Gel yemeğini ye” dediler. Kapıyı açıp sofraya oturdum. Kasetin sesi dalga dalga evin içine yayılıyordu. Kimsenin yadırgadığı yoktu. Çünkü o evlerde herkes hayatın sertliğini biliyor ama yüksek sesle konuşamıyordu.</p>
<p>Tam o ara kapı çaldı. Polis evi sarmıştı. Beni almaya gelmişlerdi. Halaoğlu İbrahim hızlı bir manevrayla kaseti çıkardı, halının köşesinden altına koydu ve arama bitinceye kadar oradan hiç ayrılmadı.</p>
<p>Her şeyi aldılar. Dergilerim, kitaplarım ve ilk daktilom. Yazma ihtimalini tehlike sayan bir devlet aklı vardı karşımızda. Kaseti bulamadılar. Tabii beni de evde bırakmadılar. 10 Nisan 1986’da tutuklayıp Efirli Cezaevi’ne koydular.</p>
<p>Peki neden bu kadar hızlı gelmişlerdi? Günler öncesine dönmem gerekiyor. Boş bir İngilizce dersinde Alevi olma muhabbeti sonrası konu Libya’ya döndü. ABD’nin haklı olarak Libya’yı hedef aldığını söylüyordu birileri. Ben de o günkü aklımla ABD’nin petrol yataklarına konmak için bunu yaptığını söyledim. Sınıfta tek bir kişi dahi beni desteklemiyordu. Linç geliyordu.</p>
<p>Sınıf arkadaşlarım beni öğretmene, öğretmen, müdüre, müdür valiye, vali emniyet müdürüne, emniyet müdürü siyasi şubeye bildirmek suretiyle bir kahramanlığa imza attılar.</p>
<p>Çok geçmedi, 15 Nisan 1986’da Amerika Libya’yı bombaladı. Tarih bunu operasyon diye notladı ama bomba düştüğü yerde çocuk ismiyle anılır. Resmi gerekçeler olur, stratejik açıklamalar yapılır, fakat geride kalan hep annelerin suskunluğudur.</p>
<p>Ben cezaevindeyken bu haberi duydum. Çocuk sayılacak yaşta devletin sert yüzüyle tanışmak, insanın içindeki adalet terazisini daha da keskinleştiriyor. Ama o sertlik aynı zamanda bir şeyi netleştiriyor, dünya anlattıkları gibi değil. Ve Mahzuni’nin sözleri, o derme çatma kasetteki ses, kitaplarda bulamadığım bir dili taşıyordu.</p>
<p><strong><em>“Devleti devlete çatar<br />
</em></strong><strong><em>İt gibi pusuda yatar<br />
</em></strong><strong><em>Kan döktürür silah satar<br />
</em></strong><strong><em>Amerika katil katil.”</em></strong></p>
<p>Yıllar sonra Kobani sınırında Kürtlerin direnişine tanıklık ediyorduk. Bütün medya oradaydı. Halk oradaydı. Nefesler tutulmuştu. IŞİD ilerliyordu. Bir yanda örgütlü karanlık, diğer yanda yalnız bırakılmış bir halk. Bakur’dan, Başur’dan, Rojhilat’tan gençler akıyordu. Kadınlar ön saftaydı. Ölüm haberi sıradanlaşmıştı.</p>
<p>Tam umutsuzluğun zirvesinde uçaklar belirdi. Bombalar IŞİD mevzilerine düştü.</p>
<p>O an sınırın bu tarafında bekleyen kalabalığı bir sevinç sardı. Ve o kalabalığın içinde <strong><em>“Amerika katil katil”</em></strong> şarkısını bilenler de vardı. Ellerini havaya kaldırdılar.</p>
<p>Ben de baktım o gökyüzüne. İçimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Mahzuni’nin kaseti halının altında saklıyken duyduğum öfkeyle, o uçakları izlerken hissettiklerim yan yana gelmişti. İkisi de doğruydu. Ve bu beni ne yanılmış ne de tutarsız hissettirdi, sadece hayatın, sloganlara sığmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Çelişki, hakikati inkar etmek değildir. Çaresizliğin adıdır.</strong></p>
<p>Rojava deneyimi yalnızca askeri bir savunma değil, birlikte yaşam fikrinin ete kemiğe bürünmesiydi. O gençler bedenlerini özgürlüğe yatırdı. Mesele Amerika’ya güvenmek değil, karanlığa teslim olmamaktı.</p>
<p>Kobani sınırından döndükten yıllar sonra, aynı his başka bir coğrafyada yeniden kapıyı çaldı. Her şey İran’a geliyordu artık.</p>
<p>İran halkı kırk yılı aşkın süredir hayatı denetim altında yaşayan bir toplum. Kadının saç telinden gençlerin müziğine, öğrencinin sloganından işçinin grevine kadar her alan baskı altında tutuldu. Sonra 2022’de Mahsa Amini öldü. Bir kadın, saçı yüzünden. Ve o ölümden “Jin, Jiyan, Azadi” doğdu. Slogan değildi bu, kırk yıllık bastırılmış bir nefesin tek cümlede patlayışıydı. Sokağa çıkan gençler idam sehpasıyla tanıştı, kadınlar meydanlarda coplandı, gazeteciler hapsedildi. Direndiler, öldüler, susturuldular, ama bu kez ses daha uzağa gitti. Çünkü Jin, Jiyan, Azadi yalnızca İran’ın sesi değildi, Kürdistan’dan, Rojava’dan, dağlardan gelen kadim bir çığlığın İran sokaklarında yankılanmasıydı. Milyonlarca İranlı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Sürgün yalnızca coğrafi değildir, insanın dilinin, çocukluğunun, mezarının yerinden edilmesidir. Bunu anlamak için teoriye gerek yok, halının altına saklanan bir kaseti hatırlamak yeterli.</p>
<p>Halepçe’de <strong><em>“Baba havada elma kokusu var”</em></strong> diyen çocukların hafızası hala canlıyken, Enfal’de yüz binler toprağa gömülmüşken, bir halkın zaliminden hesap sorulmasına sevinmesi ideolojik değil insani bir reflekstir. Acı yaşayanın sevinci teorik değildir, yaraya sürülen merhem kadardır.</p>
<p>İran halkı dış müdahaleye hayran olduğu için değil, içeride nefes alamadığı için umut arıyor. Bu umudu doğru bulmak ya da bulmamak başka bir tartışmadır. Ama o umudu anlamamak vicdani bir eksikliktir.</p>
<p>O günün sınıf arkadaşlarımın ihbarıyla İran halkının arayışı arasında ince bir bağ görüyorum. İkisi de aynı korkudan besleniyor ama farklı yönlere akıyor. Biri baskıyı içselleştirerek sistemin yanına geçiyor, diğeri o baskıdan kaçacak bir kapı arıyor. Aranan kapı dışarıya çıkıyorsa, bu o insanların suçu değili kapıyı içeriden kilitleyen rejimlerin faturasıdır.</p>
<p>Amerika hiçbir zaman özgürlüklerin temsilcisi olmadı. Çıkarlarını önceledi. Bir yerde diktatör destekledi, başka yerde özgürlük nutku attı. Aynı el hem silah sattı hem barıştan söz etti. Bu değişmedi. Eskiden daha görünmezdi, şimdi artık gizlenmiyor.</p>
<p>Ama şunu da biliyorum, halkına kapalı olan her rejim, kapısını dış müdahalelere açık bırakır. Suriye’de oldu. Irak’ta oldu. Afganistan’da oldu. Türkiye sıradadır diyorlar. Ve bedeli her zaman halk ödedi. Sorumlusu kim? Kendi halkı için var olmayan hükümetler. Eleştiriyi ihanet, farklılığı düşman sayan iktidarlar.</p>
<p>Mahzuni haklıydı. Ama o kaseti halının altına saklayan İbrahim de haklıydı. Çünkü bir halk hem dışarıdan gelen zulme hem içeriden gelen baskıya aynı anda maruz kalabilir. Ve o iki gerçeği birbirini silmek için kullanmak, en büyük entelektüel sahtekarlıktır.</p>
<p>O gece Ordu’da, fasulye soğurken, kasetten yükselen ses şunu söylüyordu aslında <strong>Adalet bir yerde değil, yalnızca ezilenlerin yanındadır.</strong></p>
<p>Otuz küsur yıl geçti. Hala aynı fikirdeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/amerika-katil-katil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Tahir Üryan &#8211; Kürt Alevi Hakikatinin Kadim Sesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 22:04:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[halk bilgesi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç önderi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/</guid>

					<description><![CDATA[“Kürt geceledim, Arap uyandım” Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır. Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır. Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam’da yer alır. Bu da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p class="font-claude-response-body" style="text-align: right;"><em><strong>“Kürt geceledim, Arap uyandım”</strong></em></p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam’da yer alır. Bu da onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda bir inanç önderi olduğunu gösterir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar tarafından Kürtlerin Ömer Hayyam’ı olarak anılsa da, Baba Tahir Üryan Ömer Hayyam’dan yaklaşık yüz elli yıl, Yunus Emre ve Mevlana’dan ise yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani tasavvuf şiirinin Kürt Alevi damarındaki en erken büyük seslerden biridir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın doğum ve hakka yürüme tarihleri kesin değildir. Ancak genel kabul, 940 ile 1020 yılları arasında, bazı kaynaklara göre ise 971 ile 1055 yılları arasında yaşadığı yönündedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendi bir dubeytisinde “Bizi yarattığın o günden beri, günahtan başka bir şey görmedin. Ey Allah’ım, sekiz ve dördünün aşkına! Benden kusurdan başka gördün mü? Görmedin.”</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu şiirdeki sekiz ve dört rakamları yan yana getirildiğinde ortaya çıkan 84 sayısı, Baba Tahir’in yaşını vermektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">İran’ın Loristan Hemedan bölgesinde doğmuş, bu topraklarda yaşamış ve yine bu topraklarda hakka yürümüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu coğrafya yalnızca bir yer değildir. Bu coğrafya, binlerce yıldır Kürt halkının, kadim inançların, Aleviliğin, Yarsanlığın, Zerdüşti izlerin, doğa merkezli yaşamın mayalandığı bir hafızadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün türbesi, Hemedan’ın kuzeyinde, Bûn-i Bazar mahallesinde küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’le aynı çağda yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kaynaklara göre Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Hemedan’a girdiğinde buradaki üç büyük şahsiyeti ziyaret etmek istemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu zatlar: Baba Tahir Uryan, Baba Cafer ve Baba Hamşad’dır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba sıfatlarından anlaşılan şudur ki, bu üç büyük zat da Kürt’tür ve bu bölgede yaşayan Kürtlerin Ehl-i Hak yani Yarsan inancına mensupturlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in hayatıyla ilgili kaynaklarda onun sokaklarda çırılçıplak gezdiği ve bu nedenle kendisine uryan lakabının verildiği, meczup denildiği belirtilmektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu çıplaklık, yalnızca fiziksel değildir. Bu, dünyevi bağlardan arınmışlığın, hakikat karşısında savunmasızlığın, hiçbir kabuğa sığınmamanın sembolüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in felsefesi, modern dünyada çökmüş olan felsefeyle kıyaslandığında bambaşka bir yerde durur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Modern dönemle birlikte felsefe, analitik, emprik, pozitivist mantığa indirgendiği için iflas etmiştir. Artık felsefe bilgi sevgisi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hele hele geç kapitalistleşen ve pozitivist depremin şoklarını yeni hisseden Ortadoğu toplumları için felsefe, dini ve manevi geleneklerle mücadele etmenin, onları tasfiye etmenin bir aracına dönüştürülmüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Oysaki kadim dönemlerde felsefe hikmet olarak tanımlanmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">İlk Müslüman filozof kabul edilen el-Kindi’ye göre felsefe hikmet sevgisidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">On ikinci yüzyılın büyük Kürt düşünürü ve İşrak filozofu olan Şihabeddin Sühreverdi de felsefeyi en yüce ve ilk hikmet olarak ele alır ve felsefeyi asla irfanın dışında düşünmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aynı şekilde on üçüncü yüzyılda İşrakiliğin ilk yorumcusu ve yine büyük bir Kürt düşünür olan Şemseddin Şehrezuri de aynı tavra sahiptir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Felsefe ve irfanın birlikte oluşu, Kürt düşünce tarihinin karakteristik bir özelliğidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Uryan, on birinci yüzyılda yaşamış, fikirleriyle, tasavvufi felsefi görüşleriyle, dubeytileriyle yani çift beyitleriyle, çarinleriyle yani rubaileriyle tarihe damga vurmuş büyük bir Kürt şahsiyettir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirlerini Kürtçe’nin Luri ve Gorani lehçesiyle yazmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu çok önemlidir. Çünkü Baba Tahir, egemenin diliyle değil, halkın diliyle konuşmayı seçmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, sarayların şairi değildir. O, sultanların, halifelerin, iktidar sahiplerinin şairi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, yoksulların şairidir. Dağların şairidir. Sürgünlerin şairidir. Mazlumların şairidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın şu sözü, Kürt Aleviler için bir anahtardır:</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt geceledim, Arap uyandım.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu söz, bir halkın başına gelen felaketi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi diliyle yaşayanların, sabah başka bir dilde konuşmaya zorlanmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi inancıyla nefes alanların, sabah başka bir inancın kalıplarına sokulmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani asimilasyonu anlatır. Yani zorla dönüştürülmeyi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, bu sözü kendi tarihlerinde defalarca yaşadı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Dil yasaklandı. İnanç yasaklandı. Ocaklar dağıtıldı. Pirler asıldı. Toplu katliamlarla, sürgünlerle, inkarla yüz yüze kalındı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in sözü, işte bu tarihsel acının şiirleşmiş halidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu söz aynı zamanda şunu da söyler:</p>
<p class="font-claude-response-body">Hakikat yok olmaz. Bazen susar. Bazen gizlenir. Bazen kabuk değiştirir. Ama ölmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in şiirlerinde aşk vardır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu aşk, yalnızca bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevgi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu aşk, hakikate duyulan aşktır. İnsana duyulan aşktır. Doğaya duyulan aşktır. Özgürlüğe duyulan aşktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’e göre aşk, insanı yakar. Ama bu yanış, insanı yok etmez. Bu yanış, insanı arındırır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşık, canından korkmaz. Zincirden korkmaz. Zindandan korkmaz.</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü asıl korku, hakikatten kopmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu anlayış, Aleviliğin özüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kul ile Hak arasına hiçbir aracı koymamak. Ne şeyh, ne halife, ne sultan. Doğrudan Hak’la yüzleşmek.</p>
<p class="font-claude-response-body">Eline sahip ol. Beline sahip ol. Diline sahip ol.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu üç ilke, yalnızca ahlaki öğüt değildir. Bu üç ilke, aynı zamanda politik bir duruştur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Zulme bulaşma. Hırsı kutsallaştırma. Yalana teslim olma.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yol, yüzyıllar boyunca ocaktan ocağa, dilden dile taşınmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir’in etkisi sadece şiirle sınırlı değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam, Aynü’l Kudat Hemedani, Mevlana, Yunus Emre, Feqiyê Teyran, Melayê Cıziri, Ehmedê Xani gibi birçok düşünür ve şairi derinden etkilemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar onu sıkça Kürtlerin Ömer Hayyam’ı diye tanımlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hatta Doğu Bilimci Fitzcerald şöyle der: Baba Tahir, Ömer Hayyam’dan daha üstündür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O devrin evliyalarından Ata, Celaleddin-i Rumi ve Hafız Şirazi gibi olanlar dahi Baba Tahir’in Ömer Hayyam’dan daha üstün olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Peki, böylesi büyük bir Kürt Alevi bilgesi, neden bugün Türkiye’de yeterince tanınmaz?</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü Alevilik, bilinçli biçimde yeniden tanımlanmak istenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Türkçü ulusalcı anlayış, Aleviliğin kadim tarihini, çok katmanlı inanç yapısını, Kürt Alevi köklerini yok sayarak, yeni bir Alevilik yaratma misyonu üstlenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç yalnızca görmezden gelmek değildir. Amaç, tarihi ters yüz etmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç, Aleviliği binlerce yıllık hakikat yolundan koparıp, devletle uyumlu, zararsız, denetimli bir kimliğe dönüştürmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yüzden Türk şairleri, bilgeleri Yunus Emre, Hacı Bektaş, Pir Sultan gibi isimler öne çıkarılırken, Baba Tahir Üryan gibi Kürt Alevi hafızasını temsil eden öncüler bilinçli biçimde karartılmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu bir unutkanlık değildir. Bu, sistemli bir tarih mühendisliğidir. Bu, asimilasyonun en derin biçimidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan’ın bilinmemesi, baskının ve inkarın sonucudur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün Baba Tahir Üryan’ı yeniden konuşmak, yalnızca bir şairi anlatmak değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu, Kürt Alevi kimliğini savunmaktır. Hakikati savunmaktır. Kadim inançları savunmaktır. Hikmet geleneğini savunmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Kürt Alevilerin hafızasıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, irfan geleneğinin ana kaynağıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, modern dünyanın akıl putlaştırmasına karşı hikmetin sesini yükselten bilgedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, hakikatle aklın arasındaki köprüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, kalbin ve aklın sentezini kuran öncüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, onun sesi de yaşayacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar konuştukça, onun hikmeti de konuşacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar direniş sürdükçe, onun yolu da sürecektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşk ile.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi-alevi-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Tahir Üryan – Kürt Alevi Hakikatinin Kadim Sesi</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 18:04:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi/</guid>

					<description><![CDATA[“Kürt geceledim, Arap uyandım” Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır. Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="font-claude-response-body" style="text-align: right"><em><strong>“Kürt geceledim, Arap uyandım”</strong></em></p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam&#8217;da yer alır. Bu da onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda bir inanç önderi olduğunu gösterir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar tarafından Kürtlerin Ömer Hayyam&#8217;ı olarak anılsa da, Baba Tahir Üryan Ömer Hayyam&#8217;dan yaklaşık yüz elli yıl, Yunus Emre ve Mevlana&#8217;dan ise yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani tasavvuf şiirinin Kürt Alevi damarındaki en erken büyük seslerden biridir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan&#8217;ın doğum ve hakka yürüme tarihleri kesin değildir. Ancak genel kabul, 940 ile 1020 yılları arasında, bazı kaynaklara göre ise 971 ile 1055 yılları arasında yaşadığı yönündedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendi bir dubeytisinde “Bizi yarattığın o günden beri, günahtan başka bir şey görmedin. Ey Allah&#8217;ım, sekiz ve dördünün aşkına! Benden kusurdan başka gördün mü? Görmedin.”</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu şiirdeki sekiz ve dört rakamları yan yana getirildiğinde ortaya çıkan 84 sayısı, Baba Tahir&#8217;in yaşını vermektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">İran&#8217;ın Loristan Hemedan bölgesinde doğmuş, bu topraklarda yaşamış ve yine bu topraklarda hakka yürümüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu coğrafya yalnızca bir yer değildir. Bu coğrafya, binlerce yıldır Kürt halkının, kadim inançların, Aleviliğin, Yarsanlığın, Zerdüşti izlerin, doğa merkezli yaşamın mayalandığı bir hafızadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün türbesi, Hemedan&#8217;ın kuzeyinde, Bûn-i Bazar mahallesinde küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey&#8217;le aynı çağda yaşamıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kaynaklara göre Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Hemedan&#8217;a girdiğinde buradaki üç büyük şahsiyeti ziyaret etmek istemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu zatlar: Baba Tahir Uryan, Baba Cafer ve Baba Hamşad&#8217;dır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba sıfatlarından anlaşılan şudur ki, bu üç büyük zat da Kürt&#8217;tür ve bu bölgede yaşayan Kürtlerin Ehl-i Hak yani Yarsan inancına mensupturlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;in hayatıyla ilgili kaynaklarda onun sokaklarda çırılçıplak gezdiği ve bu nedenle kendisine uryan lakabının verildiği, meczup denildiği belirtilmektedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu çıplaklık, yalnızca fiziksel değildir. Bu, dünyevi bağlardan arınmışlığın, hakikat karşısında savunmasızlığın, hiçbir kabuğa sığınmamanın sembolüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;in felsefesi, modern dünyada çökmüş olan felsefeyle kıyaslandığında bambaşka bir yerde durur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Modern dönemle birlikte felsefe, analitik, emprik, pozitivist mantığa indirgendiği için iflas etmiştir. Artık felsefe bilgi sevgisi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hele hele geç kapitalistleşen ve pozitivist depremin şoklarını yeni hisseden Ortadoğu toplumları için felsefe, dini ve manevi geleneklerle mücadele etmenin, onları tasfiye etmenin bir aracına dönüştürülmüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Oysaki kadim dönemlerde felsefe hikmet olarak tanımlanmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">İlk Müslüman filozof kabul edilen el-Kindi&#8217;ye göre felsefe hikmet sevgisidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">On ikinci yüzyılın büyük Kürt düşünürü ve İşrak filozofu olan Şihabeddin Sühreverdi de felsefeyi en yüce ve ilk hikmet olarak ele alır ve felsefeyi asla irfanın dışında düşünmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aynı şekilde on üçüncü yüzyılda İşrakiliğin ilk yorumcusu ve yine büyük bir Kürt düşünür olan Şemseddin Şehrezuri de aynı tavra sahiptir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Felsefe ve irfanın birlikte oluşu, Kürt düşünce tarihinin karakteristik bir özelliğidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Uryan, on birinci yüzyılda yaşamış, fikirleriyle, tasavvufi felsefi görüşleriyle, dubeytileriyle yani çift beyitleriyle, çarinleriyle yani rubaileriyle tarihe damga vurmuş büyük bir Kürt şahsiyettir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Şiirlerini Kürtçe&#8217;nin Luri ve Gorani lehçesiyle yazmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu çok önemlidir. Çünkü Baba Tahir, egemenin diliyle değil, halkın diliyle konuşmayı seçmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, sarayların şairi değildir. O, sultanların, halifelerin, iktidar sahiplerinin şairi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, yoksulların şairidir. Dağların şairidir. Sürgünlerin şairidir. Mazlumların şairidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan&#8217;ın şu sözü, Kürt Aleviler için bir anahtardır:</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt geceledim, Arap uyandım.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu söz, bir halkın başına gelen felaketi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi diliyle yaşayanların, sabah başka bir dilde konuşmaya zorlanmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Gece kendi inancıyla nefes alanların, sabah başka bir inancın kalıplarına sokulmasını anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Yani asimilasyonu anlatır. Yani zorla dönüştürülmeyi anlatır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, bu sözü kendi tarihlerinde defalarca yaşadı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Dil yasaklandı. İnanç yasaklandı. Ocaklar dağıtıldı. Pirler asıldı. Toplu katliamlarla, sürgünlerle, inkarla yüz yüze kalındı.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;in sözü, işte bu tarihsel acının şiirleşmiş halidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu söz aynı zamanda şunu da söyler:</p>
<p class="font-claude-response-body">Hakikat yok olmaz. Bazen susar. Bazen gizlenir. Bazen kabuk değiştirir. Ama ölmez.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;in şiirlerinde aşk vardır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Ama bu aşk, yalnızca bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevgi değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu aşk, hakikate duyulan aşktır. İnsana duyulan aşktır. Doğaya duyulan aşktır. Özgürlüğe duyulan aşktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;e göre aşk, insanı yakar. Ama bu yanış, insanı yok etmez. Bu yanış, insanı arındırır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşık, canından korkmaz. Zincirden korkmaz. Zindandan korkmaz.</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü asıl korku, hakikatten kopmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu anlayış, Aleviliğin özüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kul ile Hak arasına hiçbir aracı koymamak. Ne şeyh, ne halife, ne sultan. Doğrudan Hak&#8217;la yüzleşmek.</p>
<p class="font-claude-response-body">Eline sahip ol. Beline sahip ol. Diline sahip ol.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu üç ilke, yalnızca ahlaki öğüt değildir. Bu üç ilke, aynı zamanda politik bir duruştur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Zulme bulaşma. Hırsı kutsallaştırma. Yalana teslim olma.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yol, yüzyıllar boyunca ocaktan ocağa, dilden dile taşınmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir&#8217;in etkisi sadece şiirle sınırlı değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam, Aynü&#8217;l Kudat Hemedani, Mevlana, Yunus Emre, Feqiyê Teyran, Melayê Cıziri, Ehmedê Xani gibi birçok düşünür ve şairi derinden etkilemiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Batılı araştırmacılar onu sıkça Kürtlerin Ömer Hayyam&#8217;ı diye tanımlar.</p>
<p class="font-claude-response-body">Hatta Doğu Bilimci Fitzcerald şöyle der: Baba Tahir, Ömer Hayyam&#8217;dan daha üstündür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O devrin evliyalarından Ata, Celaleddin-i Rumi ve Hafız Şirazi gibi olanlar dahi Baba Tahir&#8217;in Ömer Hayyam&#8217;dan daha üstün olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Peki, böylesi büyük bir Kürt Alevi bilgesi, neden bugün Türkiye&#8217;de yeterince tanınmaz?</p>
<p class="font-claude-response-body">Çünkü Alevilik, bilinçli biçimde yeniden tanımlanmak istenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Türkçü ulusalcı anlayış, Aleviliğin kadim tarihini, çok katmanlı inanç yapısını, Kürt Alevi köklerini yok sayarak, yeni bir Alevilik yaratma misyonu üstlenmiştir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç yalnızca görmezden gelmek değildir. Amaç, tarihi ters yüz etmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Amaç, Aleviliği binlerce yıllık hakikat yolundan koparıp, devletle uyumlu, zararsız, denetimli bir kimliğe dönüştürmektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu yüzden Türk şairleri, bilgeleri Yunus Emre, Hacı Bektaş, Pir Sultan gibi isimler öne çıkarılırken, Baba Tahir Üryan gibi Kürt Alevi hafızasını temsil eden öncüler bilinçli biçimde karartılmıştır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu bir unutkanlık değildir. Bu, sistemli bir tarih mühendisliğidir. Bu, asimilasyonun en derin biçimidir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan&#8217;ın bilinmemesi, baskının ve inkarın sonucudur.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bugün Baba Tahir Üryan&#8217;ı yeniden konuşmak, yalnızca bir şairi anlatmak değildir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Bu, Kürt Alevi kimliğini savunmaktır. Hakikati savunmaktır. Kadim inançları savunmaktır. Hikmet geleneğini savunmaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Baba Tahir Üryan, Kürt Alevilerin hafızasıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, irfan geleneğinin ana kaynağıdır.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, modern dünyanın akıl putlaştırmasına karşı hikmetin sesini yükselten bilgedir.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, hakikatle aklın arasındaki köprüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">O, kalbin ve aklın sentezini kuran öncüdür.</p>
<p class="font-claude-response-body">Kürt Aleviler, onun sesi de yaşayacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar konuştukça, onun hikmeti de konuşacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body">Onlar direniş sürdükçe, onun yolu da sürecektir.</p>
<p class="font-claude-response-body">Aşk ile.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/baba-tahir-uryan-kurt-alevi-hakikatinin-kadim-sesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ji bo Kurdan Demeke Nû Dest Pê Dike</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/ji-bo-kurdan-demeke-nu-dest-pe-dike/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/ji-bo-kurdan-demeke-nu-dest-pe-dike/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 11:22:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/ji-bo-kurdan-demeke-nu-dest-pe-dike/</guid>

					<description><![CDATA[Ji bo Kurdan demeke nû dest pê dike. Li gorî rewşa hêzên heyî yên li Sûriyeyê, bi bilindbûna kontrola hegemonîk a Heyet Tahrîr el-Şamê (HTŞ) bi piştgiriya Tirkiyeyê (TC) û&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="164" data-end="775">Ji bo Kurdan demeke nû dest pê dike. Li gorî rewşa hêzên heyî yên li Sûriyeyê, bi bilindbûna kontrola hegemonîk a <strong data-start="278" data-end="308">Heyet Tahrîr el-Şamê (HTŞ)</strong> bi piştgiriya <strong data-start="323" data-end="341">Tirkiyeyê (TC)</strong> û paşvekişîna <strong data-start="356" data-end="389">Hêzên Sûriya Demokratîk (SDG)</strong>, hate eşkere kirin ku modela civakî ya sekuler û demokratîk a ku Şoreşa Rojavayê dixwest ava bike, di rastiya Rojhilata Navîn de, bi şertên heyî, şertên jiyanê pir bi sînor e. Di vê coğrafyayê de demokrasiya, azadiya jinan û wekhevîya gelan ne tenê armancên rejîmên zordar in, lê her weha armanca aboriya şerê, mezhepperestiyê, neteweperestiyê û hesabên berjewendiyên navneteweyî bûne.</p>
<p data-start="777" data-end="1085">Ev tablo, di salên dawî de li ser fikra “biratîya gelan” ku hatiye xistin, belkî herî giran darbe ye. Îro, li cîhaneke ku Kurd, Tirk û Ereb bi awayekî kûr ji hev veqetiyane, ku Elewî, Dûrzî û Sunnî êdî ji hev re bawerî nadin, civak xwe girtine hundir û nasname bûne tîr û şîv, deriyek ji bo demeke nû vedibe.</p>
<p data-start="1087" data-end="1725">Li ber çavkaniya rastiya Sûriyeyê, diyar e ku berpirsyariya civakî ya zêde ku hêzên Kurd bi salan li ser milên xwe hilgirtibûn, gihîştiye dawiyê xwe. Kurd ne tenê xwe parastin, lê her weha li nav dojeha Rojhilata Navîn şertên jiyaneke din, “ihtîmala jiyaneke din”, ava kirin. Azadiya jinan, laîklîk, demokrasiya herêmî, wekhevîya gelan û jiyana bi hev re, ne tenê bernameyek siyasî bûn, lê her weha iddiayeke civakî bûn ku bi xwîn û bedel hate avakirin. Di şerê dijî DAIŞê de zêdetir ji 12 hezar şehîd hatin dayîn, giraniya vê şerê hate hilgirtin, lê di dawiyê de, li maseyên ku bi navê “denge” hatin saz kirin, Kurd bi tenê hatin hiştin.</p>
<p data-start="1727" data-end="2299">Piştî agirbestên Meha Adarê ya 2025 û Meha Rêbendanê ya 2026, pêşveçûnên ku hatin jiyan kirin ev tenêbûnê bi şêwazekî zêde rûniştand. SDG ji herêmên li rojavayê Firatê paşvekişî, mahaleyên Helebê, Tabqa û Deyr Hafir ketin destê komên cîhadîst. Di encama êrîşên <strong data-start="1988" data-end="1995">SNA</strong> yên bi piştgiriya Tirkiyeyê de, bi sed hezaran Kurd hatin koçberkirin. Li qadên petrolê û sînorê, bandora HTŞê fireh bû. Herêma xweseriya Rojavayê bi awayekî giran hate teng kirin. Pêvajoya entegrasyonê Kurd ji pozîsyona “qazanan” veguherand bo pozîsyona “entegrasyonê hatiye mecbûrkirin” û mağduriyetê.</p>
<p data-start="2301" data-end="2711">Lê xuya ye ku li vê coğrafyayê “jiyana baştir” ne ji bo ya ku mimkîn e, lê ji bo ya ku bihêz e tê destûr kirin. Rojava ne tenê bi êrîşên çekdar hate dorpêçkirin, lê her weha bi pazarlikên navneteweyî, hişên dewletî û ittîfaqên berjewendiyan. Piştgiriya Dewletên Yekbûyî ya Amerîkayê kêm bû, zexta entegrasyonê zêde bû, Kurd hem barê şerê hilgirtin û hem jî hatin mecbûrkirin ku hêza xwe ya leşkerî winda bikin.</p>
<p data-start="2713" data-end="3203">Di demeke ku nirxên mirovî li cîhanê hatine bêitîbar kirin de, şoreşgerên Rojavayê helwesteke bi rûmet nîşan da. Wan mantîqa desthilatê ya ku li ser serkeftin û têkçûnê ava bûye, mezhepperestî û korîya neteweperestî derbas kir û mînakek bihêz hişt. Nirxa vê mînakê bi nexşeyên leşkerî nayê pîvan. Îro jî, her çend Şoreşa Rojavayê darbe xwaribe, tu hêz nikare bandora wê bi temamî jê bibe. Ji ber ku Rojava ne tenê herêmek e, lê bîranînek e, zimanek berxwedanê ye û mîrasek hêvîya civakî ye.</p>
<p data-start="3205" data-end="3393">Ev ba, deriyek ji bo têkoşînek dirêjdem a gelan vedike. Di dîrokê de wê wekî mînakeke bingehîn a geleneha têkoşîna ku li ser nirxên mirovahiyê, wekhevî û azadiyê ava dibe, were nivîsandin.</p>
<p data-start="3395" data-end="3936">Lê her weha rastiyeke bi êş jî heye. Tenêbûna Kurdan, taybetî li Tirkiyeyê, “rûyê rastîn” yê gelek kesan carekî din eşkere kir. Çi xwe solcu bin, çi rastgir, çi dîndar an jî ateîst… bi her nasnameyê ku xwe bi wê danasîn, beşeke mezin a civakê li ber rastiya Rojavayê ya bi giranî ya bêdeng ma an jî helwesteke dijminane girt. Bi taybetî beşên Kemalîst û neteweperest, her çend xwe bi “laîklîk” binasînin jî, di qada rastî de bi komên cîhadîst re li heman hedefê hatin rêz kirin. Ev şert, şermeke dîrokî û wêneyeke eşkere ya riyakarîya wan e.</p>
<p data-start="3938" data-end="4291">Di encama van pêşveçûnan de, di nav Kurdan de qewîbûna têgerînên Îslamî û neteweperest bi awayekî zêde gengaz e. Ji ber ku di civakekê de ku bi domdarî tê êrîş kirin, tê tenêhiştin û xwe xayînkirî hîs dike, li şûna siyaseta gerdûnî û têkildar, têgerînên ku bêtir xwe digirin hundir, bêtir dijwar dibin û li ser nasnameyê ava dibin, bêguman bi hêz dibin.</p>
<p data-start="4293" data-end="4828">Paşvekişîna avahiyên Kurdî yên sekuler bi xwe re ne “pirsgirêk” e. Ya ku rastî wê yê herî têkderîdar e, ew e ku beşên ku xwe sekuler û laîk didin nasandin, bi Kurdan re bi heman zihniyeta cîhadîst re linçê bi cîh tînin. Ev şert, di nav civaka Kurdî de qirînek pir bi kûr çêdike. Ji ber ku ev ne tenê helwesteke siyasî ye, lê dubarekirina modern a înkarkirina dîrokî ya Kurd e. Birîna ku “bi navê wekhevîyê” derxistin û “bi navê laîklîkê” dijminahî çêkirin, ne tenê tansiyoneke siyasî ye, lê nîşaneya qirîneke ku wê bi nifşan re bidome.</p>
<p data-start="4830" data-end="5665">Ji hêla Kurdan ve were nêrîn, dibe ku tecrûbeya Rojavayê darbe xwaribe. Lê di cîhana Kurdan de veguherînek pir mezin pêk hatiye. Mîna derbasbûna ji cîhana tunehiyê bo cîhana hebûnê. Di demên rejîma Esedê de, di hejmartina nifûsê ya sala 1962’an de, 120 hezar Kurd wekî “biyanî” hatin tomarkirin, 300 hezar jî bi temamî bê tomarkirin ma. Van kesan nikaribûn xwedî mal û milk bin, mafê dengdanê û xizmetên perwerde û tenduristiyê tune bû. Kurdî qedexebû. Li dibistanan, medyayê û karûbarên fermî bikaranîna wê qedexe bû. Newroz qedexe bû, navên Kurdî hatin binpêkirin. Di serhildana Qamişlo ya 2004’an de bi dehan Kurd hatin kuştin. Herêmên Kurdî bi petrolê dewlemend bûn, lê wan ji van çavkaniyan nekaribûn bi rêz were bikaranîn; rejîmê petrol merkezî kiribû. Kurd wekî “welatiyên pola duyemîn” têne dîtin û nasnameya wan tê înkarkirin.</p>
<p data-start="5667" data-end="6225">Gelekî ku nasnameya wan jî tê înkarkirin û navê wan jî qedexe bû, li welatê xwe, bi zimanê xwe û bi nirxên çandî yên xwe, iradeya avakirina jiyanekê nîşan dan. Ev pêvajoyê niha dikeve qonaxeke nû. Kurd êdî gihîştine sînorên barkirina berpirsyariya giran a herêmî. Ji ber vê yekê tê hêvîkirin ku ji niha pê ve rêbazeke ku bêtir xwe li ser hebûna xwe, ewlehî, pêşeroj û domdarîya civakî danînin navenda xwe, were rêxistin. Ev ne paşvekişîn e, lê hewldaneke nû ya gelê ku di dîrokê de hate binpêkirin û înkarkirin, ku li gorî rastiya demê xwe ji nû ve ava bike.</p>
<p data-start="6227" data-end="6645">Her çend şert çi bin jî, ev rastî bi temamî eşkere ye: mînake ku Şoreşa Rojavayê hişt, wê wekî rêzekê ku li dijî pergala şerê ya qirêj a Rojhilata Navîn rûmeta mirovahiyê diparêze, bimîne. Îro ya ku tê xwestin were windakirin ne tenê statûya herêmekê ye, lê fikra ku gel dikarin bi wekhevî û azadî bi hev re bijîn. Ew fikir hêsan têk naçe. Ji ber ku di bîranîyê de hatiye nivîsandin. Ji ber ku bi bedel hate mohrkirin.</p>
<p data-start="6647" data-end="6929">Ji ber vê yekê, her çend Kurd îro xuya dikin ku darbe xwarine, rastî ev e: ji Kurdan ku hatibûn bê nasname kirin, niha rastiyeke Kurdî ya nû hatiye çêbûn ku ziman, çand û iradeya kolektîf bi xwe re tîne. Û ev rastî, ji bo ku bi şertên leşkerî yên kurtdemê were jêbirin, pir bihêz e.</p>
<p data-start="6931" data-end="7109">Ji bo Kurdan, du gav pêş û gavek paş hatiye avêtin. Lê gelê ku carekî bi dengê xwe hebûna xwe qîrikand, zimanê xwe bi azadî axaft, hikûmeta rêwîtiya azadiyê ya Kurdan hêj didome…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/ji-bo-kurdan-demeke-nu-dest-pe-dike/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jiyanek ku li ser rêyê hat nivîsandin – Mehmet Yüksel</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/jiyanek-ku-li-ser-reye-hat-nivisandin-mehmet-yuksel/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/jiyanek-ku-li-ser-reye-hat-nivisandin-mehmet-yuksel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 04:39:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İMC]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Stenbol]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/jiyanek-ku-li-ser-reye-hat-nivisandin-mehmet-yuksel/</guid>

					<description><![CDATA[Hin mirovin hene ku heta ku dijîn, nîşan dihêlin; gava ku diçin jî wê nîşanê herî zêde kûr dikin. Mehmet Yüksel jî ji wan mirovan bû. Li paş xwe ne&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="59" data-end="279">Hin mirovin hene ku heta ku dijîn, nîşan dihêlin; gava ku diçin jî wê nîşanê herî zêde kûr dikin. Mehmet Yüksel jî ji wan mirovan bû. Li paş xwe ne tenê bîranîn, lê di heman demê de helwestek, exlaqek, emek û rêyek hişt.</p>
<p data-start="281" data-end="581">Li Stenbolê televizyonek bi navê İMC dihate damezrandin. Em jî carna li wir diçûn, xebatên wan temaşe dikirin û li ser tiştên ku dikarin bikin diaxivin. Rojekê ji hevalên li wir yek got: “Li vir ji we yek heye.” Gotina “ji me yek” bo me ne tenê nasnameyek bû, lê jî nîşaneke rê, bawerî û helwestê bû.</p>
<p data-start="583" data-end="971">Gava ku em ketin odeya nûçeyan, Eyüp me bi Mehmet Yüksel re nas kir. Min her dem pirsîna xwe kir: “Tu ji ku derê yî?” Got: “Ji gundê Kantarma, Elbistanê me.” Gotim: “Kantarma mı? Ew pîro…” Got ku xwendina rojnamegeriyê qedandiye, piştî ku hinek tecrûbe bi dest xistibe, dixwaze bi hevalên li vir re bixebite. Nasnameya me wusa dest pê kir. Û ew nasname salan dirêj bû û bû hevaltiyek kûr.</p>
<p data-start="973" data-end="1395">“Em ê di têkiliyê de bimînin,” me got. E-name û telefonên xwe parve kirin. Bi taybetî li ser Kantarma çi dikarin bikin diaxivin. Fikra derxistina dergiyek nû hebû. Ji wî daxwaz kirim ku piştgirî bike. Min her e-name bi “pîro” dest pê dikir. Ew jî her car bi tevazû digot: “Tu pîro negot, ez bi vê layiq nabim. Ez tu wezîfeya wisa ne diçînim.” Lê ez her car wî bi “pîro” bang dikir. Ji ber ku bi helwesta xwe jixwe pîro bû.</p>
<p data-start="1397" data-end="1719">Dema derbasbûnê re, sohbet û hevdîtinên me kûr bûn. Em dixwestin Zülfikar Dergisi dîsa derxînin. Lê ez li Ewropayê bûm. Li Tirkiyeyê pêwîstî hevalên hebûn ku vê karê biparêzin, xwedî bikin û berpirsiyariya nivîsê bistînin. Bi gelek kesan re axivîn. Lê dem giran bû, girtin û binçavkirin zêde bûn. Mirovên bi xwe têr dikin.</p>
<p data-start="1721" data-end="1881">Hin ji van hevdîtinan bi Mehmet Yüksel re me kir. Pirs her car wek hev bû: “Dikarî hûn bikin? Hûn dikarin berpirsiyariyê bistînin?” Lê bersiv her car neyînî bû.</p>
<p data-start="1883" data-end="2177">Rojekê gava ku ji Galatasarayê ber bi Taksîmê diçûn, bi dengê xwe yê nerm got: “Ez dixwazim pirsînek bikim. Evqas kesan re me axivî. Tu çima tu carî vê pêşniyarê ji min re nekir?” Ez şaş bûm. Gotim: “Pîro, ewqas kes red kirin. Ez nekarim bi temamî jî ji te bipirsim.” Peyv ji devê min derketin.</p>
<p data-start="2179" data-end="2226">Bê dudilî got: “Ez vê berpirsiyariyê bistînim.”</p>
<p data-start="2228" data-end="2344">Bi wî re Zülfikar Dergisi salan piştî dîsa dest bi weşanê kir. Ev nûbûnek bû ku Mehmet Yüksel li ser milên xwe girt.</p>
<p data-start="2346" data-end="2707">Mehmet Yüksel di demê TV10 de jî li rêya me beşdar bû. Di şertên yoklukê de, di odeyek biçûk de bû parça weşana me. Demekê bernameya “Onsuz Olmaz” meşand. Di mehên Muharremê de bername û weşanên taybet amade kir. Gava ku diçû herêmê, bernameyên bi emek û kalîteyê çêdik. Pir bi baldarî û rêkûpêk bû. Ew dixwest ku her tişt bi rêkûpêk û bi bişopîninê were kirin.</p>
<p data-start="2709" data-end="2914">Berî TV10 jî me re rêyek dirêj hebû. Ji Stenbolê ber bi Sivasê, Çorumê, Diyarbekirê, Maraşê û dîsa Sivasê û Stenbolê… Di vê rêya de jî me re bû. Weşan kir, sunucî kir, berpirsiyari girt. Çi hewce bû dikir.</p>
<p data-start="2916" data-end="3332">Di weşanek zindî ya me li Sivasê de qet ji bîr nakim. Hewa giran bû. Ajansên navneteweyî û bi taybetî medyaya Kurdî weşana me bikar tînin. Mehmet Yüksel li ber Madımak Otelê sunum dikir. Polîs êrîş kir, gaz bi kar anî. Mirov nefes nedikar. Ew her çend şert zor bûn, dixwest weşanê bidomîne. Em mecbûr man ku sunum rawestînin. Lê ekipên me qet alan terik nekirin. Ew li wir baweriya rojnamegeriyê û cesaretê nîşan da.</p>
<p data-start="3334" data-end="3540">Mehmet Yüksel xweşîya xwezayê dikir, mirovan dikir, gundê xwe dikir. Ew evladê gelenekeke kevnar bû. Kurê Mehmet Mustafa Dede bû, birayê Ali Yüksel bû. Amûyê wî Mezin Mehmet Yüksel destê rêya hizmetê da wî.</p>
<p data-start="3542" data-end="3698">Mehmet Yüksel jiyana xwe bi rêza durûşê Sinemilli ocağê re guncand. Bi nirxên çandî û bawerî yên gelê Alevî jiya. Her ku kar hat dayîn wî, bi destê xwe kir.</p>
<p data-start="3700" data-end="3893">Dema dawî bi hev re li İngiltere di çalakiyên piştgiriya Can TV de beşdar bûn. Gava ku em ji hev veqetîn, lokmek ji dilê xwe da bi rîzalîk. Di şertên zor û yoklukê de jî dayanîşî qet kêm nekir.</p>
<p data-start="3895" data-end="3951">Ew niha li deverek din de, bi deyiş û muhabetê bidomîne.</p>
<p data-start="3953" data-end="4002">Dibêjin ku îro ji nav me çû. Diçê axa dayikê xwe.</p>
<p data-start="4004" data-end="4140">Pîro, ger tu ber bi menzilê re ketî,<br />
Rêya te vekirî be.<br />
Menzila te pak be.<br />
Sinemilli Ocağı hevalê te be.<br />
Eren û evliya li kêleka te bin.</p>
<p data-start="4142" data-end="4220">Aşk be pîro…<br />
Aşk be li rêya ku bi aşkê gerî,<br />
Aşk be li peyvên ku bi aşkê avêt…</p>
<p data-start="4222" data-end="4238" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Bi dostî bimîne…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/jiyanek-ku-li-ser-reye-hat-nivisandin-mehmet-yuksel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yola Yazılmış Bir Ömür, Mehmet Yüksel</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/yola-yazilmis-bir-omur-mehmet-yuksel-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/yola-yazilmis-bir-omur-mehmet-yuksel-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 10:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İMC televizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[iz bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/yola-yazilmis-bir-omur-mehmet-yuksel-2/</guid>

					<description><![CDATA[Bazı insanlar vardır, yaşadıkları sürece iz bırakırlar, gittiklerinde ise o izi daha da derinleştirirler. Mehmet Yüksel de onlardan biriydi. Ardında yalnızca anılar değil, bir duruşu, bir ahlakı, bir emeği ve&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır, yaşadıkları sürece iz bırakırlar, gittiklerinde ise o izi daha da derinleştirirler. Mehmet Yüksel de onlardan biriydi. Ardında yalnızca anılar değil, bir duruşu, bir ahlakı, bir emeği ve bir yolu bıraktı.</p>
<p>İstanbul’da, İMC adında bir televizyon kuruluyordu. Biz de zaman zaman oraya uğruyor, yürüttükleri çalışmaları izliyor, neler yapabileceğimiz üzerine sohbet ediyorduk. Günlerden bir gün, oradaki arkadaşlardan biri “Burada sizden biri var” dedi. “Bizden biri” sözü, bizim için yalnızca bir kimliği değil, bir yola, bir inanca, bir duruşa işaret ediyordu.</p>
<p>Haber dairesine girdiğimizde Eyüp bizi Mehmet Yüksel’le tanıştırdı. Her zaman sorduğum soruyu sordum. “Nerelisiniz?” “Elbistan’ın Kantarma köyü” dedi. “Kantarma mı? O piro…” dedim. Gazeteciliği bitirdiğini, belli bir iş deneyiminden sonra buradaki arkadaşlarla anlaşabilirse çalışmak istediğini anlattı. İşte tanışmamız böyle başladı. Ve o tanışıklık, yıllar boyunca sürecek bir arkadaşlığa dönüştü.</p>
<p>“Haberleşelim” dedik. E-postalarımızı, telefonlarımızı paylaştık. Özellikle Kantarma üzerine ne yapabileceğimizi konuştuk. Yeni bir dergi çıkarmayı düşünüyorduk. Kendisine destek vermesini istedim. Ona yazdığım her e-postaya “piro” diye başlıyordum. O ise her seferinde büyük bir tevazu ile, “Piro deme, ben buna layık biri değilim. Böyle bir görev yürütmüyorum,” derdi. Ben yine de ona “piro” demeye devam ettim. Çünkü o, duruşuyla zaten piroydu.</p>
<p>Bir süre sonra sohbetlerimiz, buluşmalarımız, görüşmelerimiz derinleşti. Zülfikar Dergisi’ni yeniden çıkarmak istiyorduk. Ancak ben Avrupa’daydım. Türkiye’de bu işi sahiplenecek, sahibi olacak, yazı işleri sorumluluğunu üstlenecek arkadaşlara ihtiyaç vardı. Pek çok kişiyle görüştük. Fakat dönem ağırdı, tutuklamaların, gözaltıların, baskının yoğun olduğu bir dönemdi. İnsanlar doğal olarak çekiniyordu.</p>
<p>Bu görüşmelerin bazılarına Mehmet Yüksel’le birlikte gittik. Hep aynı sorular soruluyordu, “Yapabilir misiniz? Üstlenebilir misiniz?” Ama yanıtlar hep olumsuzdu.</p>
<p>Bir gün Galatasaray’dan Taksim’e doğru yürürken, her zamanki yumuşak üslubuyla “Bir şey soracağım. Bunca kişiyle görüştük. Sen bana neden bu teklifi hiç yapmıyorsun?” dedi. Şaşırdım. “Piro, onca insan reddetti. Sana sormaya cesaret edemedim bile.” Kelimeleri döküldü dilimden.</p>
<p>Hiç tereddüt etmeden, “Ben bu sorumluluğu üstleniyorum,” dedi.</p>
<p>Zülfikar Dergisi, yıllar sonra yeniden yayın hayatına başladı. Mehmet Yüksel’in omuz verdiği, yük aldığı, sahip çıktığı bir yeniden doğuştu bu.</p>
<p>Zülfikar daha önce de iki kez Türkiye’de kapatılmış, Avrupa’da ise 2000 yılına kadar yayınlarını sürdürmüştü. Sonra bir ara dönem yaşanmıştı. Mehmet Yüksel’in sahibi ve Yazı İşleri Sorumluluğunu, benim Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenmem ile birlikte dergi yeniden hayat buldu. Bu, yalnızca bir derginin dönüşü değildi. Aleviliğin, çoğrafyanın ve bizim bölgemizin, hafızamızın, kimliğimizin yeniden kendisiyle buluşmasıydı.</p>
<p>Mehmet Yüksel, TV10 sürecinde de yolumuza dahil oldu. Başlangıçtaki yokluk döneminde, küçücük bir odada sıkışmış yayınımızın parçası oldu. Bir dönem “Onsuz Olmaz” programını yürüttü. Muharrem aylarında programlar yaptı, özel yayınlar hazırladı. Bölgeye gittiğinde nitelikli, emek verilmiş programlara imza attı. Çok titizdi. Özenliydi. Düzenliydi. Beklentisi de bu yöndeydi, işlerin düzenli, özenli yürümesini isterdi.</p>
<p>TV10’dan önce de uzun bir yürüyüşümüz vardı. İstanbul’dan Sivas’a, Çorum’a, Diyarbakır’a, oradan Maraş’a, sonra tekrar Sivas üzerinden İstanbul’a uzanan bir yolculuk… O yolculukta da bizimleydi. Yayınlar yaptı, sunuculuk üstlendi, sorumluluk aldı. Yapılması gereken ne varsa yapıyordu.</p>
<p>Sivas’ta yaptığımız bir canlı yayını hiç unutmuyorum. Ortam gergindi. Ulusal ve uluslararası ajanslar özellikle de Kürt medyası yayınımızı kullanıyordu. Mehmet Yüksel Madımak Oteli önünden sunum yapıyordu. Polisin saldırısı oldu, gaz kullanıldı. İnsanlar nefes alamaz hale geldi. O, tüm zorluklara rağmen yayını sürdürmek istedi. Sunumu durdurmak zorunda kaldık. Ama ekiplerimiz alanı terk etmedi, yayın kesilmedi. Hamdi’nin deyimi ile gaz Diyarbakır’da kullanılanlara göre çok hafifti. Mitingi izleyen çoğu medya temsilcisi çil yavrsu gibi dağılırken biz, onların varlığı ile yayını sonuna kadar ayakta tutuk.</p>
<p>O, orada gazetecinin inancını ve cesaretini de temsil etmişti.</p>
<p>Mehmet Yüksel doğasını seviyordu, insanını seviyordu, köyünü seviyordu. O, köklü bir geleneğin evladıydı. Mehmet Mustafa Dede’nin oğluydu. Aynı zamanda Ali Yüksel’in kardeşiydi. Ali Yüksel, Kantarma’da Kürt siyasetine katılıp yaşamını yitiren ilk isimlerdendi.</p>
<p>Amcası Büyük Mehmet Yüksel, ona yol hizmeti için el vermişti. Onu kendi mirasçısı olarak görmüştü. Büyük Mehmet Yüksel’le tanışmamıza da vesile oldu. Onun sohbetlerinde bulunmak büyük bir onurdu.</p>
<p>“Geldiniz, geldiniz, bugünleride gördüm, çok şükür” diyen bilgeydi. Birçok deyişe, nefese kaynaklık etmişti. Arfi Sağ bir ziyaretmizde söylemişti, “ Bunların çok ekmeğini yedik” diye. Bizi Tacım Dede’nin, Mehmet Mustafa’nın Mehmet Yüksel’in, Abuzer Dede’nin,  İwo Geyik’in, İsmail Dede’nin, Aldede’nin …. hüremetine onure etmişti.</p>
<p>Geleni gideni çok olur Kantarma’nın. Sanatçısı, gazetecisi, araştırmacısı… Bizler gitmeden önceki dönemlere ait Büyük Mehmet Yüksel’le yapılan bir roportaj görmüştüm. Dede’ye sorulan yönlendirici soruya Dede “Biz Türküz” diye cevap vermişti.</p>
<p>Sordum “Dada te çima war got (Dede sen niye öyle dedin)”. “Em Tirk in? (<strong>Biz Türkmüyüz?</strong>)” Cevabı hep aklımda “Az la wara na bêjim, azi la wan ra dibêjim. Ji bo ku ser we tiştek neyê, azi la wan ra dibêjim. (<strong>Ben size mi diyorum, ben onlara öyle söylüyorum. Sizin başınıza bir şey gelmesin diye, onlara diyorum</strong>)” demişti. Bir daha demedi. Başımıza bir şey gelmesinden korkmasına artık gerek yoktu…</p>
<p>Küçük Mehmet Yüksel, Sinemilli ocağının geleneksel duruşuna layık bir hayata imza attı. Alevi toplumunun kültürel ve inançsal değerlerini temsil ederek yaşadı. Hizmet etmek istedi. Nerede görev verilirse, elinden geleni yapmaya çalıştı.</p>
<p>En son onunla birlikte İngiltere’de CanTv dayanışma etkinlikleri çerçevesindeki organizasyonlara katıldık. Ayrılırken gönlünden kopan bir lokmayı rızalık olarak vermişti. Yokluk ve zorluk içinde dayanışmayı eksik etmedi. Eğer bugün Alevi hareketi kendi sözünü biraz daha güçlü söyleyebiliyorsa, bunda Mehmet Yüksel gibi insanların büyük payı vardır. Kantarma’nın büyük emekleri vardır.</p>
<p>Hastalığı baş gösterdiğinde bir kaç kez görüştük. Gerçekliği kabullendiğimi sanmıyorum. O şimdi uzakta bir yerde deyişler söylemeye, muhabet etmeye devam ediyor.</p>
<p>Ama diyorlar ki, bugün aramızdan ayrıldı. Ana toprağına gidiyor. Annesinin, babasının, amcasının, kardeşlerinin yanına gidiyor.</p>
<p>Diyorlar, ayrılıklar acıdır. En acı tarafı da, bazen orada olamamaktır. Bir dostu yolcu edememektir.</p>
<p>Piro, menzile doğru yol almışsan,<br />
Yolun açık olsun.<br />
Menzilin pak olsun.<br />
Sınemli Ocağı yoldaşın olsun.<br />
Erenler, evliyalar yanında olsun.</p>
<p>Aşk olsun piro…<br />
Aşk ile yürüdüğün yola,<br />
Aşk ile kurduğun cümlelere aşk olsun  …</p>
<p><strong>Dostça kal…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/yola-yazilmis-bir-omur-mehmet-yuksel-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye’de HTŞ, Filistin’de Hamas, Aynı Kirli Tezgah</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/suriyede-hts-filistinde-hamas-ayni-kirli-tezgah-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/suriyede-hts-filistinde-hamas-ayni-kirli-tezgah-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 14:51:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/suriyede-hts-filistinde-hamas-ayni-kirli-tezgah-2/</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Suriye’de yaşananları “güç dengeleri” falan diyerek açıklamayın.. Burada halkların canı yakılıyor, toplumun hafızası siliniyor, kadınların bedeni hedef alınıyor, insanlar vahşi şekilde öldürülüyor, mezarlar yıkılıyor. Ve bunlar olurken kökleri El&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Suriye’de yaşananları “güç dengeleri” falan diyerek açıklamayın.. Burada halkların canı yakılıyor, toplumun hafızası siliniyor, kadınların bedeni hedef alınıyor, insanlar vahşi şekilde öldürülüyor, mezarlar yıkılıyor. Ve bunlar olurken kökleri El Kaide, El Nusra’ya dayanan, IŞİD ile fikirdaş olan HTŞ gibi bir cihatçı çete -yıllardır halklara kan kusturmuş, kadın düşmanı, mezhepçi, otoriter bir sürü- şimdi dünyaya &#8220;ılımlılaştı&#8221; diye yutturulmaya çalışılıyor.</p>
<p>Koridorlar açılıyor, alan veriliyor, pazarlıklar dönüyor, &#8220;normalleştirme&#8221; planları kurgulanıyor. Dahası&#8230; Bu yapıyı ABD ve İsrail&#8217;in çizdiği sınırlar içinde bir &#8220;kontrol mekanizması&#8221;na dönüştürmek istiyorlar.</p>
<p>Radikalleri kontrol edip gerektiğinde kullanarak büyütenler, sonra o şiddeti halka karşı sopa yapıp toplumları terbiye edenler, en sonunda da utanmadan “istikrar” ve “güvenlik” masalıyla bu kirli düzeni meşrulaştırırlar.</p>
<p>Bu yöntem yeni değil. Bu tezgahı daha önce Afgansitan’da da, Filistin&#8217;de de kurdular.</p>
<p>ABD, Sovyetlere karşı Afganistan’da cihatçı ağları bilinçli biçimde besledi, büyüttü, silahlandırdı, Pakistan istihbaratı (ISI) üzerinden parayı, silahı, eğitimi akıttı ve siyasal İslamcı militanlığı bir savaş aparatı gibi kullandı. Bin Ladin de tam bu zemin içinde yükseldi, 1980’lerde Afganistan’a gidip para-lojistik sağladı, “Arap gönüllüler” dediğimiz kadroların örgütlenmesine omuz verdi, zamanla bu ağların merkez isimlerinden biri haline geldi. ABD’nin kurduğu, büyüttüğü ve meşrulaştırdığı cihatçı savaş düzeninin Bin Ladin gibilerini parlattı.</p>
<p>ABD’nin Sovyet karşıtı stratejisi, Afganistan’ı bir halk mezarlığına çevirirken aynı zamanda küresel cihatçı militan ağların altyapısını da döşedi. O gün “özgürlük savaşçısı” diye pazarlanan yapıların, yarın başka coğrafyalarda halkların başına bela olacağı belliydi. Nitekim 1988’e gelindiğinde, bu ağ artık daha bağımsız, daha ideolojik, daha örgütlü bir yapıya evrildi, El Kaide dediğimiz örgüt, işte bu kanlı laboratuvarın içinden çıktı. Ve sonra, tarihin o büyük ironisiyle, ABD’nin “kullanışlı araç” diye büyüttüğü bu barbarlık, dönüp dolaşıp 11 Eylül’de Amerika’nın kalbine vurdu.</p>
<p>Cihatçılığı bir dış politika sopası yapan, radikali kontrol edebileceğini sanan, halkların üzerine saldığı şiddeti yönetilebilir gören ABD, bugün ortaya çıkan felaketin kurucu ortaklarından biridir. 11 Eylül’ün faili El Kaide’dir, ama o örgütün mayası da, zemini de, “ekosistemi” de Afganistan’da ABD eliyle güçlendirilen cihatçı örgütlenme modelidir. Amerika önce büyüttü, sonra şaşırmış gibi yaptı. Ama bedeli sadece Amerika ödemedi, en ağır bedeli Afganistan, Ortadoğu ve dünya halkları ödedi.</p>
<p>Gelelim Hamas’a. Hamas 1987&#8217;de Gazze&#8217;de kuruldu. İhvan geleneğinden gelen sosyal-dini ağların siyasal ve askeri yapıya dönüşmesiyle ortaya çıktı. Ama iş burada bitmiyor. Çünkü Hamas&#8217;ın büyümesinde İsrail&#8217;in politikalarının kritik bir payı var. Bunu gizleyemezsiniz!</p>
<p>İsrail, 70&#8217;lerde ve 80&#8217;lerde Filistin&#8217;in demokrat, laik, ulusalcı damarı olan FKÖ/Fetih&#8217;i ezmek için Gazze&#8217;deki İslamcı yapılara alan açtı. FKÖ&#8217;ya karşı &#8220;denge unsuru&#8221; diye baktı. &#8220;Bunlar tehlikeli değil, bunlar yönetilir&#8221; dedi. Camiler büyüdü, dernekler büyüdü, yardım ağları büyüdü. İsrail&#8217;in gözünde bu akım, Filistin&#8217;in birleşik temsilini parçalayacak bir araçtı.</p>
<p>Sonra yıllar geçti&#8230; Filistin ikiye bölündü. Gazze&#8217;de Hamas, Batı Şeria&#8217;da Filistin Yönetimi&#8230; Filistin&#8217;in sesi parçalandı. Siyasi temsil dağıldı. Müzakere gücü yok oldu. İsrail de çıktı bunu &#8220;güvenlik&#8221; diye pazarladı.</p>
<p>Yıllarca İsrail, Hamas&#8217;ı bitirmek yerine çoğu zaman onu &#8220;kontrol edilebilir&#8221; gibi gördü. Neden? Çünkü Hamas oldukça, İsrail rahat rahat &#8220;barış olmaz&#8221; diyebiliyor, işgali sürdürüyor, kuşatmayı derinleştiriyor, her saldırıyı bahane edip baskıyı artırıyor. Hamas oldukça, Filistin halkının birleşik demokratik iradesi boğuluyor.</p>
<p>Mesut Yılmaz -Netanyahu görüşmesine dair aktarılan iddiaya göre Netanyahu, &#8220;Hamas&#8217;ın da yardım hesabı var, biz de yardım ediyoruz. siz de yardım edin&#8221; minvalinde bir şey söylüyor. Mesut Yılmaz reddediyor, muhatabın Filistin Devleti ve Arafat yönetimi olduğunu vurguluyor. Eğer bu aktarımdaki tablo, İsrail&#8217;deki bazı siyasi akıllar Hamas&#8217;a giden finansman kanallarını biliyor, normalleştiriyor, başka aktörleri de buna teşvik ediyor.</p>
<p>Seküler Filistin Kurtuluş Örgütü karşı Hamas&#8217;ı büyütmek, &#8220;denge kuruyoruz&#8221; diye radikali beslemek, bir halkın siyasal iradesini sabote etmekti. Üstelik bunun bedelini hep halklar ödedi. İsrail&#8217;in yaptığı sıradan bir &#8220;strateji hatası&#8221; falan değil. bu bilerek yürütülen böl-parçala siyasetiydi! Ve bu siyaset, sivillerin kanıyla yazılmış bir felakete dönüştü.</p>
<p>7 Ekim saldırılarında İsrail genelinde ölü sayısı 1200 olarak raporlandı. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik saldırıları sonucu ölen Filistinlilerin sayısına 71439 kişi.</p>
<p>Evet, sivilleri hedef alan katliamları yapanların doğrudan sorumluluğu faildedir. Sivili hedef alan her saldırı insanlık suçudur. Ama, bu şiddet iklimini büyüten, Hamas&#8217;ı besleyen zemini işgal, kuşatma, eşitsizlik ve çözümsüzlük değil mi? Bunların hepsi İsrail devlet aklının ürettiği düzen değil midir? Dolayısıyla bugün yaşanan büyük yıkımda İsrail politikalarının tarihsel-siyasal sorumluluğu olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu kanda yanlış siyasetin sorumluğu var.</p>
<p>Şimdi dönüp Suriye&#8217;ye bakalım&#8230; HTŞ&#8217;nin &#8220;himaye altına alınması&#8221;, &#8220;ılımlılaştırma&#8221; masalı, &#8220;kontrol edilebilir radikal&#8221; planı&#8230; Bu Afkanistan’da, Filistin&#8217;de denenmiş kirli senaryonun başka bir sahaya taşınmasıdır. Aynı tezgah! Aynı akıl! Aynı halk düşmanlığı!</p>
<p>Bugün Suriye&#8217;de HTŞ&#8217;ye açılan alan tesadüf falan değil. ABD ve İsrail&#8217;in bölgeyi dizayn eden aklı yine aynı kirli yöntemi devreye sokuyor, Radikali &#8216;kontrol edilebilir&#8217; hale getir, kullan, yönet, yönlendir, sonra da çık adına &#8216;güvenlik&#8217; de!</p>
<p>Suriye&#8217;de bu &#8220;denge oyunu&#8221;nun bedelini kim ödüyor? Şimdi Aleviler&#8230; Dürziler&#8230; Kürtler&#8230; Ve en çok kadınlar! Peki yarın&#8230;</p>
<p>Suriye&#8217;de bugün karşımızdaki tablo açık, Mezhepçi-tekçi şiddetin önü açılmış durumda. Alevilere yönelik saldırılar, katliamları&#8230; Topluma korku salınıyor. Dürzi bölgelerine tehditler, saldırılar&#8230; Farklı inançların yaşam hakkı hedef alınıyor. Kürtlere karşı yürütülen savaşta siviller ağır bedel ödüyor, insanlar vahşice katlediliyor, insanlar boğazlanıyor, mezarlar yıkılıyor, kutsala saldırılıyor, yerleşimler hedef alınıyor.</p>
<p>Ve kadınlara dönük vahşet&#8230; İşte orada insanlığın dibi görülüyor! Öldürülen bir SDG savaşçısının damdan atıldığı video görüntüleri, boğazları kesilmiş insanların, kaçırılan köleleştirilen kadınların görüntüleri dolaşıma sokuluyor. Bu yalnız bir cinayet değil. bu düşmanı insan saymayan, ölüyü bile aşağılayarak mesaj veren barbarlıktır! Mesaj bu. &#8220;Sizi insan saymıyoruz!&#8221; Bu savaş değil, vahşet ideolojisidir! Barbarlık ideolojisidir!</p>
<p>Cihatçı korku ABD-İsrail korumasında  ile dünyaya yayılıyor. IŞİD ruhu diriltiliyor. Adına İran dengesi diyorlar. Utanmıyorlar.</p>
<p>Mezar yıkmak nedir? Ölüye saldırmak nedir? Kadını hedef almak nedir? Damdan ölü insan atmak nedir?</p>
<p>Bunların adı siyaset değildir! Bunların adı güvenlik değildir! Bunların adı &#8220;düzen kurmak&#8221; hiç ama hiç değildir!</p>
<p>Bunların adı açıkça cihatçı faşizm! Mezhepçi barbarlık! Toplumu korkuyla teslim alma projesi! ABD’nin kirli ruhunun depreşmesi, Trump dünyasının saldığı korkudur.</p>
<p>Bu örgütlerin çizgisi baştan bellidir. Cihatçı yapıların fırsat bulduklarında sivil hedefleri meşru sayacağı, kadın düşmanı zorbalık kuracağı, farklı inançları yok sayacağı, mezhepçilikle toplumları parçalayacağı, ilk fırsatta katliama, zorbalığa, şiddete sarılacakları bilinmiyor mu? Biliniyor&#8230;</p>
<p>Bugün devlet aklının ahlaki çöküşüne bir kez daha şahitlik ediyoruz. Bu siyaset barışı büyütmez. kanı büyütür! Bugün yaşanan katliamlar gökten düşmedi. Bu karanlığı besleyen bir düzen var, işgal, kuşatma, eşitsizlik ve bilinçli çözümsüzlük!</p>
<p>İsrail hala aynı hatayı yapıyor. ABD aynı siyasetten besleniyor. Şiddeti yönetebileceğini sanıyor. Radikali &#8220;kullanıp&#8221; bedel ödemeyeceğini sanıyor. Yalan! Şiddet yönetilmez. şiddet büyür! Ve önce halkları, sonra bölgeyi yakar!</p>
<p>Radikali &#8220;denge unsuru&#8221; diye besleyenler, sonunda o radikalizmin ateşinde yanar. Ama onlardan önce yanan hep halk olur. Afganistan’da, Amerika’da, İsrail’de böyle oldu,  Filistin&#8217;de de böyle oldu, Suriye&#8217;de de böyle oluyor!</p>
<p>Bugün yapılması gereken cihatçı yapılara alan açmak değil, halkların demokratik iradesini büyütmek! Kadın özgürlüğünü, laik yaşamı, eşit yurttaşlığı, barışı savunmak! Halkların yan yana yaşam hakkını savunmak!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/suriyede-hts-filistinde-hamas-ayni-kirli-tezgah-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürtler İçin Yeni Bir Süreç Başlıyor</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:29:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Rojava Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/</guid>

					<description><![CDATA[Kürtler için yeni bir süreç başlıyor. Suriye&#8217;deki güncel güç dengeleri, Hayat Tahrir eş-Şam&#8217;ın (HTŞ),TC’nin desteği ile yükselen hegemonik kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri&#8217;nin (SDG) geri çekilmesiyle birlikte, Rojava Devrimi&#8217;nin örgütlemek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürtler için yeni bir süreç başlıyor. Suriye&#8217;deki güncel güç dengeleri, Hayat Tahrir eş-Şam&#8217;ın (HTŞ),TC’nin desteği ile yükselen hegemonik kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri&#8217;nin (SDG) geri çekilmesiyle birlikte, Rojava Devrimi&#8217;nin örgütlemek istediği <strong>seküler-demokratik toplumsal modelin </strong>Ortadoğu gerçekliğinde şimdilik yaşama imkanının ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi. Bu coğrafyada demokrasi, kadın özgürlüğü ve halkların eşitliği gibi değerler, sadece baskı rejimlerinin değil, savaş ekonomisinin, mezhepçiliğin, milliyetçiliğin ve uluslararası çıkar hesaplarının hedefi haline getirildi.</p>
<p>Bu tablo, &#8220;halkların kardeşliği&#8221; fikrinin son yıllarda aldığı darbelerin belki de en ağır olanını oluşturdu. Bugün Kürtlerin, Türklerin ve Arapların derin bir şekilde ayrıştığı, Alevilerin, Dürzilerin ve Sünnilerin birbirine artık güvenmediği, toplumların içe kapandığı, kimliklerin dikenleştiği yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.</p>
<p>Suriye gerçekliği göz önüne alındığında, Kürt güçlerinin yıllardır sırtlandığı <strong>insanüstü toplumsal sorumluluğun</strong> sonuna gelinmiştir. Kürtler yalnızca kendi varlıklarını savunmadı, aynı zamanda Ortadoğu&#8217;nun cehenneminde bir &#8220;başka yaşam ihtimali&#8221; kurmaya çalıştı. Kadın özgürlüğü, laiklik, yerel demokrasi, halkların eşitliği ve birlikte yaşam fikri, sadece bir siyasi program değil, aynı zamanda kanla ve bedelle örülmüş bir toplumsal iddia olarak yükseldi. IŞİD&#8217;e karşı 12 000&#8217;den fazla şehit verildi, bu savaşın yükü taşındı, fakat tüm bunların sonunda <strong>&#8220;denge&#8221;</strong> adı verilen masalarda yalnızlaştırıldı.</p>
<p>Mart 2025 ve Ocak 2026 ateşkesleri sonrasında yaşanan gelişmeler, bu yalnızlaştırmanın somut belirtisi oldu. SDG, Fırat&#8217;ın batısındaki bölgelerden çekilmek zorunda kaldı, Halep mahalleleri, Tabka, Deyr Hafir gibi alanlar cihatçıların kontrolüne geçti. Türkiye destekli SNA saldırıları sonucunda yüz binlerce Kürt yerinden edildi. Petrol sahaları ve sınırlarda HTŞ’nin etkisinin genişlediği görüldü. Rojava özerklik alanı ciddi biçimde daraldı. Entegrasyon süreci, Kürtleri &#8220;kazanan&#8221; konumdan &#8220;entegre edilen&#8221; mağduriyetine taşıdı.</p>
<p>Fakat görünen o ki, bu coğrafyada &#8220;daha iyi bir hayat&#8221; mümkün olana değil, daha <strong>güçlü olanın çıkarına </strong>izin veriliyor. Rojava, yalnızca silahlı saldırılarla değil, uluslararası pazarlıklarla, devlet akıllarıyla ve çıkar ittifaklarıyla kuşatıldı. ABD&#8217;nin desteği azaldı, entegrasyon baskısı arttı, Kürtler hem savaşın yükünü taşıdı hem de askeri gücünü kaybetmeye zorlandı.</p>
<p><strong>İnsani değerlerin dünyada itibarsızlaştırıldığı bir çağda</strong>, Rojava devrimcileri onurlu bir duruş sergilemişlerdir. Yenmek-yenilmek üzerine kurulu iktidar mantığını, mezhepçi ve milliyetçi körlüğü aşan bir örnek bırakmışlardır. Bu örneğin değeri, askeri haritalarla ölçülemez. Bugün Rojava deneyimi darbe alsa da hiçbir güç, bu devrimin etkilerini tamamen ortadan kaldıramayacaktır. Çünkü Rojava, yalnızca bir &#8220;bölge&#8221; değil, bir <strong>hafıza</strong>, bir <strong>direniş</strong> dili, bir toplumsal <strong>umut</strong> mirasıdır.</p>
<p>Bu rüzgar, yıllara yayılacak bir halklar mücadelesinin kapısını aralamıştır. Bu toprakların insanlık değerleriyle yeniden buluştuğu, eşitliğin ve özgürlüğün yeniden önemsendiği zamanların mücadele geleneğine ideal bir örnek olarak yazılacaktır.</p>
<p>Ancak aynı zamanda acı bir gerçek daha vardır. <strong>Kürtlerin yalnızlaştırılması</strong>, özellikle Türkiye&#8217;de birçok kesimin &#8220;gerçek yüzünü&#8221; bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Solcu, sağcı, dinci, ateist… Kendini hangi sıfatla tarif ederse etsin, geniş toplumsal kesimlerin önemli bir bölümü Rojava gerçeği karşısında ya suskun kalmış ya da düşmanca bir tutum almıştır. Özellikle Kemalist-ulusalcı kesimlerin, &#8220;laiklik&#8221; iddiasına rağmen, sahada fiilen cihatçı yapılarla aynı hedefe kilitlenmiş olması tarihsel bir utanç, ikiyüzlülüklerinin fotoğrafı olmuştur.</p>
<p>Bu yaşananların sonuçları itibarıyla, Kürtler içinde <strong>İslamcı ve milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi</strong> olasılığı son derece yükselmiştir. Çünkü sürekli saldırı altında kalan, yalnızlaştırılan ve ihanete uğradığını hisseden bir toplumda, evrensel ve kapsayıcı siyaset yerine daha içine kapanan, daha sertleşen, daha kimlik merkezli yönelimlerin kuvvetlenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Seküler Kürt yapılanmasının geriletilmesi tek başına &#8220;dert&#8221; değildir. Asıl yıkıcı olan, kendini seküler ve laik diye tanımlayan kesimlerin Kürtleri <strong>cihatçı zihniyetle birlikte linç etmesi</strong>, Kürt toplumunda çok daha derin bir kırılma yaratacaktır. Çünkü bu, yalnız bir siyasi tutum değil, Kürt halkına dönük tarihsel inkarın modern bir tekrarıdır. &#8220;Eşitlik&#8221; diyerek dışlayanların, &#8220;laiklik&#8221; diyerek düşmanlaşanların açtığı yara, sıradan bir siyasi gerilim değil, kuşaklar sürecek bir kırılmanın habercisdir.</p>
<p>Kürtler açısından bakıldığında Rojava deneyimi darbe almış olabilir. Fakat Kürtlerin dünyasında çok daha büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. <strong>Yokluk dünyasından varlık dünyasına geçiş</strong> gibi tarihsel bir kırılma. Esad rejimi döneminde, 1962 nüfus sayımıyla 120 000 Kürt &#8220;yabancı&#8221; olarak kaydedilmiş, 300 000&#8217;i tamamen kayıtsız bırakılmıştı. Bu insanlar mülk edinemiyor, oy kullanamıyor, eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum kalıyordu. Kürtçe yasaklıydı, okullarda, medyada, resmi işlemlerde kullanılamıyordu. Newroz yasaktı, Kürt isimleri bastırılıyordu. 2004 Kamışlı isyanında onlarca Kürt öldürülmüştü. Kürt bölgeleri petrol zengini olsa da bu kaynaklardan yararlanamıyordu, rejim petrolü merkezileştirmişti. Kürtler &#8220;ikinci sınıf vatandaş&#8221; olarak görülüyor, kimlikleri inkar ediliyordu.</p>
<p>Kimlikleri dahi inkar edilen, adı bile yasaklanan bir halk, kendi coğrafyasında, kendi dilinde, kendi kültürel değerlerini koruyarak bir yaşam kurma iradesini göstermiştir. Bu süreç şimdi yeni bir evreye giriyor. Kürtler bundan sonra, taşıdıkları ağır <strong>&#8220;bölgesel sorumluluk&#8221; yükünün sınırlarına</strong> gelmiş durumdadır. Bu yüzden daha fazla kendi varlığını merkeze alan, kendi güvenliğini, geleceğini ve toplumsal sürekliliğini önceleyen bir yaklaşımı örgütlemeleri beklenmelidir. Bu bir geri çekilme değil, tarihsel olarak bastırılmış bir halkın, yeni dönemin gerçekliği içinde kendini yeniden kurma çabasıdır.</p>
<p>Ve ne olursa olsun şu kesin, Rojava devriminin bıraktığı örnek, Ortadoğu&#8217;nun kirli savaş düzenine karşı <strong>insanlık onurunu savunan bir hat</strong> olarak kalacaktır. Bugün kaybettirilmeye çalışılan şey yalnızca bir bölgenin statüsü değil, halkların eşit ve özgür yaşayabileceği fikridir. O fikir kolay yenilmez. Çünkü hafızaya yazılmıştır. Çünkü bedelle mühürlenmiştir.</p>
<p>Bu nedenle Kürtler bugün darbe almış görünse bile, hakikat şudur. <strong>Kimliksizleştirilmiş Kürtlerden</strong>, kendi dilini, kültürünü ve kolektif iradesini taşıyan yeni bir Kürt gerçekliği doğmuştur. Ve bu gerçeklik, kısa vadeli askeri dengelerle silinmeyecek kadar güçlü bir tarihsel iz bırakmıştır.</p>
<p>Kürtler açısından iki adım ileri bir adım geri atılmıştır. Varlığını bir kez haykırmış, dilini bir kez özgürce konuşmuş bir halk yürüyüşü, Kürtlerin özgürlüğe yürüyüş hikayesi devam etmektedir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kurtler-icin-yeni-bir-surec-basliyor-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kravatlı Cihatçılar Dönemi…</title>
		<link>https://sukruyildiz.de/kravatli-cihatcilar-donemi/</link>
					<comments>https://sukruyildiz.de/kravatli-cihatcilar-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 14:17:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler/Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesel kriz]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[El Kaide]]></category>
		<category><![CDATA[htş]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sukruyildiz.de/kravatli-cihatcilar-donemi/</guid>

					<description><![CDATA[Tarih bu günleri affetmeyecek. Demokrasi uğruna can verenlerin kanı kurumadan, El Kaide’nin Suriye kolu iktidara taşınıyor. Üstelik onu taşıyanlar “medeniyet” nutku atan Batı başkentleri… Washington, Tel Aviv, Ankara ve suskun&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bu günleri affetmeyecek. Demokrasi uğruna can verenlerin kanı kurumadan, El Kaide’nin Suriye kolu iktidara taşınıyor. Üstelik onu taşıyanlar “medeniyet” nutku atan Batı başkentleri… Washington, Tel Aviv, Ankara ve suskun Avrupa. Bu bir “bölgesel kriz” değil; insanlık vicdanına karşı işlenen örgütlü bir suçtur. “Ayıptır,.. günahtır&#8230;”</p>
<p data-start="590" data-end="958">HTŞ’nin adı değişebilir, Colani takım elbise giyebilir, Batı medyasına “ılımlı” pozlar verebilir. Ama hakikat değişmez. Bu yapı El Kaide geleneğinin Suriye’deki devamıdır. Takfiri zihniyetin, mezhepçi nefretin, teokratik totalitarizmin silahlı biçimidir. Geçmişi değil, bugünü ortadadır. Katillerin sicili aklanıyor, suçlular muhataplaştırılıyor, kurbanlar yalnız bırakılıyor.</p>
<p>Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de yaşananlar bunun kanıtıdır. Aralık 2025 ile Ocak 2026 arasında Kürt mahalleleri “askeri hedef” ilan edildi; siviller dahil. Bombardıman, kuşatma, zorla göç… Kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef oldu. IŞİD’e karşı Kobani’yi savunan, Raqqa’yı kurtaran insanlar bugün otobüslere bindirilip şehirlerinden sürülüyor. Bu insanlığın utancıdır. Amerika’nın, İsrail’in Avrupa’nın utancıdır. Kirli geçmişin saflarına yapılmış yeni bir kayıttır.</p>
<p>Ve saldırı bitmiyor. Deyr ez-Zor’da, Menbic’te, Dayr Hafir’de bombardıman sürüyor. HTŞ “kapalı askeri bölge” diyerek sivilleri zorla tahliye ediyor. Katillerin mesajı nettir “Burada size yer yok.” Peki dünya ne yapıyor? Görüyor, biliyor ve ortak oluyor.</p>
<p>ABD’nin yaptığı tarihe geçecek bir ikiyüzlülüktür. On yıllarca “terörle savaş” adı altında ülkeler işgal etti, işkenceyi kurumsallaştırdı, milyonların hayatını yaktı. Şimdi aynı ABD, El Kaide’nin Suriye koluna yaptırımları kaldırıyor, “diyalog ortağı” diye masaya oturuyor. Neden? Çünkü HTŞ artık “kullanışlı aparat.” İran’a karşı, Rusya’ya karşı, bölgesel hesaplar için… IŞİD’e karşı on binlerce bedel ödeyen SDG’ye düşen ise “Dengede kalın.” , “Katillerin önünü kesmeyin.” .</p>
<p data-start="2246" data-end="2664">İsrail’in tavrı daha da karanlık. Ocak 2026’da Paris’te HTŞ ile istihbarat paylaşımı ve askeri koordinasyon konuşuluyor. İran korkusuyla cihatçı katillerle ittifak kurmak… Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, Süryanileri, Ermenileri, Ezidileri feda edilebilir görmek… Tarih boyunca soykırım acısı yaşamış bir devletin bugün başka bir soykırımın zeminini güçlendirmesi, insanlığın aklını ve vicdanını yaralıyor. Mazlumların yarasını kimse görmek istemiyor. Almanya’nın milyonlarca Yahudi’yi katlederken görülmeyen yaralar gibi&#8230; Kan akıyor&#8230; İnsanlar ölüyor&#8230; Yarına katillerin ve ona ses çıkarmayanların hikayesi yazılıyor.</p>
<p data-start="2666" data-end="3261">Türkiye’nin durumu açık bir yok etme stratejisi. Erdoğan rejimi SDG’yi “terör” etiketiyle şeytanlaştırarak Ortadoğu’nun en demokratik, en çoğulcu, kadın özgürlüğünü en güçlü savunan deneyimine savaş açmış durumda. Türkiye’nin vekil güçleri üzerinden yürüyen saldırılar, Bayraktar’larla Kürt mahallelerinin bombalanması, cihatçı gruplara sağlanan koordinasyon… Bunların hepsi aynı hedefe çıkıyor: Kürt varlığını kırmak, dağıtmak, silmek. NATO üyesi bir ülkenin IŞİD, El Kaide türevleriyle fiili ittifaka girmesi, “Batı değerleri” masalını yerle bir ediyor. Yalanlarını yüzüne vuruyor.</p>
<p data-start="3263" data-end="3767">Avrupa Birliği ise utanç verici bir suskunluk içinde. İnsan hakları, demokrasi, kadın özgürlüğü gibi kavramlar ağızlardan düşmüyor ama sahada hiçbir karşılığı yok. AB’nin derdi insanlık değil, mülteci korkusu. Mültecileri geri göndermek, gelmelerini engelelyecek karakolar kurmak ile meşgül. Katliamlara “endişeliyiz” demekle yetiniyor. Alevi katliamı karşısında “endişe.” Dürzi toplu mezarları karşısında “endişe.” Kürt mahallelerinin bombalanması karşısında “endişe.” Çok fazla endişeden dolayı oratalıktan kaybolmuş gibiler. Yani somut hiçbir şey… “Mülteci gelmesin” hesabıyla yeni bir soykırıma suç ortaklığı yapıyorlar. Fransa, Almanya, EU sıraya girmiş karakol komutanını alkışlıyor.</p>
<p>HTŞ’nin sicili ortada. Alevilere karşı Mart 2025’te kıyı bölgelerinde katliamlar, infazlar, yakılan köyler… Dürzilerin Suwayda’da maruz kaldığı zorla yerinden etmeler, yağma ve baskı… Hristiyanlara yönelik saldırılar, kiliselerin kapatılması, 2000 yıllık bir varlığın silinmeye zorlanması… Ezidilerin IŞİD sonrası yeniden aynı korkuya mahkum edilmesi…</p>
<p>HTŞ’nin “ılımlılık” oyunu önceden satın alınmış bir bahanedir. HTŞ bir yönetim değil, bir terör mekanizmasıdır&#8230;</p>
<p data-start="4289" data-end="4633">Şimdi dolaşımda “Entegrasyon.” var. SDG’nin HTŞ ordusuna “entegrasyonu.” Rojava’nın boğazına geçirilen ilmik. Demokrasi kurumlarının dağıtılması, YPJ’nin tasfiyesi, kadınların eve kapatılması, azınlıkların savunmasız bırakılması, laik toplumun ezilmesi… Yani yeni soykırımların başlangıcı. Bunu söyleme utanmazlığı Türkiye’ye ait oalbilir. Katil sever Türyiye’ye yakışanda bu. Peki demokrasi, insan hakları söylemi ile yola çıkanlar.</p>
<p data-start="4635" data-end="4935">Rojava, Ortadoğu’nun en demokratik deneyimidir. Kadın eşitliğinin kâğıt üstünde değil, örgütlü irade ve özsavunmayla yaşadığı yerdir. Çoğulculuğun, halk meclislerinin, ekolojik duyarlılığın inşa edildiği nadir bir umut alanıdır. Bölgedeki tek seküler merkezdir.</p>
<p>IŞİD’e karşı dünyayı koruyan güçler şimdi birileri tarafından “terörist” muamelesi görüyor. Bunu HTŞ söylüyor, sahibi Türkiye söylüyor. Komedi bu kadar diyip gececeğiz. Olmuyor, her yer ölüm kokuyor. Her yer acıların resmini çiziyor. İnsanlığın içine bir katil sürüsü salınmış durumda.</p>
<p>Dün alkışlanan kadın devrimciler bugün cihatçı bombaları altında. Dün kapak yapılan YPJ fotoğrafları bugün unutulmuş. Çıkar, vicdanın üstüne geçirilmiş. “Denge” denilen şey, katliamı dengelemekten başka bir şey değil.</p>
<p data-start="5262" data-end="5448">2026 insanlık için tarihe not düşecek gibi, “insanlık” dünya cihatçı katilleri meşrulaştırdı. Demokrasi güçlerini terk etti. Kadın devrimini sattı. Azınlıkları pazarlık konusu yaptı.</p>
<p data-start="5450" data-end="5734">Bugün HTŞ ABD için “kullanışlı”, İsrail için “stratejik”, Türkiye için “gerekli” görülebilir. Ayakları yere basan çihatçıların yarın dönüp ne yapacağını herkes biliyor. ABD herkesten iyi biliyor. Bizler AKP şahsında bir kez daha deneyimledik. HAMAS’ı besleyip büyütenler acı deneyimi bizzat yaşadı. Bilinenin önüne geiçilmemesi insanlığın düşürüldüğü yerdir.</p>
<p data-start="5736" data-end="6030">SDG’nin önünde ise iki yol var. Direnmek ya da teslim olmak. Uzlaşma ve “entegrasyon” masalları, cihatçı diktatörlüğe yumuşak geçişten ibarettir. Teslim olurlarsa Rojava biter. Kadın devrimi biter. Demokrasi umudu biter. Sonrası sıra sıra gelir. Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler… Kalanların da esamesi okunmaz.</p>
<p><strong><em>“Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgar,<br />
</em></strong><strong><em>Alçak damlı evlerin yüksek küçük pencerelerinden soluk ışıklar yağıyordu geceye,<br />
</em></strong><strong><em>Köpek havlamaları korkulara karışır kaygıları beslerdi,<br />
</em></strong><strong><em>Sonra dağlardan kurşun sesleri gelirdi, belirli belirsiz<br />
</em></strong><strong><em>Namlunun ucunda çırpınırdı yürekler<br />
</em></strong><strong><em>Ağıtlar yankılanırdı dağlara doğru<br />
</em></strong><strong><em>Kapılar kırılır, talan edilirdi sevdalar<br />
</em></strong><strong><em>Umutlar ve insan olan ne varsa?<br />
</em></strong><strong><em>Ve kan akardı derelerimizden; Zilan, Munzur, 33 kurşun, Newala Qasaba<br />
</em></strong><strong><em>Ve ülkenin bütün derelerinde?<br />
</em></strong><strong><em>O iklimde kalırdı acılar<br />
</em></strong><strong><em>Duymazdı bir Allahın kulu çığlığımızı<br />
</em></strong><strong><em>Ve dağlara sevdalanırdık<br />
</em></strong><strong><em>Karabasan gecelerin sabahlarında<br />
</em></strong><strong><em>Direnmek kalırdı Kürde<br />
</em></strong><strong><em>Yaşamanın bir başka adı direnmektir?” </em></strong></p>
<p><strong>                                             Apê</strong> <strong>Musa Anter</strong></p>
<p>İnsanlığa, söyleyeceğimiz tek şey HTŞ’ye meşruiyet verilmesini durdurun. IŞİD,  El Kaide türevi bir örgüt diplomatik muhatap olamaz. Katliamları belgel,, yargılayın, unutturmayın. SDG’ye somut destek verin. Türkiye’nin cihatçı ortaklığına yaptırım uygulayın. İsrail’in bu kirli işbirliğine karşı çıkın. AB, mülteci hesabıyla suç ortaklığını bırakıp insanlık tarafına geçsin.</p>
<p data-start="6394" data-end="6553">Bu bir siyasi tartışma değil, bir vicdan sınavıdır. Demokrasi mi, totaliterizm mi? Kadın özgürlüğü mü, patriyarkal şiddet mi? Çoğulculuk mu, mezhepçi kıyım mı?.</p>
<p data-start="6555" data-end="6723">Ben Rojava’nın yanındayım. Kadınların yanındayım. Azınlıkların yanındayım. İnsanlığın yanındayım. Cihatçı katillerin ve onların uluslararası ortaklarının karşısındayım. Nokta&#8230;</p>
<p data-start="6725" data-end="6741"><strong>Siz neredesiniz?&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sukruyildiz.de/kravatli-cihatcilar-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
